Bu makale, Hovannes Hosrovyants’ın şu anda Mesrop Maştots Eski Elyazmaları Enstitüsü’nde muhafaza edilen “Trans-Kuban Çerkesleri ve Çerkes Ermenilerinin Tarihi” adlı eserinin analizine ayrılmıştır. Bu eser, diğer birçok Ermenice kaynak gibi, Rusça çevirisinin bulunmaması nedeniyle araştırmacılar tarafından uzun süre fark edilmemiştir. Bu makalenin yazarları, benzer kaynakların yayımlanmak üzere hazırlandığı ortak bir Rus-Ermeni projesine katılmaktadır. “Trans-Kuban Çerkesleri ve Çerkes Ermenilerinin Tarihi”, eşit olmayan uzunluktaki ayrı bölümlerden oluşmaktadır. Eserin içeriği, Çerkes Ermenileri (Çerkesohay*) arasında Hıristiyan propagandasını güçlendirmek için Batı Kafkasya’ya gelen yazarın seyahat notlarıdır. Yazarın Çerkes Ermenilerinin arasına gelişini anlattığı bir giriş bölümünün ardından ilk 12 bölüm Çerkeslerin tarihi, kültürü ve doğasına ayrılmıştır ve yalnızca son 5 kısa bölüm Çerkes Ermenilerinin tarihine değinmektedir.
Kuzey Kafkasya tarihyazımını geliştirmek için hem mevcut tarihsel anlatıları tamamlayacak hem de yeni keşfedilen gerçeklere dayalı bütünsel anlatılar inşa edecek yeni tarihsel kaynaklara ihtiyaç vardır. Bu bağlamda, Rus ve Ermeni araştırmacılardan oluşan bir grup, Kafkasya halklarının tarihinin etnik ve kültürel çeşitliliğini keşfetmede önemli bir adım olacak “Kuzey Kafkasya Halklarının Tarihi Üzerine Ermeni Kaynakları, 5.-19. Yüzyıllar” projesini başlatmıştır. Bu projenin temel odağı, Kafkasya’nın yazılı kültür hazinesinde bulunan Ermenice anlatı kaynaklarıdır.
Mozdok’taki Ermeni cemaatinin din adamı Hovannes Hosrovyants, 1840’ların başlarında Batı Kafkasya’ya seyahat etti. Trans-Kuban gezisinin nedeni, Rostom Bek Yerznkyants’ın “Çerkes Ermenileri” adlı eserinde yazılanlardır.. Yerznkyants, bölgede yaşayan Ermenilerin (Çerkesohayların) papazı olmadığını ve bu nedenle Hıristiyanlıktan uzaklaştıklarını yazar. Bunu öğrenen Hosrovyants, “çalışkan bir kilise çalışanı ve cesur bir papaz” olarak önce Zakubanye (Kuban Nehri’nin sol kıyısı) ve civardaki 6 köye seyahat etti. Ardından Gyaur-Hable ve civarındaki 13 köye gitti. Vaftiz edilmemiş Ermenileri vaftiz etti, İlahi Ayin’i kutladı, ölenlerin mezarlarında kilise ayinleri yaptı ve isim listeleri derledi (1, s. 74).
Hovannes Hosrovyants, Çerkes Ermenileri arasında kaldığı sürenin kesin tarihlerini belirtmez. Ancak, eserinin XV. Bölümü’nde, 19. yüzyılın ilk yarısında Çerkes Ermenileri arasında vaaz veren birkaç rahibin adını sıralar. Örneğin, bölgedeki önceki kilise papazı olan Yekaterinodar (Krasnodar) Ermeni Kilisesi rahibi Hovakim Aharonyan’dan bahseder. Hosrovyants’ın 1844’te Yekaterinodar’dayken “Karadeniz Bölgesi Hakkında Bilgiler” başlıklı kısa bir Ermenice makale yazdığı da bilinmektedir. Bu bilgiye dayanarak, 1840-1844 yılları arasında Çerkes Ermenileri arasında bulunduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
Hovannes Hosrovyants, seyahati sırasında yalnızca Çerkes Ermenilerinin durumuyla değil, aynı zamanda Çerkeslerin gelenek ve dini inançlarıyla da ilgilendi. Gördüklerini notlarına kaydetti ve Yekaterinodar’a döndüğünde, 1845’te “Trans-Kuban Çerkesleri ve Çerkes Ermenilerinin Tarihi” başlığıyla Ermenice bir eser yazdı. Bu eser bize iki elyazmasıyla ulaşmıştır. Bunlardan biri şu anda Ermenistan Mesrop Maştots Eski Elyazmaları Enstitüsü’nde (elyazması no. 4597) muhafaza edilmektedir. Diğeri ise Yeğişe Çarents Edebiyat ve Sanat Müzesi’ndedir.
