Bağımsızlık Demokrasi Özgürlük Eşitlik Birlik

Varto ve Karlıova JES istemiyor!

Muş’un Varto ve Bingöl’ün Karlıova ilçelerinde son aylarda güçlü bir halk direnişi yükseliyor. Amerikalı IGNIS H2 Enerji Üretim AŞ’nin yapmak istediği jeotermal enerji santralı (JES) projeleri engellenmezse Varto’da ve Karlıova’da toplamda 22 köyü olumsuz etkileyecek.

Hem Varto hem de Karlıova halkının büyük çoğunluğunun geçimi hayvancılığa ve tarıma dayalı. Sondaj çalışmaları yapılacak yerlerin büyük bir kısmı ise mera, tarım arazisi ve ormanlık alanlardan oluşuyor. Bunun yanında Alevi halkın inanç ve kültüründe önemli yer tutan ziyaretgâhlar da çalışmalardan zarar görecek. Köylünün tarım alanı, merası, inanç merkezi, kültürü tehdit altında. Bölgedeki doğal varlıklar, su kaynakları, endemik bitkiler ve nadir rastlanan hayvan türleri ciddi risk altında. Üstelik projelerin kurulacağı alanın Kuzeydoğu Anadolu Fay Hattı üzerinde olması risklerin boyutunu katlıyor.

Halk, bölgeye ciddi sosyal ve çevresel yıkım getirecek bu projelere karşı bir süredir eylemler, mitingler ve yaşam nöbetleri örgütlüyor. 24 ve 25 Nisan’da Varto ve Karlıova’da binlerce kişinin katıldığı iki büyük miting düzenlendi. Ben de bir ekolojist olarak bu direnişle bağ kurmak için İstanbul Vartolular Derneği’nin kaldırdığı otobüslerle bu mitinglere gittim. Yolculuk boyunca en dikkat çeken şey, örgütlü bir halk olmanın nasıl büyük bir direnme gücü yaratabildiğiydi.

Yereldeki köy dernekleri, şehir dışındaki hemşeri dernekleri, Alevi dernekleri, ekoloji örgütleri, kadın ve gençlik meclisleri, meslek örgütleri kolektif bir çalışma ve seferberlik halindeydi. Miting için İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Yalova, Kocaeli, Eskişehir, Didim, Adana ve Mersin’den otobüsler organize edilmişti. JES projelerinin getireceği zararlar konusunda halk bu mitinglerin örgütlenme sürecinde bilgilenmişti ve bölge halkının itirazı ülke genelinde kamuoyu tarafından sahiplenilmişti.

Hukuki itirazlar ve açılan iptal davalarının yanı sıra bölge halkı projelere karşı fiziki olarak da direneceğini, şirketi topraklarına sokmayacağını söylüyordu. Nitekim mitinglerde ortaya koyulan irade, halkın doğayı ve yaşamı savunma kararlılığı 3 Mayıs’tan itibaren, şirketin ilk sondajı vuracağı yer olan Varto’nun Çallıdere Köyü’nde başlatılan nöbetle sürdürüldü. Nöbet eylemi her gün bir başka köy meclisi tarafından devralınarak yürütülüyor. Nöbet çadırlarında halk jeotermal santralların risklerini ziyaretçilere anlatırken direnişin nasıl ilerletilmesi gerektiğini kolektif olarak tartışıyor.

Tüm bu mücadele, esasında birkaç hafta gibi kısa bir süre içinde yeşertilmişti. Çünkü halk ilgili projelerden oldukça geç haberdar olmuştu.

Varto köylülerinin aktardığına göre şirket 2023 yılından beri bölgede araştırmalar yürütüyor, toprak ve sudan numuneler alıyormuş. Fakat ne yaptıkları sorulduğunda köylülere “Deprem fay hatlarını inceliyoruz” diyerek JES projesini gizlemişler. Amerikalı şirket tarafından JES kurulmak istendiği ancak sondaj yapılacak köylerden birinin muhtarının mera komisyonuna imza için çağrılmasıyla öğrenilmiş. Direniş işte bundan itibaren örgütlenmeye başlamış.

