Çerkesler açısından mayıs ayı, 21 Mayıs 1864 tarihini içerisinde barındırması sebebiyle önemlidir. Sürgün temalı programların düzenlendiği bugünlerde Kafkas diasporası senenin yoğun zamanlarını yaşıyor. Özellikle son çeyrek yüzyılda bu alan üzerindeki çabalar arttı, ancak henüz yolun başında olunduğu görülüyor. Karaçay-Malkarlılar da bu hikâyenin bir parçası, onlarla ilgili çalışmalar genelde dilbilim alanıyla sınırlı ve göç hareketlilikleri konusu araştırılıp tüketildiği düşünüldüğünden önemsenmiyor. Halbuki sürgünleri anlamlandırma çabası, diasporadaki hafızanın ortaya çıkarılması ve potansiyel yeni göç hareketliliklerinin önlenmesi gibi nedenlerden dolayı değerlidir.
Karaçay-Malkar halkı Kafkas Sıradağları’nın zirvesi Elbrus’un çevresinde (günümüzde Karaçay-Çerkes ve Kabardey-Balkar cumhuriyetleri) yaşayan bir topluluk, dolayısıyla 19. yüzyıldaki Rus-Kafkas Savaşı’nın yıkıcı sonuçlarından nispeten daha az etkilendi. Kafkasya’da Rus iktidarına boyun eğmeyen Karaçay-Malkarlılar gerçekleştirdikleri isyanlar neticesinde zorunlu sürgünlere maruz kaldı. 200 yıldır belirli aralıklarla Karaçay-Malkar halkının bir kısmı Kafkasya’dan Anadolu’ya geldi. 2 Kasım 1943 ve 8 Mart 1944 sürgünleri Kafkasya’daki Karaçay-Malkar toplumunun kolektif hafızasında önemlidir, ancak bu yazının odağında Osmanlı-Türkiye’ye yapılan sürgünler ve diaspora merkeze alınacak.
Osmanlı döneminde sürgünler
Karaçay-Malkarlılar ve Ruslar arasında 1828 yılında yaşanan Hasavka Savaşı’nın ardından Osmanlı’ya ilk göçlerin başladığı belirtilir. Bu düzensiz göç, bugün Türkiye sınırları içerisinde kalan Kars bölgesine ve yine günümüzde Gürcistan sınırları içerisinde kalan Ahıska bölgesine gerçekleşti. Ancak bu insanlardan geriye az şey kaldı, bazı kişiler sadece kökenlerinin Karaçay-Malkar olduklarını bilmekte; kaç kişinin göç ettiği muamma.
1885-1887 yılları arasında Rusya’nın bölgede artan hâkimiyeti ve askere alım iddiaları yeni bir göçü tetikledi. “Birinçi Istampulçula” (İlk İstanbulcular) olarak bilinen bu dindar grup ile ilgili açık belgeler bulunmakta. Yaklaşık olarak 5 bin kişilik bu grup Anadolu’da ve Suriye’de köyler kurdu. 1905-1907 yılları arasında gerçekleşen ikinci göç dalgası ise daha planlı ve organize. “Ekinçi Istampulçula” (İkinci İstanbulcular) ismi verilen, yaklaşık olarak 5 bin 500 kişilik bu grubun göçünü Japonya-Rusya Savaşı ve Rus Devrimi tetikledi. İkinci Abdülhamit’in emriyle onlar için Konya, Eskişehir gibi çeşitli noktalarda yerleşim yerleri kuruldu.
Azınlık bir diğer grup Karaçay-Malkar ise Birinci Dünya Savaşı’nın sonlarından itibaren İstanbul’a göç etti. Beyaz Ordu içerisinde, General Anton İvanoviç Denikin ve daha çok Pyotr Vrangel komutasında savaşan bu insanlar, Beyaz Ruslarla birlikte İtilaf Devletleri’nin işgali altındaki İstanbul’a sığındı. Beyaz Rusların çoğuna Batı ülkeleri cazip geldi ve zamanla oraya doğru gittiler, tek tük Karaçay-Malkar sığınmacı İstanbul’da kaldı.