*Çerkesohaylar, (Dağ veya Trans-Kuban Ermenileri), 15. yüzyılda Kuzeybatı Kafkasya’nın dağlık bölgesine yerleşen etnik bir Ermeni grubudur. Adigece konuşulan bir ortamda yüzyıllarca süren ikamet, belirgin bir etnik topluluğun oluşmasına yol açmıştır. Ermenistan Ermenilerinin aksine, antropolojik olarak Kuzey Kafkasya tipine (dik burun, uzun boy) aittirler. 19. yüzyılın ilk yarısında Çerkesohaylar, Batı Kafkasya’nın ovalarına göç etmeye başladılar ve burada Armavir şehrini kurdular. Göçlerinden sonra Çerkesohayların etnik kimliği yavaş yavaş kayboldu; Ermeniler, Adigeler ve Ruslar arasında asimile oldular. Çerkesohayların en yoğun olduğu yerler Armavir ve Maykop şehirleriydi. Nüfus sayımlarında genellikle Ermeniler arasında sayıldılar.
Lusine S. Tumanyan* – Ramazan S. Abdulmajidov**
“Trans-Kuban Çerkesleri ve Çerkes Ermenilerinin Tarihi”nin ilk 12 bölümü özellikle Çerkeslere ayrılmıştır. Yerel isimleri Adige, Ermeniceye Aděkh (ԡԤֲ֨) olarak çevrilmiştir.
Hosrovyants, Anapa Kalesi ile Elbruz arasında şu isimleri aktarır:
1. Natuhaylar – Netykhuay, Natkhuadzh – Ԇָւրրրրրրքք (Not’khajets’ik’),
2. Şapsığlar – Shepsyg, Şapsyg – ևփփַք ԥցքք (Şap’shkhets’ik’),
3. Abzehler -Abdzekh, Abdzakh – Ա֢֦֥֡րրցքք (Abazekhts‘ik‘),
4. Bjeduğlar -Bzhedygub – Բ֪֥ւրւրցցք (Bjedukhts‘ik‘),
5. Bjeduğlar iki gruba ayrılır – Hamışey, Hamışeyevtsi – Khymış – Խִַ֨֨ցքք (Khěměshets’ik‘) ve Kirkinay veya Cherchenay (Chercheneyyevtsy) – ԥքքֶ֥ցքք (K’ek’enayts’ik’),
6. Çemguylar -KІemguy, KІemyrgyuey – Կւրրրրցցքք (Kēmrgoyts’ik‘),
7. Hatkoylar – Khyetykuay – Ԁ֡րրրրւրրրրրրրքք (Hatukhayts‘ik‘),
8. Mahoşlar – Makhoshevtsy, Makhosh – Ըւրրրրրրրքք (Mokhoshets‘ik‘),
9. Besleneyler – Besleney, Beslny – Բէսլէնեյեցիք (Bēslēneyets‘ik‘).
Yazar, Natuhay, Şapsığ ve Abzeh bölgelerinin tanımına özellikle dikkat etmektedir. Örneğin, X. Bölüm , Kuban Nehri havzasında bulunan ve Natuhay (13 nehir), Şapsığ (16 nehir) ve Abzeh (19 nehir) topraklarından akan nehir ve derelerin adlarını sunmaktadır. Yazarın belirttiği tüm nehirler, 1913 yılında F. Shcherbina tarafından derlenen “1800’den 1860’a Kadar Kuban Bölgesi Askeri-Tarihsel Haritası”nda yer almaktadır ve bu da sunduğu bilgilerin güvenilirlik derecesini açıkça göstermektedir. Hosrovyants, eserinde Batı Kafkasya’nın diğer halkları hakkında kısa ama ilgi çekici bilgiler sunar. Örneğin, III. Bölüm’de, Pitsunda Kalesi yakınlarındaki dağlarda kendilerine Adzkha (Adzěgha) adını veren bir halkın yaşadığını yazar: “Dağlarda Adzkha denilen bir yerde iki taş kilise vardır. Bunlardan biri büyüktür, kitaplar ve kilise eşyasını içerir; bu da oradan herhangi bir şey çıkarmanın yasak olduğunu gösterir. Bugün bile bu kilisenin yakınında Pitsunda adında bir Rus kalesi vardır. Diğer kilise ise çok uzaktadır… Adzkhalar, Prens Geleshbi’nin tebaasıydı; bilinmeyen bir dil konuşuyorlardı, kadınlarının kıyafetleri ve başlıkları Gürcü köy kadınlarınınkine benzetilebilirdi ve erkekler daha çok Çerkeslere benziyordu.” Bu tanımın Abhazları ve daha sonra aynı adı taşıyan şehirdeki Pitsunda Kalesi’ni kastettiği varsayılmalıdır. Kalenin topraklarında, ana kilisesi 10. yüzyıldan kalma ünlü bir manastır kompleksi ve yakınında eski bir kilisenin (4.-6. yüzyıllar) kalıntıları vardır. Pitsunda Kalesi’nin çevresinde başka kilise kalıntıları da bulunmaktadır. Örneğin, Ldzaa Köyü yakınlarındaki kalede, günümüzde yıkılmış olan eski bir manastır vardı. Ldzaa ve Pitsunda’dan çok uzak olmayan Alakhadzi ve Bzıb’da yarı yıkık durumda kiliseler mevcuttur. Hosrovyants’ın bahsettiği büyük kilisenin Pitsunda Manastırı, ikincisinin ise Ldzaa-nıha (veya bahsi geçen iki kiliseden biri) olduğuna inanıyoruz.