Halkın kısa bir sürede mitingler, nöbetler ve köy komiteleri etrafında organize olabilmesinde bölgedeki mevcut politik deneyim ve örgütlülüğün rolü büyük elbette. Göçle birlikte farklı kentlere dağılan nüfusun bağlarını koruması, hemşeri dernekleri etrafında örgütlenmiş olması direnişin kısa sürede ülke geneline yayılmasını kolaylaştırdı. Bir diğer etken ise kuşkusuz toplumun genelinde ekolojik sorunlara dair bilincin yükselmesi. Bu bilinçle tehdidin boyutunu önceden gören örgütlü halk hızlı ve kararlı bir karşı koyuş geliştiriyor. Bugün halkın bu kadar hızlı tepki vermesinde, Türkiye’nin farklı bölgelerinde yıllardır süren ekoloji mücadelelerinin bıraktığı birikimin de payı var.

İktidarın izlediği ekonomi politikalarının dayandığı turizm, madencilik, enerji ve inşaat sektörlerinin ülkenin her köşesinde yarattığı ekolojik yıkım son yıllarda giderek daha da görünür hale geldi. Jeotermal enerji projeleri, yenilenebilir enerji kategorisinde temiz ve çevre dostu olarak sunulsa da Gediz ve Büyükmenderes bölgelerinde JES’lerin yarattığı hava kirliliği, koku sorunu, tarımsal üretimde ve hayvancılıktaki kayıplar, halk sağlığı sorunları düzenlenen eylemlerle kamuoyuna taşınarak tartışılmıştı.

Varto Ekoloji Platformu Gençlik Meclisi’nden Mesut Bingöl de nöbet çadırından katıldığı bir canlı yayında daha önceki JES projelerinde ortaya çıkan sonuçların kendileri için bir uyarı anlamı taşıdığını şöyle ifade ediyordu: “Çevreye verdikleri zararı, zeytinliklerin nasıl kuruduğunu, ormanların nasıl yavaş yavaş kuruduğunu, hayvanların artık eskisi gibi rahat doğada otlamadığını, insanların kanser oranlarının yükseldiğini görüyoruz.” İzmir, Aydın, Manisa’da yakın geçmişte sürdürülen JES karşıtı direnişler sayesinde birçok yeni projenin durdurulması sağlanmıştı. Varto ve Karlıova’da halk başka bölgelerde yaşanan deneyimlerden de öğrenerek direnişteydi.

Varto ve Karlıova’da sürdürülen direnişlerde bu JES projelerinin, bölge halkı tarafından bir göçertilme politikası ve kültürel tehdit olarak değerlendirilmesi de dikkat çekiciydi.

Çoğunluğunu Kürt Alevilerin oluşturduğu bölgede 1990’lı yıllarda devlet tarafından gerçekleştirilen köy boşaltmalarla ve siyasi sürgünlerle halk yerinden edilmişti. Varto’da misafir olduğum Sofyan Köyü’nde sohbet ederken köylüler bugün Vartoluların yarısından fazlasının ya başka şehirlerde ya da yurtdışında yaşadığını söylemişti. Halkın anadili Zazaca köylerde gençler de dahil olmak üzere aktif şekilde kullanılmaktaydı. Fakat şehir dışına göç eden ailelerde yetişkinler günlük hayatlarında dillerinden uzak kalmış, gençler ise anadillerini yeterli düzeyde öğrenememişti.

KESK’e bağlı Tarım ve Ormancılık Hizmet Kolu Kamu Emekçileri Sendikası (Tarım Orkam-Sen) 18 Mayıs’ta yayımladığı “Varto’da JES Dayatması Yaşam Hakkının Gaspıdır!” başlıklı açıklamasında bu sürecin yaratacağı ekolojik yıkımın uzun vadede köylüleri bölgeyi terk etmek zorunda bırakabileceğini ifade ediyor. Açıklamada yer verilen bilgilere göre, jeotermal enerji faaliyetleri çoğu zaman enerji yatırımı olarak sunulsa da açılan sondajlar, elde edilen jeolojik veriler ve altyapı çalışmaları ilerleyen süreçlerde madencilik faaliyetleri için de kullanılabilmekte. Yani enerji projelerinin kapasite artırımıyla büyütülmek istenmesinin yanı sıra ilerleyen zamanlarda madencilik projelerinin de bunlara eklenmesi riskleri de oldukça yüksek. Su kaynaklarının kirlenmesi, toprağın ağır metallerle zehirlenmesi bölgedeki ekosistemin, endemik bitki ve hayvan türleri için olduğu gibi insanlar için de yaşamı sürdürebilme olanaklarının yok edilmesi demek.

