Dr. Elçin Başol, Abhazya vatandaşlarının hakları ve ülkenin uluslararası izolasyonuyla ilgili konuşma yapmak üzere, 27-28 Kasım tarihlerinde Birleşmiş Milletler Cenevre Ofisi’nde düzenlenen 18. BM Azınlık Forumu’na katılmıştı.
Forumun ilk gününün akşamında sokakta yanına yaklaşan iki kişi tarafından tehdit edilen Başol, forum sürecinde yaşadıklarını Jineps’e anlattı.

Serap Canbek
-Jineps okurları için kendinizi tanıtır mısınız?
-Elçin Başol (Adzınba). Düzceli Abhaz (Sagaria) bir anne ve Bozüyüklü Abhaz (Akoçba/Adzınba) bir babanın tek çocuğu olarak İzmit’te doğdum. Lisansımı iletişim, yüksek lisansımı “Savaş Vatanseverlik ve Politika Ekseninde Abhazya’da Gazetecilik Pratikleri” başlıklı tez çalışmamla siyasal iletişim alanlarında tamamladım.
Doktoramı Kadir Has Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde Prof. Dr. Mitat Çelikpala danışmanlığında “Sınırlı Tanınan Devletlerde Devlet İnşa Süreçleri: Abhazya Cumhuriyeti Örneği” başlıklı tez çalışmamla tamamladım. Akademik ilgi alanım “sınırlı tanınan devletler, Sovyet sonrası çatışma bölgeleri ve Rusya-Karadeniz güvenliği”. Evliyim, iki çocuğum var. 2013 yılında evlenip Abhazya’ya yerleştim ve 2019 yılına kadar Abhazya Cumhurbaşkanlığı Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde araştırmacı olarak çalıştım. Akademik çalışmalarım ve pandemi dönemi nedeniyle Türkiye’ye döndüm ama Abhazya ile bağımı koparmadım. Şu an Aydın Adnan Menderes Üniversitesi’nde Öğr. Gör. Dr. olarak görev yapıyorum. Lise yıllarımdan itibaren Abhazya’nın bağımsızlık ve insan hakları mücadelesine ilişkin farklı sivil toplum kuruluşları (STK) ve platformlar aracılığıyla aktivist çalışmalar yapıyorum.
-Azınlık Forumu’na gidiş süreciniz nasıl gelişti? Forumun gündemi neydi?
-Aslında bu Birleşmiş Milletler (BM) Azınlık Forumu’na ilk gidişim değildi. 2023 yılında içerisinde yer aldığım bir proje sayesinde yine Kafkas Dernekleri Federasyonu’nu (KAFFED) temsilen katılmıştım. O sene Türkiye Cumhuriyeti tarafından Abhazya’ya gezici konsolosluk hizmetinin sağlanması, Trabzon-Sohum arası feribot seferlerinin yeniden başlaması gerektiği ve Abhaz vatandaşlarının ölüm, doğum, eğitim belgelerinin tanınırlığına ilişkin konuştum. Kalabalık bir grup ve KAFFED’den Türkiye Çerkes diasporası adına konuşma yapan bir başka temsilci, Selçuk Ulutaş da vardı.
Bu sene de KAFFED’den akreditasyon ve desteklerini alarak, KAFFED’i temsilen, akademisyen kimliğimle başvurdum foruma. Katılım için gerekli tüm giderlerimi kendim karşıladım, KAFFED ya da başka bir kuruma bu konuda yük olmak istemedim. Bunu şu nedenle belirtiyorum; forumun ardından neden yalnızca Abhazlar konusunda konuştuğum ya da neden KAFFED’in Çerkes diasporası adına da başka bir temsilci göndermediğine yönelik birçok eleştiri geldi. Bu katılım KAFFED’in desteklediği bireysel bir girişimdi. Ayrıca bu noktada “aktivizm”in ne olup olmadığına dair de biraz bilgi gerekiyor eleştiri için. Yalnızca Abhazya hakkında konuşmam “Çerkes halklarını” yok saymam ya da KAFFED’in politikası gereği değil, uzun yıllardır yürüttüğüm aktivizmin doğası gereğidir. Ben Abhazım ve Abhazya’daki halkımın yaşadığı hak ihlallerine dair seslendim uluslararası topluma verilen çok sınırlı bir süre içerisinde.
