Açık hava üniversitesi

0
651

Kuruluş tarihini ben de bilmiyorum çünkü benim aklım yettiğinde açık hava üniversitesine devam eden büyüklerimiz vardı. İmrenerek bakardık biz ne zaman başlarız diye fakat oraya başlamadan evvel geçeceğimiz aşamalar vardı şüphesiz: Ön kayıt, adaptasyon süreci, hazırlık. Ve nice sonra üniversitenin kapısından girecektik.

Bahsettiğim üniversite, Hacı Zekeriya (Poğhu) Amca’nın dükkânının önü; köyümüzün (Kahramanmaraş Mehmetbey Köyü) Oxford’u, Cambridge’ı ne bileyim toplum akademisi işte. Evet dostlar, oraya uğramak için önce rüştünü ispat edeceksin, gömleğin cebine horozlu yuvarlak ayna bir de ince-kalın dişli kemik tarak koyacaksın. Ayva tüyü sakal, bıyıklar falan derken delikanlı olmaya başladığımız yaşlar…

İşlerimizi bitirir, kovalarla eve taşıdığımız suyu kendimiz ısıtır, duşumuzu alırdık. Güzel elbiselerimizi giyip toplanma noktasına aynı saatte giderdik sözleşmiş gibi, dükkânın önünde buluşurduk gençlerle. Fakat yaşça bizden büyükler varsa direkt gidip oturmazdık öyle, önce önlerinden bir tören geçişi yapardık, tekrar döndüğümüzde anlarlardı büyüklerimiz ve orayı bize bırakıp giderlerdi. Derken günlük muhabbet başlardı, hal-hatır sonrası ikişerli üçerli gruplar halinde köyde tur atmaya başlardık.

Tabii tur saatleri genelde kızların köy çeşmelerinden evlerine günlük içme ve kullanma suyu taşıma zamanlarına denk gelirdi. İşte o bekleme esnasında kızlara Clark Gable bakışları fırlatır, platonik duygular vb. neler neler düşünürdük. Kimse kimseyi rahatsız etmeden, belli etmeden içten içe hesaplar yapardı ama masumca.

Sonra herkes akşam yemeğinden sonra tekrar aynı adreste buluşmak üzere evine giderdi. Yemeğin ardından yeniden toplanılırdı üniversitenin önünde, nerede düğün var araştırılırdı. Çevre köylerden tutun da Uzunyayla’ya kadar nerede ne oluyorsa mutlaka haberimiz olurdu. Bazılarımız anlaşarak taksi kiralayıp düğünlere giderdik.

O düğünlerin tadını ancak yaşayanlar bilir. Her düğünde o kadar güzel şeyler yaşanırdı ki… ‘Semerkov’lar (şaka), ‘kaşen’ler, ‘qafe’ler, ‘şeşen’ler, ‘wuc’lar ve akordeon veya mızıka eşliğinde melodisine karşı konulamayan, kalbin içine işleyen ‘dejuv’larla öyle güzel düğünler görürdük ki ancak o kadar olur.

Gittiğimiz düğünlerde edindiğimiz dostlar ayrıca önemliydi tabii. Başka düğünlerde tekrar karşılaşırdık ve dostluklarımız pekişirdi. O dostluklar da hiç unutulmuyor ve hep hafızalarda kalıyor. İşte dostlar, toplumumuzdaki davranış bilimleri dersini biz buralardan alırdık noksansız. Uygulama yine aynı şekilde hatasız. Saygı, sevgi, şevk ile birbirimizi onore ederek. Tüm bu yaşadıklarımız aslında sosyoloji tezlerine konu olacak kadar özel ve güzeldi. Onun için ben Poğhu Amca’nın dükkânının önünü bir açık hava üniversitesi, bir toplum akademisi olarak görüyorum.

Büyüklerimizden görerek, dinleyerek silsile yolu ile aktarılıyordu bilgiler, tamamen gözleme dayalı. Adı konulmamış, muntazam işleyen dişli mekanizması gibi hiyerarşik bir düzen içerisinde… İşte bunun adı ‘XABZE’ idi. Bu güzelim üniversitenin mezunu olmayan yoktur köyümüzde.

Öğrencilik yıllarında gecenin geç saatlerine kadar orada yaptığımız konuşmalar, gürültüler, hareketlilik… Tüm bunlardan bu yaşıma kadar orada ikamet eden değerli büyüklerden hiçbir şikâyet vuku bulmamıştır. Bizlere gösterdikleri sabırdan dolayı onlara müteşekkiriz. Onlar da üniversitenin asli unsurlarıydı şüphesiz.

Bizlere o güzel anıları yaşatan, anlayış gösteren büyüklerimize sonsuz minnet ve saygılarımı sunar; bu güzel anılara tanıklık eden, katılan, yaşayan herkesi saygıyla selamlarım.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz