Kadınlarımız ne diyor?

0
56

8 Mart Kadınlar Günü’nde kadınlarımızın hatırlarını sorup, seslerini duymak istedik. “Bizim toplumumuzda ‘kadın’ olmak nasıldır, avantajları, dezavantajları nedir?” deyip iç sesimize kulak verdik. Anaerkil toplum aşamasında, mitolojilerimizde, destanlarımızda ve sonraki toplumsal aşamalara evrilirken kadınlarımızın konumu neydi, bugüne taşınmış olan ‘xabze’de bütün bu süreçlerin hangileri daha etkin, uzun uzun tartışılabilir elbette ancak bizce yine de asıl olan bugün kadınlarımızın ne düşündükleri, ne hissettikleri ve bu durum karşısında ne yapacaklarıdır?
Farklı yaş gruplarına ilk aklımıza gelen soruyu sormakla başladık işe ve ‘Nasılsınız?’ dedik. İlk gelen yanıtlarımızı yayınlıyoruz. Önümüzdeki aylarda da sorularımız ve yanıtlarımız devam edebilir.

“Güzellikleriyle, temiz ve düzenli olmalarıyla, zarafetleriyle anılan Çerkes kadınları bu sistem içinde hiç mi zorluk çekmediler” sorusunu düşünmüşümdür hep. Her ne kadar “Kadın-erkek ayrımı bizde olmaz” dense bile büyüklerimden dinlediğim, benim de şahit olduğum şeyler var.
Kocasından dayak yiyip morarmış yüzünü yaşmağıyla saklamaya çalışan kadınlar gördüm. Halalarımı, babaanneleri asla mutfak tarafına sokmazmış; “Evde yemek işlerini gelinler yapar, kızların elleri kara olur” dermiş. Annelerine bahçe ekim didim işlerine ninelerinden gizli yardım ettiklerini söylerler. Yani kadın olmak Çerkes toplumunda ikiye ayrılmıştır; evlenmeden önce ve sonra. Hatta bizim oralarda bir söz vardır: “Çerkeslerden kız al, kız verme.”
Babaannem görümcesinin çevre köylere atın terkisinde düğünlere götürüldüğünü, kendisinin gelin olduğu köyün düğünlerine bile yıllarca gönderilmediğini söylerdi. “Gelinlerin ne işi var gezmelerde, onlar bütün aile bireylerine (buna çocuklar da dahil) sonsuz hizmet ve hürmet göstermekle görevlidir. Sabah kimse uyanmadan kalkmak zorundalar. Üzerine güneş doğarsa çok ayıp (bo haynep).” Annem büyük bir şuç işlemiş gibi “İki kere başıma geldi, çok utandım” diye anlatırdı. Gece uyuyabilmen için ise evde herkesin yatması gerekir. Yengem de “Ooo, millet yatacak da biz yatacağız, uykum gelince kaç defa yüzümü soğuk suyla yıkardım” derdi.
Ben kalabalık ve büyüklü evde yaşadım, ramazan sahurlarında dahi yatak kıyafetiyle odamızdan çıktığımızı hatırlamıyorum. Erkekler için aynı durum söz konusu değildi mesela.
Ben de Çerkes gelini oldum ama böyle şeyler yaşamadım. Biz, asimilasyonla birlikte geleneklerin de epeyce terk edilmeye başladığı bir kuşağız aslında. Kayınvalidemle bu âdetler üzerine uzun sohbetlerimiz olurdu. Kendisi Çerkeslerin ilk işçi kadınlarındandır. Çalışmaya başladığımda bunu yıllarca babamdan ve erkek kardeşimden gizledim çünkü “Bizde kadınlar çalışmaz” derdi. Geleneklerin baskıcı yönlerine karşı mücadele etmiş bir kadın olarak hep şunu söylerdi: “Benim babam kız-erkek ayrımı yapardı, o yüzden ben kız çocuklarını daha çok seviyorum.”

Aysel Hoşgit

***

Öncelikle Çerkes toplumunun bir üyesi olmanın gururuyla sözlerime başlamak isterim. Bu ülkede veya Çerkes toplumunda kadın olmaktan dolayı bugüne kadar hiçbir zorluk yaşamadım. Dışarıdan bakıldığında zor görünen âdetlerimiz olduğu doğrudur. Fakat onlarla büyüyünce insana zor gelmiyor. Aksine, o zor görünen âdetlerimizin azalıyor olması çok üzücü…

Mine Geze

***

İyi ki Çerkesim doğrusu… Genç bir kadın olmanın sonsuz özgürlüğünü saygı çerçevesinde yaşarsınız. Çok eğlenirsiniz, gezersiniz. Hayat size güzeldir. Böyle eğlenirken ailenizle hiç tartışmazsınız. Çünkü bilirler ki xabze’ye göre davranır genç erkek ve kızlar. O nedenle de güven duyarlar.
Evlendiğiniz zaman işler biraz karışıyor. Evde her alanda sorumluluk alırsınız. Ev işleri ve çocukların ihtiyaçları annelerin sorumluluğunda. Erkekler sadece çalışır, para kazanır. Ancak artık kadınlar da çalıştığı için erkekler eşlerine yardımcı olmaya çalışsalar da çoğunlukla yük kadınların üzerindedir.
Eşler arasında güven yüksektir, bu nedenle de daha serbest hareket ederiz. İstediğim yeri, istediğim zamanda, istediğim kişilerle gezebilirim. Ama aynı zamanda hiç kimseyi de ihmal etmeyiz, bunun için de daha çok yoruluruz.

