0
95

Nerde kalmıştık…

Nerde kaldığını bilemem ama nereye gittiğini biliyorum…

Haşlanmış yumurta ile yol biter mi?

302 Mercedes otobüslerde tuz ve karabiber nerden bulunur bilinmez, soyulan yumurta kabuklarının koridora düştüğü olur elbet…

Kusmaya, mide bulantısına o pis kokan siyah torbaların dağıtıldığı Siirt Petrol otobüsleri…

Yola çıkılır akşamüstü Siirt’ten, akşam sekize doğru iftar vakti sırasında otobüsün arkasında ezan okunur, sonra haşlanmış yumurtalar ekmekle yenirdi…

Tillo’da mola versek bilmem kaç rekat namaz bile kılınırdı, ancak Tillo istikametimizin tam tersindeydi.

Kurtalan Ekspres adı altında üç gün süren tren yolculuğu var o başka, tren daha uzun sürer, bitmek bilmezdi…

Uzun şişelerde su ikram ederlerdi muavinler, daha o zaman kek filan ikram edilmez, çay kahve düşünülemezdi dahi…

Çaylar şirketten diye anons olurdu ama çayları içmek yürek isterdi…

Tuvaletler paralıydı, bir de paralı olmasa nasıl olurdu kim bilir…

Mola bittiğinde sağ arka kapıdan bakarak, sağ serbest, diye bağırırdı muavin… Gaza basardı şoför yola çıkarken… Sağ serbest en baba sinyaldi, muavin öyle bir gururla bağırırdı ki, ben olmasam yola çıkamayız edası yaratırdı…

Daha ikinci vitese geçmeden sigaralar yakılır, ortalığı duman kaplardı…

Önce siyah torbaların dağıtılma vaktiydi, peşinden ne gelirdi tahmin edin… Su…

Metal kapaklı uzun su şişelerin yerini, pipet geçirilen su torbaları aldı, çok çok sonra tek kullanımlık bardaklar, sonra büyük pet şişelerden karton bardaklara su konarak yapılan ikramlar…

Yolda su içmek iyidir, otobüsün tavanından açılan kapaktan gelen serinlik yetmezdi, arkadan kapının önünde duran buzdolabından gelen o su serinlemek için biraz işe yarardı…

Tekerlek üstünde ayaklarını toplayarak oturan teyze, örgüsünü örerdi, başka türlü geçer mi o yol…

Kış zamanı, kolunu cama dayarmış teyze, buz tutarmış kolu, ördüğü de işe yaramazmış…

Lastik muhakkak patlar, Ankara’ya varmadan patlardı üstelik… Kırşehir, Nevşehir civarı tam lastik patlama yeriydi…

Tamirci olmaz, kaptanlar indirirdi lastiği, muavin yanlarında poz verirdi, berber çırağı gibi izlerdi…

Hani, sağ serbest diye kendine güvenerek bağıran muavin nerede…

Adapazarı’na gelmeden Pekşenler Sapağında iniyoruz…

Geldik sayılır, bırak Adapazarı’nı, Bolu-Düzce demek, geldik demekti…

Yol boyunca giden su kanallarında yüzmeyi düşünürken, muavinin tuttuğu kötü kokan o tütün kolonyasından almak ile almamak arasında, geldik derdim…

Bostancı Tüneli, İstanbul demektir…

Düğün var, Pekşenler’de iniyoruz…

Siirt’ten aldığımız duvar saati var düğün hediyesi…

Altı tekerleksiz koca koca valizler…

Cüneyt Dayı karşılıyor bizi, köye geçiyoruz…

Anneannem ve Nenem, Ada’dalar…

Ada denirdi Adapazarı’na…

Birlikte almaya gidiyoruz Cüneyt Dayı ile…

İki sevdiğim beni görünce çok seviniyorlar, ben ön koltuğa, onlar arkada oturuyorlar…

Cüneyt Dayı, Bulvara gelince, dondurma ister misin, diye soruyor… İstemez miyim, dondurma çok kıymetli üstelik külahta…

Siirt’in tek dondurmacısı Abdullah…

Ramazan’da kapalı, biz çocuğuz iftardan sonra kim gidecek…

Alayın karşısında köşede…

Uğur makinesi ile dondurma yapıyor Abdullah…

Yaptıklarının hepsi çok güzel, zaten başka dondurmacı yok ki…

Gazoz yok o zaman Siirt’te…

Külah yok, iki ince gofret arasında veriyor dondurmayı…

Sıcakta erimesin diye hem çabuk, hem de döndüre döndüre yemelisiniz… Büyük maharet ister o dondurmayı yalamak…

Eller yapış yapış olur, dondurma bitince, yapacak bir şey yok diye, istenen bir çaresizlikle parmaklar yalanır…

İşte o dondurmadan sonra, Ada’nın külahta dondurması yenmez mi?

Ön koltukta oturuyorum, Patates Pazarı’nı geçip E5 bağlantısına geliyoruz…

Ön koltukta oturmuşum, bir nevi muavinim…

Cüneyt Dayı’ya, sağ serbest diyorum…

Köye gidiyoruz, daha kokulu üzüm yiyeceğim…

Çardakta duran masa takvimini bozacağım…

Tarih değişecek, gelecek, o gün olacak…

Söğüdün gölgesine saklansam mı acaba diye düşünüyorum…

Nerede kalmıştık, muavin yolcuları çağırıyor otobüse…

Tutku Otobüsü…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here