Forumun bu seneki gündemi “Azınlıkların Çoğulculuk, Toplumsal Dirençlilik ve Barışa Katkısı”ydı. “Barış inşası, hesap verebilirlik ve geçiş dönemi adaleti süreçleri”ne dair olan oturumda konuştum ikinci gün. İlk gün dinleyici olarak katıldım.
-Forumda siz hangi konular üzerine konuştunuz?
-Forumda çok yüksek katılım olduğu için her bir temsilciye verilen süre 2 dakika ile sınırlı. Bu nedenle metninizi önceden hazırlayıp hızlı bir biçimde okumanız gerekiyor. Konuşma metnimde Abhazya Cumhuriyeti otoriteleri tarafından doğum, ölüm, evlilik, eğitim, sağlık gibi belgelerin uluslararası tanınırlığının olmaması; yüzbinlerce Abhazın temel insan hakkı olan seyahat hakkının olmayışı ve Gürcülerin “Güç Kullanmama” anlaşması imzalaması gerektiğinden bahsettim. Resmi rakam olmamakla birlikte Abhazya nüfusunun yüzde 40’ından azı Sovyetler Birliği döneminden kalma elde edilen hak ile Rus vatandaşlığına sahip. Bunların çok az şanslı bir kısmı ise seyahat için Rus pasaportu elde edebiliyor. Yani bir ulus resmen belirli bir sınıra hapsedilmiş ve dünya buna göz yumuyor. Bu en temel insan haklarından birinin ihlalidir! Özgürlükten, sürdürülebilir bir dünyadan, hak ve adaletten bahseden bir sistemin, BM içerisindeki devletlerin buna sessiz kalması akıl alır gibi değil.
Benzer durumlar için geliştirilmiş ve bu ihlallerin son bulmasını sağlayacak birçok mekanizma var aslında. 2008 öncesi AB ülkeleri Kosova’nın düzenlediği belgeleri statü-nötr biçimde kabul ediyordu. Tayvan pasaportları 150’den fazla ülke tarafından tanınıyor. Filistin için de benzer uygulamalar var. Fonksiyonel tanıma mekanizması deniyor buna. Örnekler tamamen örtüşmese de çoğaltılabilir: Kuzey İrlanda’da Good Friday Anlaşması, Bosna-Hersek’te Dayton sonrası belge ve seyahat düzenlemeleri, Kuzey Kıbrıs’ta Yeşil Hat Tüzüğü gibi… Abhazya’nın bu kadar görmezden gelinmesi gerçekten inanılmaz. Benim bu konuşmayı yapmak isteme motivasyonum da tam olarak buradan geliyordu. Birileri bunu konuşmalı…
Ayrıca Gürcistan, Abhazya’yı bir taraf olarak görmeyi reddedip Rusya ile masaya oturmak istiyor arabuluculuk görüşmelerinde. “Güç kullanmama” yani saldırmazlık anlaşması imzalamayı da reddediyor. Bir halkın sürekli savaş, çatışma tehdidi altında yaşaması ve buna tüm dünya tarafından göz yumulması… Bugün sıcak bir çatışmanın olmaması demek yarın olmayacağı anlamına gelmiyor. Abhazlar için bu anlaşmanın imzalanması çok önemli. Gürcistan ise Abhazları taraf olarak görmeyi reddettikçe kalıcı bir barışın sağlanması imkânsız. Önce buradan başlamak gerekiyor.
-Gürcülerle yaşanan olay nasıl gelişti? Neler yaşandı?
-Forumun ilk günü diğer katılımcıları dinlemek için katıldım. Benim konuşmam ikinci gündü. Forumdan birkaç fotoğraf çekip sosyal medya hesabımdan ertesi gün Abhazya’ya dair hak ihlalleri hakkında konuşacağımı duyurdum. Burada kritik bir hata yaptım. Ancak Gürcistan tarafından beklentim en fazla point of order (konuşma sırasında itiraz edip söz alma) idi.