Nilüfer Karadaş

***

Çeçenlerde kadın ve erkek eşittir, hatta kadın el üstünde tutulur. Saygı görür, kadın önde yürür. Aile içinde söz söyleme hakkına sahiptir. Fikir beyan edebilir ve önerileri de dinlenir. Genelde Çeçen erkekleri evde uysaldır ve ev içerisinde kadının sözü de önemlidir. Ancak ev işlerinde kadının sorumluluğu daha fazladır. Genellikle tarlada, bahçede çalışmaz kadınlarımız fakat ev içerisinde, çocuk yetiştirmede tamamen sorumluluk kadının üzerine kaldığı için zorluk yaşayabilir. “Çeçenlerde kadın olmak güzeldir” diyebilirim.

Sevda Toka Yançatoral

***

Hem özgür hem tutsak… Bir yanıyla yaşadığımız topluma göre oldukça özgürken, özellikle evlendiği andan itibaren geleneklerin yüküyle baş etmek zorunda kadın… Yaşadığımız toplumla yetiştiğimiz kültür arasındaki çelişkilerle baş etmek zorundayız. Hem özgür hem tutsak olma çelişkisi yakamızı bırakmıyor. Hem çok şanslıyız hem de şanssız.
Zerrin Hatacıkoğlu

***

Dezavantajı yok ki… Dünyanın en güzel kültürüne sahibiz.
Avantaja gelince; kadının sosyalleşme şansı daha çok. Aslında bu erkek için de söylenebilir.
Ben, kadın ya da erkek diye ayırmadan, Çerkes olmak başlı başına güzel bir durum diyorum.
İyi ki Çerkes bir ailenin çocuğu olarak gelmişim dünyaya.
Zeynep Gökova

***

Çerkes kadını ince, zarif, saygılı, fedakâr olduğu kadar güçlü, zeki ve çalışkandır. Ayakları daima yere basar. Kendine güveni tamdır ve girdiği her toplulukta saygı görür. Çerkes toplumunda ise insana saygı esastır; kadına ya da erkeğe diye ayrım yapılmaz. İyi ki bu milletin bir ferdiyim, diyorum.
İlkay Gökova

***

Oset toplumunda kadın, doğduğu andan itibaren eşit, saygı duyulan, evlenene kadar özgür, evlendikten sonra âdetler gereğince bazı kısıtlamalardan dolayı sınırlı özgürlüklerde yaşayan bireyler olarak hayatını sürdürmektedir. Toplumumuzda kadına saygının bir sembolü olarak gösterebileceğimiz; danslarımıza da konu olan, iki kavga eden erkeğin arasına başındaki şalını bırakan kadın, bu kavganın bitmesini sağlar.
Hiçbir zaman toplumumuzdaki erkekler; baba, oğul ve erkek kardeş kızına, kardeşine veya eşine kötü söz söylemez, şiddet uygulamaz. Bunlar Oset toplumunun kadına artılarıdır. Evlendikten sonra geleneklerimiz gereği büyüklere saygı, misafirlere ve aile bireylerine hizmet hep evin hanımına aittir. Eskiden ayakkabı (zabır) yapımı, ceket ve pantolon dikimi gibi beceriler de evin hanımı tarafından yapılırdı. Aslında tanıdığım tüm Oset hanımları son derece becerikli insanlardır.
Bir İron olarak; kadının Türkiye’de ve Osetya’da farklı şekillendiğine de şahit oluyoruz; şöyle ki Türkiye’deki kadınlar Müslüman, Oset ve Türk değerleriyle, Osetya’daki kadınlar ise Rus (çoğunluğu Hıristiyan) ve Oset kültürüyle şekillenmektedir. Zaman içinde keskin âdetlerimiz törpülenmekte, çağa uygun davranışlarla bazıları kaybolmaktadır. Sonuçta, bir Oset kadını olarak âdetlerimizi yaşamaktan ve yaşatmaktan çok memnunum.

Hamlet N. Arpat

***

İyi yönü: Çerkes kadını özgür doğar.
Dezavantaj: Fazlasıyla saygılıdır.

Neslin Gümüş

***

“Kıza biçilen başlık, o evi refaha taşımaz.”
(Oset atasözü – Çeviri: Muammer Tekin)

“Kadın ve toprağın yaratamayacağı hiçbir şey yoktur.
(Abaza atasözü – Çeviri: Ataman Oğuz)

“Kadının olduğu yerde kılıç çekilmez.”
(Adige atasözü – Çeviri: Erdoğan Yılmaz)

“Yaşamı toprak, insanlığı kadın yaratır.”
(Çeçen atasözü – Çeviri: A. Kadir Polat)

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here