Türkiye dönemi sürgünler
İkinci Dünya Savaşı sırasında Sovyetler Birliği’ne isyan eden bir grup Karaçay-Malkar, Batı’ya doğru yola çıktı, çeşitli Avrupa ülkelerinde 6-7 sene kadar bulunup Türkiye’ye geldi. Bazı kaynaklara göre 200 kişilik olan bu mülteci grubun öne çıkan isimlerinin Sovyet istihbaratı KGB tarafından takip edildiği anlaşılınca 1960’lı yıllardan itibaren büyük bir kısmı ABD’de New Jersey’ye bağlı Clifton ve Paterson bölgelerini göç etti.
2000’li yılların ardından Çeçenya meselesi ve dini nedenlerden dolayı bir Karaçay-Malkar göçüne daha tanık olundu. İstanbul ve Yalova’ya yerleşen bu gruptakilerin sayısının 500 kadar olduğu tahmin ediliyor. Ukrayna-Rusya Savaşı ile bağlantılı, Rus ordusunda savaşmak istemeyen bir kitle de geldi, fakat onların çoğu kalıcı olmadı. Maddi durumu iyi olan Karaçay-Malkar kişilerin Rus göçmenler gibi Antalya, Muğla benzeri yerlere yerleşmeleri de söz konusu.
2011 yılında Suriye’de başlayan savaş nedeniyle tahmini olarak Karaçay-Malkarlıların 1.000 kadar kişilik kısmı Türkiye’ye geldi. İlk etapta Anadolu’daki Karaçay-Malkar köylerine yerleştirildiler. Bazıları Türkiye’nin gelişmiş Batı şehirlerinde yaşama tutunmaya çalıştı. Ancak ileri yıllarda 500 kadarı Avrupa’ya gitti ya da Suriye’ye döndü. Esad rejimi sonrası tekrar evlerine dönüp dönmeyecekleri belli değil.
Sürgünlerin geleceğe etkileri
Karaçay-Malkarlıların göç hareketlilikleri 200 senedir devam ediyor. Bunlar zorunlu göç, bir nevi sürgün. Kafkasya’daki bütün halklar sürgüne maruz kaldı, bu durum Rusya’daki siyasi ve ekonomik atmosferle doğrudan bağlantılı. Rus hâkimiyetiyle geleneksel düzenin sarsılmasının göçü artırdığı belirtilmeli. Hem tarihte hem de günümüzde Müslümanlığı özgürce yaşama arzusu göçleri tetikliyor. Geçmişte sürgün edilenler kırsal bölgelerde salgın hastalıklar, gıda kıtlığı, savaşlar gibi temel konular etrafında mücadele ettiler. Günümüzdekiler ise şehir merkezlerinde vatandaşlık problemleri ve derin kimlik bunalımları yaşıyor.
Özetlemek gerekirse Karaçay-Malkar halkının göç hareketlerinin farklı tarihlerde, çeşitli nedenlerle yapıldığı görülüyor. Resmi olaylar ve belgelerin dışında ailelerde gizli kalan benzersiz hikâyeler var. Araştırılmayan sürgünler nesilden nesile yok oluyor. Acılarını anlatmama, haklarını aramama eğilimi göçlerin neden ve sonuçlarını belirsizleştiriyor. Sovyetler Birliği sonrası göçlerin tanıkları hayatta olmalarına rağmen onlarla ilgili ciddi bir çalışma yapılmadı. Bu tabloya rağmen her sürgün grubu diasporaya yeni bir dinamizm verdi; çünkü onlar kültüre ve dile hâkim, kimliği ideal biçimde taşıyan insanlar olarak kabul edildiler.
Sonuç olarak; Kafkas halkları, Çerkesler ve Karaçay-Malkarlılar açısından göç, sürgün, soykırım gibi mayıs ayında konsantre olunan süreçlerin yeniden düşünülmesi gerektiği açık. Kurban ya da aktivist gibi rollerin ötesinde yeni perspektiflere ihtiyaç var. Rusya’dan adalet talep etmek, mağduriyet söylemleri üretmek gibi kısıtlayıcılıklardan özgürleşip gerçeği ortaya çıkarmak hedeflenebilir. Örneğin sözlü tarih tekniğiyle bireysel ve aile hikâyelerinden özgün çıkarımlar yapılabilir. Nihayetinde sürgünlerin mirası, diaspora kimliğinin inşasında ve geleceği kurgulayacak yeni toplumsal hareket kodlarında belirleyici bir konuma sahip.