Bu tür projelerin güncel ele alınışındaki diğer önemli bir yön de iki yıla yakın bir süredir tartışılan “Barış ve Demokratik Toplum Süreci”nin halkta demokratikleşme ve toplumsal barış beklentisini öne çıkarması. Ancak Varto ve Karlıova’da halkın yaşam alanlarını, geçim kaynaklarını, kültürünü ve anadilini tehdit eden projelerin devlet teşvikiyle hayata geçirilmek istenmesi ciddi bir çelişki yaratıyor. Bir yandan demokratik toplum söylemi kurulurken diğer yandan ekolojik yıkım yaratacak projelerin halk dışlanarak tepeden inme yöntemlerle dayatılması, halkın demokratikleşme sürecinden beklentileri ile de açıkça uyumsuzluk taşıyor.

Varto ve Karlıova halkının başlattığı mücadele güçlü ve JES projelerinin iptali için şirkete geri adım attırabilecek kararlılıkta. Ancak artık biliyoruz ki ekoloji mücadelesi yalnızca tek bir bölgede tek bir projeyi durdurmakla sınırlı kalamaz. Sınırlı kalmaya çalıştığı ölçüde o şirketle baş başa kalan halkın kazanma gücü de azalır. Çünkü ülke kapitalizmi sermayenin kârını sürdürebilmek için sürekli yeni enerji, madencilik ve inşaat projeleriyle, zaten büyük bir geçim sıkıntısı yaşayan halkın tutunmaya çalıştığı topraklara daha fazla el koymayı, telafisiz bir şekilde yağmalamayı gerektiriyor. Bu nedenle ekoloji mücadelesi verenlerin de bu saldırının boyutu ve sürekliliğine uygun şekilde devamlılığı olan örgütlülükler kurması gerekiyor.

Varto ve Karlıova’da yükselen direnişi aynı zamanda demokrasi ve emek mücadelesinin bir parçası olarak görmek gerek. Aynı zamanda bu direniş, ancak örgütlü bir halkın şirketleri durdurabileceğini gösteren en güçlü örneklerden biri olarak da önümüzde duruyor.

Çise Yıldız
Çise Yıldız
Anadolu Üniversitesi sosyoloji bölümünde okudu. Ankara Üniversitesi sosyoloji bölümünde göç, mültecilik ve toplumsal cinsiyet konulu çalışmasıyla yüksek lisans eğitimini tamamladı. Polen Ekoloji Kolektifi üyesidir, 2021 yılından beri kolektifle birlikte ekoloji alanında çalışmalarına devam etmektedir.

Yazarın Diğer Yazıları

Emek ve doğa birlikte direniyor

Türkiye’nin farklı şehirlerinde ekoloji hareketine ve emekçi sol örgütlere yönelik siyasi operasyonlar ardı ardına geliyor. Son birkaç ayda çok sayıda ekolojist, sendikacı, gazeteci ve...

Yıkımın 3. yılında: Yeniden inşa nasıl ilerledi?

Şubat depremlerinin 3. yıldönümündeyiz. Kaybettiğimiz canların acısı yüreğimizde. Peki, yıkılan kentlerin durumu, hayattan kalanların yaşam koşulları nasıl? 27 Aralık’ta Hatay’da “Asrın İnşası Türkiye’nin Başarısı: 455...

Madencilik kime yarar?

Türkiye’de madencilik ve yarattığı yıkımlara karşı yükselen direnişler geçen yılın en önemli gündemlerindendi. Şirketler ve projeleri ülkenin her köşesini kuşatmış durumda. Madencilik talanına karşı...

Sosyal Medyalarımız

9,251BeğenenlerBeğen
2,745TakipçilerTakip Et
4,012TakipçilerTakip Et
677AboneAbone Ol

Son Yazılar

- Advertisement -spot_img