İlk günün akşamı yemek yemek ve Cenevre’yi turlamak için dışarı çıktım. Yeni Yıl Pazarı’nda bir buçuk-iki saat geçirdim ve otele dönerken fikir değiştirip Çiçek Saati’ne de uğramak istediğim için geri göndüm. O sırada iki adamla karşı karşıya geldim ve bana beni tanıdıklarını söylediler. Önce forumda ya da başka bir akademik etkinlikte tanışmış olabileceğimi düşünüp benim onları tanıyamadığımı söyledim. Cevap olarak “Biz Gürcüyüz, Gürcü mafyasıyız” dedi ve konuşmayı sürdürdü adam. Diğeri (kısa boylu olan) hiç konuşmuyordu. Ne istediklerini sorduğumda “Konuştuklarına dikkat et” dedi. Yapmaya çalıştıkları şeyin yasal olmadığını belirttim. “Sadece sohbet ediyoruz” dedi. Hızlıca ayrıldım yanlarından. BM’deki dostumu arayıp durumu bildirdim.
Konuşma yapacağım gün ise Gürcistan yetkilileri kürsünün tam arkasına geçip oturdular baskı kurmak amacıyla. Bu çok bilindik bir yöntem bu tür platformlarda. Videoda da açıkça görülüyor. Ancak konuşmam sırasında beni desteklemek için BM’de tanıştığım birçok kişi yanımdaki, ön ve arkadaki sandalyelere gelip oturdular. Hatta güvenliğimden endişe ediyorsam benim yerime metni okuyabileceğini teklif eden farklı halklardan insanlar oldu.
-Konuyla ilgili şikâyet ya da farklı bir yol izlediniz mi resmi düzeyde?
-Konu ile ilgili olarak BM Forum Sekreterliği’ne ve başka birkaç birime daha şikâyette bulundum. Süreç Cenevre’de takip ediliyor.
Türkiye’ye döndükten 4 gün sonra ise Google hesabım ele geçirildi. Mail’lerim (Son 30’u kalıcı olarak) silindi.
Google Drive hesabımdaki akademik çalışmalarımın çoğu -Abhazya ile ilgili olanlar- silindi. Birçoğunu geri kurtarabildim bilgisayar yedeklerimden. Bu durumla ilgili olarak da Türkiye’de savcılığa suç duyurusunda bulundum.
“Abhazya’nın geleceği açısından bu tür platformlar hayati önemdedir; çünkü diplomatik izolasyon ancak akademik, sivil ve politik çok-katmanlı temsil ile aşılabilir”
-Forum özelinde Abhazya’nın geleceğiyle ilgili görüşleriniz nelerdir?
-Abhazya ve Abhaz halkı tüm dünyanın gözü önünde ve göz yumduğu bir biçimde akıl almaz insan hakları ihlalleri yaşıyor. Bugün sistem bir şekilde ilerliyor ve ülke kendi ekonomik alanını oluşturarak bağımsızlığını koruyor. Çok güçlü ve onurlu insanlar Abhazlar. Ancak yaşanan sorunların da dile getirilmesi gerekiyor uluslararası platformlarda. Ben Gürcistan’ın bu denli büyük korkusu karşısında doğru bir adım attığımı düşünüyorum.
Abhazya’nın iç dinamiklerini de bilen ve uzun yıllar orada yaşamış bir akademisyen olarak; bağımsızlığın Abhazlar için tek seçenek olduğunu biliyorum.
Bu forum özelinde Abhazya’nın geleceğine dair beklentim, tanınma tartışmasının ötesine geçilerek hak temelli ve statü-nötr mekanizmaların somut biçimde gündeme gelmesidir. Abhazya meselesi çoğu zaman donmuş bir siyasi ihtilaf olarak ele alınıyor; oysa bugün burada tartışılması gereken, yüzbinlerce insanın seyahat hakkı, sivil belgelerinin tanınması ve uluslararası temas kanallarına erişimidir.
Forumun en önemli katkısı, Abhazya’yı yalnızca bölgesel bir sorun olarak değil, uluslararası insan hakları rejiminin sınandığı bir örnek olarak görünür kılma potansiyelidir. Benzer örneklerde -Kuzey İrlanda, Bosna-Hersek ve Kıbrıs’ta- kamuoyu baskısı ve uluslararası angajman, çözüme giden mekanizmaların önünü açmıştır. Bu forumun da benzer bir farkındalık ve baskı zemini üretmesini bekliyorum.
Abhazya’nın geleceği açısından bu tür platformlar hayati önemdedir; çünkü diplomatik izolasyon ancak akademik, sivil ve politik çok-katmanlı temsil ile aşılabilir. Forumdan çıkacak her hak temelli öneri, Abhaz halkının uluslararası sistemde özne olarak var olma mücadelesine katkı sunacaktır.