VI. Bölüm’de yazar, Bkh, Brakhiya ve Hughkhazhan kabilelerinin Elbruz yakınlarındaki dağlarda yaşadığını şöyle yazar: “Elbruz Dağı yakınlarında Bkh, Brakhiya ve Çerkeslerin dağ halkı dediği Hughkhazhan kabileleri yaşardı.” Yazar, derin bir vadide, insan yapımı bir kaleye benzeyen ve tek girişi olan “Hagvar” adlı bir kentsel yerleşim yeri olduğunu belirtir. Yazara göre, Hodz (Fedz) Nehri bu bölgeden akmakta ve bölge sakinleri sularını kaynaklardan almaktadır. Yazar ayrıca Çeger kabilesinden de bahseder: “Orada, yukarıda adı geçen Fedz Nehri’nin yakınında, Çeger Dağı’nda başka bir kabile yaşardı…” Yazarın “bkh”, “brakh”, “khughadzhan” ve “çeger” kabileleri ile isimlerini kendi üslubuyla aktardığı Abaza topluluklarını kastettiği varsayılmalıdır. Bu iddianın dayanağı, 19. yüzyılda Kuzey Kafkasya’da görev yapmış olan F. Tornau ve A.P. Berger’in bilgileridir.
Kafkasya’da istihbarat faaliyetleri yürüten F. Tornau, Ana Kafkas Sıradağları’nın kuzey yamacında 9 Abaza kabilesinin yaşadığını yazar: “Başilbay, Tam, Kızılbek, Şegirey, Bag, Barakai, Lov, Dudarukua ve Biberd” (5, s. 258). Ayrıca, Hodz (Fedz) Nehri’nin Bag kabilesinin topraklarından geçtiğinden de bahseder: “Hodz Nehri üzerinde, Aşişbog Dağı’nın eteklerinde bulunan Bag (adı, bu köyün sahibi olan soylu aileden gelmektedir) – 600 kişi. Gubse Nehri üzerindeki Barakai – Lyakh ve Ançok adlı iki soylu aileye bağlı 1.250 nüfus” (5, s. 269). Aynı bilgi, ünlü Kafkas bilimci A.P. Berger tarafından da verilmektedir: “Bagolar veya Beyler, Hodz Nehri yakınlarında, Aşişbakh Dağı’nın ormanlık eteklerindeki üç küçük köyde yaşarlar” (6, s. 13). Hosrovyants’ın bahsettiği “Aşişbog” veya “Aşişbakh” dağı aynı zamanda Açeşbok olarak da adlandırılır ve Bagovskaya ve Barakayevskaya köyleri şu anda anlatılan yerlerdedir. Aynı kabileler hakkında, Xaverio Glavani’nin Ocak 1724’te Bahçesaray’da yazdığı “Çerkesya’nın Tasviri” adlı kitabında da “Ebagi-Baraki” olarak adlandırılanları okuyoruz: “Çerkesler arasında ilk bölge, 500 haneli ve Kabarda’ya bağlı Çegem’dir. İkincisi, yine Kabarda’ya bağlı olan Düger – Talkarek’tir; 500 hanelidir. Üçüncü bölge, Ebagi-Baraki, Bessini’ye bağlıdır ve 200 hanelidir. Dördüncü bölge, 200 haneli Karakay, Kabarda’ya bağlıdır. Beşinci bölge, 600 haneli ve Gemirgoy’a (Çemguy) bağlıdır. İşte Çerkes ülkesinin ve beyliklerinin ayrıntıları” (7, s. 160-161). Alman oryantalist ve gezgin Julius von Klaproth, Çerkes kabilelerinin tarihi ve geleneklerine adanmış “1807 ve 1808’de Kafkasya ve Gürcistan’da Yapılan Yolculukların Tasviri” adlı eserinde, Bag, Baraka ve Çegrekh kabilelerini de şöyle anlatır: “Barrakailer, Abazadır ve Türk kalesi Sohum-Kala yakınlarında yaşayanlarla akrabadırlar. Yaklaşık 560 aileden oluşurlar ve Besleneylerden 30 verst uzaklıktaki ormanlık ve dağlık alanlarda yaşarlar. Hots Nehri ve kolları boyunca… Çoğu, Hots Nehri’ne de akan Gut Nehri’nin her iki yakasında yaşar. Çegreh veya Çağray ve Bagh’in Abaza kabileleri, Laba Nehri’nin sol kıyısındaki dağlarda ve bu nehre akan derelerin kıyılarında yaşarlar” (8, s. 120).
“Trans-Kuban Çerkesleri ve Çerkes Ermenilerinin Tarihi”nin bir sonraki bölümü olan VII. Bölüm, Ubıhlara ayrılmıştır. Yazar, dilleri farklı olsa da, geleneklerinin Abzehlere benzediğini ve tek bir halk olarak kabul edildiklerini belirtmektedir. Diğer yazarlar da Ubıhların Abzehlerle akraba olduğu görüşündedir (10, s. 413). Yaygın kanı, Ubıhların ayrı bir halk olduğu, ancak aynı zamanda köken ve dil bakımından Adigeler ve Abazalar ile akraba olduklarıdır (9, s. 479).
Hosrovyants, eserinde Çerkeslerin dini inançlarına önemli ölçüde yer verir. Totemizm, fetişizm, animizm ile çok sayıda bayram ve ritüeli içeren benzersiz dini inançlar geliştirdikleri unutulmamalıdır. Hayat Ağacı, Ana Tanrıça, Dünya Dağı, Ruh, Kader ve kadim Kaos temaları bu pagan dininde özel bir yere sahipti. Çerkesler bir ata kültüne sahipti ve ayrıca dağlara ve taşlara, ateşe ve ocağa, ağaçlara ve çeşitli hayvanlara tapıyorlardı. Tapınılan astral nesneler arasında Güneş, Ay ve yıldızlar vardı.
Elbruz Dağı’na Oşhamafe adı veriliyordu; dünyanın merkezi, tanrıların ve tanrıçaların meskeni olarak kabul edilirdi. Ana tanrıya “Tha/Thaşko” denirdi.

Panteon üç tanrı grubundan oluşuyordu: 1) yüce (göksel) tanrılar, 2) doğal nesnelerle ilişkilendirilen tanrılar (ormanlar, denizler, ağaçlar vb.), 3) çeşitli faaliyet alanlarının (tarım, demircilik vb.) koruyucuları (11, s. 590-595). Kilise geleneğine göre, Hıristiyanlığın başlangıcından itibaren, kutsal havariler İlk Çağrılan Andreas ve Zelot Simon, dinlerini Çerkesler arasında vaaz etmişlerdir.
Bazı araştırmacılara göre, havariler Aziz Matta, Aziz Petrus, Aziz Bartholomew ve Aziz Filip de burada vaaz vermişlerdir. 4. yüzyılda Çerkesler arasında Hıristiyan toplulukları ortaya çıkmış ve kiliseler inşa edilmiştir. İslam’a gelince, Adige halkı arasında 13.-14. yüzyıllarda Altın Orda ve ardından Osmanlı İmparatorluğu’nun etkisi altında yayılmaya başladı. 18. yüzyılın sonları ve 19. yüzyılın başlarında İslam, Batı Kafkasya’da yaygın bir din haline gelmiş ve yavaş yavaş Hıristiyanlığın yerini almıştı (11, s. 595-602). Aynı dönemde, F. Shcherbina, “Armavir ve Çerkeslerin Tarihi” adlı eserinde Çerkeslerin dini inançlarının kendine özgü özelliklerine dikkat çeker: “Hıristiyan Çerkesler vardı, din adamları vardı, kiliseleri vardı ve bunların izleri günümüze kadar ulaşmıştır. Daha sonra, Hıristiyan propagandasının zayıflaması ve uluslararası büyük değişikliklerle birlikte, Çerkesler arasında her şey karmaşık ve iç içe geçmiş hale geldi. Aynı zamanda Hıristiyan, putperest ve Müslümandılar” (13, s. 44).
Hosrovyants da eserinin başında, Çerkeslerin İslam’a geçmeden önce Hıristiyan olduklarını belirtir: “Doğuya doğru dua ederlerdi”, “diz çökerlerdi”, “tütsü ve mum yakarlardı”. Ona göre, büyük ağaçların gölgesinde toplanır, dallardan haçlar yapar; barış, refah ve bereket için dua eder, kurbanlar keser ve ardından toplu bir ziyafet düzenlerlerdi. Bu tür ibadete “Thapş” adını verirlerdi. Rahipleri olmadığı için yaşlı bir adamı seçip ona bir pelerin giydirirlerdi. Halkın arasında duran yaşlı adam tahta bir kâse tutar, içini şarap veya bozayla (maksime) doldurduktan sonra doğuya doğru dua eder ve ardından halkı kutsardı. Araştırmacıların da belirttiği gibi, Hıristiyan Çerkesler arasında haç, merkezi dini semboldü (14, s. 83-84).
Hosrovyants’ın IV. ve V. bölümlerde sunduğu bilgilere göre, Çerkeslerin İslam’a geçiş süreci bazı zorluklarla birlikte geldi. Örneğin, Şapsığlar ve Natuhaylar arasındaki çatışmalardan bahseder: “Şapsığlar İslam’ı ilk kabul edenler oldu, camiler inşa ettiler ve güneye doğru ibadet etmeye başladılar; Natuhaylar ise Hıristiyan olarak kalıp doğuya doğru ibadet etmeye ve haça tapmaya devam ettiler. Kısa süre sonra, aralarında 20 yıl sürdüğü iddia edilen bir anlaşmazlık çıktı: Şapsığlar Natuhay haçlarını yakmaya başladı ve Natuhaylar da misilleme olarak Şapsığ camisini yaktılar. Natuhaylar, Şapsığların atalarının hukukuna ihanet edip yeni bir hukuk benimsediklerini ve eski yaşam tarzlarına geri dönmeleri gerektiğini iddia ettiler. Sonunda her iki taraf da Anapa Kalesi’nin Türk paşasına şikâyette bulundu. Bazıları haçların yakılması, bazıları da caminin yıkılması nedeniyle tazminat talep etti. Anapa paşası da kardeşliklerini öne sürerek onları barış içinde yaşamaya davet etti.” Hosrovyants’ın da belirttiği gibi, Natuhaylar, Şapsığlar ve Abzehler nihayet Hasan Paşa döneminde İslam’a geçtiler.

Etnografik bir bakış açısıyla, “Trans-Kuban Çerkesleri ve Çerkes Ermenilerinin Tarihi”nin II, IX ve XI. bölümleri özellikle ilgi çekicidir. Yazar bu bölümlerde çeşitli Adige geleneklerini, bayramlarını ve ünlü türbelerini anlatır. Özellikle IX. bölümde Çerkeslerin misafirperverlik geleneklerinden ayrıntılı olarak bahseder. At sırtında bir misafir geldiğinde, ev sahibi misafirin attan inebilmesi için atın dizginlerini tutardı. Misafir evin en saygın yerine oturur, ev sahibi de misafire bizzat hizmet eder, geliş nedenlerini sorar ve yardım teklif ederdi. Kimsenin misafire hiçbir şekilde zarar verme hakkı yoktu. Adige mutfağından bahseden Hosrovyants, yemeğe oturmadan önce ellerini yıkadıklarını ve ancak ondan sonra yemeğe başladıklarını belirtir. Yemekler üç ayaklı yuvarlak bir ahşap masaya, yani “ane”ye konurdu. Yazar, “ketlebj”i (ketlibje) Adige mutfağının ilginç yemeklerinden biri olarak adlandırır. Çerkeslerin olumsuz gelenekleri arasında, Çerkes Ermenileri arasında da görülen kız kaçırma olayını, anlaşmazlıklar nedeniyle eşten boşanmayı ve başka biriyle evlenmeyi de sayar.
Yazar, XI. Bölüm’de kutsal ormanlardan ve onlarla ilgili hikâyelerden de bahseder. Ona göre, talihsizlik yaşanmaması için bu ormanlardaki ağaçları kesmek yasaktı. Bu ormanlarda azizlerin mezarları bulunur ve bayram günlerinde Çerkesler bu ormanların etrafında toplanıp yukarıda bahsedilen “Thapş” ayinini gerçekleştirirlerdi. Bu ritüellere “Thapş günleri” denirdi. Hosrovyants, Çerkeslerin kutsal ormanları hakkında da bilgi verir. Ona göre, “Kirkinai”de (veya Çerçenai) “Guchyptse-Gavashkh” adı verilen uzun ağaçlarla kaplı küçük bir orman vardır. Efsaneye göre, bu ormandan ağaç kesip odun alanlar topallık, delirme veya hastalanma gibi cezalarla karşılaşırdı. Hosrovyants burayı sorduğunda, ormanda bir demircinin mezarı olduğunu öğrenir. Bu yer “Tlepş” olarak adlandırılıyordu. Hosrovyants’a göre bir diğer kutsal orman da Pshkha ve Pşagoş nehirlerinin birleştiği yerin yakınındaydı. Burada, bir tepedeki küçük ormanda bir azizin mezarı bulunmaktadır. Ayrıca bu ormandan ağaç kesmek de yasaktır. Çerkes ileri gelenleri, Hosrovyants’a birkaç hikâye anlatır. Bunlardan biri şudur: “Çerkes topraklarını fethetmek için büyük bir orduyla gelen bir Türk paşası, birlikleriyle bu ormana vardığında dinlenmek için durdu ve ormanın gücüyle ilgili söylentiler duydu. İnanamayarak tüm ağaçların kesilmesini ve ormanın ateşe verilmesini emretti. İddiaya göre hemen cezalandırıldı; ertesi gün Osmanlı ordusu Rus-Çerkes ordusu tarafından yenildi ve paşa esir alındı.” Hosrovyants’a bir ormanla ilgili olarak genç bir çiftin aşkı hakkında bir hikâye de anlatılır. Kızının aşkını öğrenen baba, ceza olarak onları deriden yapılmış sandığa koyup suya atar. Genç adam Tanrı’ya dua eder ve deri sandık parçalanır. Kurtulurlar ve daha sonra ormana dönüşmüş olan bu yere yerleşirler. Ancak doğum sırasında anne ve bebek ölür. Genç adam, ormanı terk eder. Ormanda, anne ve bebeğinin gömülü olduğu söylenen bir mezar vardır.
Hosrovyants’ın Çerkesler tarafından kutlanan bayramlar hakkındaki anlatımı son derece ilgi çekicidir. Birkaç tanesi hariç, kutlama tarihlerinden bahsetmeden bayramları sıralar. Yazarın bahsettiği Çerkes bayramlarının listesi şöyledir:
1. Hosrovyants’a göre, Çerkesler tarafından kutlanan ilk bayram Hz. İsa’nın Doğuşu’dur. Bayramdan önce, ocak ayı başlarında bir hafta oruç tutar ve genellikle fasulye yerlerdi. Çerkesler bu oruca “Tleumshk” (T’lēuměshk) adını verirlerdi; bu da “et yememek” anlamına gelir. Oruç bittikten sonra, bir hafta boyunca kutladıkları İsa’nın Doğuşu başlardı.
2. Bir sonraki bayram olan Sozereş (Sozerēsh) veya Rabb’in Buluşması, Ermeniler arasında olduğu gibi yeni evlilerle ilişkilendirilir: “Bundan sonra, bazıları hâlâ Sozereş olarak anılan Rabb’in Buluşması Bayramı’nı kutladılar. Bu bayramın başında, güzel giyinmiş yeni evli genç bir kadın, bir önceki yıldan kalma yanan bir mumla dua evine girdi. Mumla başka mumlar da yaktı, dua evinden çıktı ve doğuya bakan kilitli kapıların önünde durdu. Yavaş yavaş etrafında bir kalabalık toplandı, ardından topal, yaşlı bir adam elinde bir çubukla öne çıktı ve “Kapıyı bize açın!” diye bağırdı. İnsanlar bu sözleri tekrarladı ve ardından yeni evli kadın kapıları açtı. İnananlar dua evine girdiler, çubuklara bağlı mumları yaktılar, dua ettiler ve ardından yanan mumlarla evlerine dönerek evlerinin yakınında şenlik ateşleri yaktılar.”
3. Üçüncü Çerkes bayramı “Şoyar” olarak adlandırılıyordu. Bu bayramdan önceki hafta Çerkesler oruç tutuyor, bazıları ise hiçbir şey yemiyordu. Cumartesi günü, dua sırasında ellerine un serpip “komutan” Aziz Sarkis’i (Aziz Sergius) onurlandırarak ona cesur savaşçı veya cesur yoldaş anlamına gelen “Abşetlabşetsut” adını veriyorlardı. Aziz Sarkis, Ermeni Kilisesi’nin en büyük azizlerinden biridir. Cesur ve muzaffer bir savaşçıydı ve 361/362’de şehit edildi. Kalıntıları Ermenistan’da, bir manastırın inşa edildiği Uşi Köyü’nde gömülüdür. Ermeni Kilisesi, İsa’nın Dirilişi’nden veya Paskalya’dan dokuz hafta önce, cumartesi günü Aziz Sarkis Günü’nü kutlar (18 Ocak ile 23 Şubat arasında kutlanır) (16, s. 293–294; 17, s. 284);
4. Paskalya ile aynı zamana denk gelen “Udysh” (Udězh) adlı bir başka bayram. Paskalya veya Mesih’in Dirilişi (Matta 28:1–10, Yuhanna 20:1–18), en büyük Hıristiyan bayramı olarak kabul edilir. Kilise, ilkbahar ekinoksunu (21 Mart) takip eden dolunaydan sonraki ilk pazar günü Kutsal Paskalya’yı kutlar. Paskalya’dan önce Çerkesler Maslenitsa’yı (Ukhah) kutlar, ardından 48 gün oruç tutarlardı (oruca Ughěgh denirdi) ve Paskalya’yı kutlarlardı. Hem Hıristiyanlar hem de Çerkesler geleneksel olarak bu günde yumurta boyar ve yerlerdi.
5. Çerkeslerin “Guşğa” adı verilen bir anma günü vardı. Bilindiği gibi, Hıristiyan takviminde ölüleri anmak için günler belirlenmiştir.
6. Çerkesler, 7 Nisan’da Müjde ile aynı zamana denk gelen “Nağşata” adlı bir bayramı kutlarlardı. Bu bayram, “Yeni Bir Çiçek Vermek” anlamına gelirdi. Bu günde genç kızlar çiçek toplamak ve birbirlerine vermek için birlikte kırlara giderlerdi. Hosrovyants bu bayramın kökenini sorduğunda, atalarından Başmelek Cebrail’in o gün Meryem Ana’ya bir çiçek sunduğunu duyduklarını söylediler.
7. İsa’nın Göğe Yükselişi ile aynı zamana denk gelen Çerkes bayramlarından biri, “Tahmin Günü” anlamındaki “Otben” (Ōt‘bēn) olarak adlandırılırdı. Hosrovyants’ın da belirttiği gibi, Çerkesler bir kuzu kurban edip yemek hazırlıyorlardı.
8. “Su Dökme Günü” anlamına gelen “Psutk” (P‘ěsěut‘k‘) adı verilen bayram, Çerkeslerin birbirlerine su dökmeleri ve genel bir sevinçle kutlanırdı. Hosrovyants’ın belirttiğine göre, bu bayram Ermeni halk bayramı Vardavar ile aynı zamana denk gelir. Vardavar, hem halk hem de Hıristiyan ritüellerinin bir karışımını temsil eden geleneksel Ermeni ulusal ve dini bayramlarından biridir (16, s. 298–299; 17, s. 287);
9. Çerkeslerin ayrıca “Thagrepykh” (T‘ěhashrēp‘kh) adı verilen ve “Tanrı’nın kızı” anlamına gelen bir bayramı vardı. Hosrovyants şöyle anlatır: “Çerkes geleneğine göre, genç kızlar ibadethanede bir tavuk ziyafeti hazırlayıp halka dağıtırlardı. Ertesi hafta oruç tutarlardı, ardından pazar günü Meryem Ana’ya adanmış bir bayram kutlarlardı. Bu bayrama ‘Thaşkoyan’ (T‘ashkhoyean) denirdi ve bu da Tanrı’nın Annesi anlamına gelirdi. Tanrı’nın Annesi’ne adanmış bir şarkı söylerlerdi:
Ulu Tanrım, Yüce Meryem
Kaftanın altın gibi parlak
Alnın ay gibi, her yönden parlıyorsun
Tek başına güneş gibi.”
10. Hosrovyants, Çerkeslerin ayrıca Aziz George’un, Aziz Yakup’un (muhtemelen Nisibisli Aziz Yakup) bayramını kutladıklarını ve oruç tuttuklarını belirtir.
Hosrovyants’a göre, Çerkesler pazar gününe “Thaumaf” (Tanrı Günü) adını veriyor, çarşamba günü oruç tutuyorlardı; buna “Paraskezhi” (küçük oruç), cuma gününe ise “Paraskeşko” (büyük oruç) diyorlardı. Çerkesler ayrıca hayvan kurban ediyorlardı.
Hosrovyants, bu gelenek ve bayramları sıralayarak, Adigelerin daha önce Hıristiyanlığı benimsediklerini kanıtlamaya çalışmıştır. Aynı zamanda, verdiği bilgiler, birçoğunun Sozereş Günü’nde mum yakma geleneği gibi pagan inanç unsurlarını koruduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Hosrovyants’ın “Trans-Kuban Çerkesleri ve Çerkes Ermenilerinin Tarihi” adlı eserine aşina olan F. Shcherbina, kitabının bayramlara ayrılmış bu bölümüne büyük değer vermiştir: “Hıristiyanlık esintileri taşıyan birçok başka gelenek ve ritüel vardı. Rahip ayrıca dağlardaki Çerkesler arasında kalan Hıristiyan kiliselerinden de bahseder. Tüm bunlar onu, Çerkeslerin eskiden Hıristiyan oldukları ve daha sonra bu dini terk ettikleri sonucuna götürmüştür. Çerkeslerin eskiden Hıristiyan, daha doğrusu yarı Hıristiyan-yarı putperest oldukları tartışılmaz bir tarihsel gerçektir. Görünüşe göre, özellikle ilk dönemlerde Ermeniler, Çerkeslerle birlikte bazı dini ritüelleri yerine getiriyorlardı” (13, s. 46).
Bölüm XII, “Çerkeslerin Katıldığı Savaşlar Üzerine”de Hosrovyants, Çerkesler ve çarlık birlikleri arasındaki çatışma örneklerini kısaca anlatır. Eserin bu kısmı, bir tür tarihlendirilmiş olaylar listesi niteliğindedir. Bilindiği gibi, Kafkas Savaşı bu dönemde tüm şiddetiyle devam ediyordu, ancak Batı Kafkasya’daki askeri harekâtlar, İmam Şamil liderliğinde imamlığın kurulduğu Doğu Kafkasya’daki kadar şiddetli değildi. Hosrovyants, ilk olarak A.V. Suvorov’un Kuban Kolordusu komutanı olduğu dönemde Trans-Kuban bölgesinde faaliyet gösteren Taganov’un adını anar. Yazar daha sonra, Tümgeneral Bursak’ın Adige topraklarına karşı bir askeri harekât düzenlediği 1807 yılına (yazarın görüşüne göre 1802) kadar uzanan askeri olaylardan bahseder. Daha sonra yazar, Odessa Valisi Emmanuel Osipoviç de Richelieu’dan bahseder. Onun komutasındaki sefer, yazara göre 1808’de başarısız olur.
Hosrovyants, General Gudoviç ve birliklerinin Şapsığ topraklarına saldırdığını bildirir. Ayrıca, M. Vlasov, I. Paskeviç, A. Velyaminov ve N. Zavadovski komutasındaki çarlık birliklerinin Batı Kafkasya’da gerçekleştirdiği askeri harekâtları da sıralar. Son olarak yazar, Tümgeneral G. Zass’ın cezalandırma seferlerini şöyle anlatır: “General Zass da bu bölgelerdeki Çerkeslere karşı bir dizi baskın düzenledi; soylulara zarar verdi, onları öldürdü. Adı o kadar güçlüydü ki, Zass’ın birlikleriyle yaklaştığını duyan tüm Çerkesler titredi ve dehşete kapıldı. İnsanlara acımasızca işkence yaparak köylerini yerle bir etti. Birçok Çerkes Ruslarla uzlaştı ve neredeyse teslim oldu.”
13. yüzyıldan 17. yüzyıla kadar olan kısa bölümler, Çerkes Ermenilerinin (Çerkesohay) Batı Kafkasya’daki ortaya çıkış tarihine ayrılmıştır. Hosrovyants, Çerkes Ermenilerinin Ermenice ve Hıristiyanlık hakkında çok az bilgiye sahip olduklarını belirtmektedir. Bu nedenle onları evine davet etmiş; İncil, İsa ve Hıristiyan azizleri hakkında bilgi vermiştir. Ermeniceyi çok iyi bilmedikleri için, tercüman Daniil Hazarov aracılığıyla onlarla konuşmuştur. Yazara göre, Ermenilerin buraya gelişi, Çerkes topraklarına gelen Ermeni tüccarlarla bağlantılıdır. İşlerinin geliştiğini gören tüccarlar buraya yerleşmiş ve böylece zamanla büyüyen Ermeni toplulukları ortaya çıkmıştır. Hosrovyants, 19. yüzyılın başlarında bu bölgede vaaz veren ünlü rahiplerden de bahseder.
Kanaatimizce, Hosrovyants’ın “Trans-Kuban Çerkesleri ve Çerkes Ermenilerinin Tarihi” adlı eseri, Adige halkının tarihini, geleneklerini, günlük yaşamlarını ve coğrafyasını anlatması açısından büyük önem taşımaktadır. Rusça çevirisinin yayımlanması, yerleşik kavramları yeniden düşünmemize; Çerkesler ve Çerkes Ermenileri tarihyazımındaki bazı boşlukları doldurmamıza olanak tanıyacaktır.
*Lusine Sedrakovna Tumanyan (Tarihçi, Matenadaran – Mesrop Maştots Eski El Yazmaları Enstitüsü, Erivan, Ermenistan)
**Ramazan Sultanoviç Abdulmajidov (Tarihçi, Rusya Bilimler Akademisi Dağıstan Federal Araştırma Merkezi, Mahaçkale)
Kaynak: Kafkasya Tarihi, Arkeolojisi ve Etnografyası. Cilt 18. Sayı 1. 2022. S. 50-65.
Çeviri: Serap Canbek
1. Григорян В. Труд Ростом-Бека Ерзынкяна «Черкесские армяне». // Вестник архивов Армении. 1971, № 1. С. 65-80. (на арм. яз.)
2. Каталог рукописей Матенадарана имени Маштоца. Т. 1, состав. Еганян О., Зейтунян А., Антабян П. Ереван: Изд. АН Армянской ССР: 1965. -1638 с. (на арм. яз.)
3. Очерки по истории Адыгеи: Т. 1., под. ред. Бушуева С.К. -Майкоп: Адыг. кн. издво, 1957. -484 с.
4. Щербина Ф.А. Исторія Кубанскаго казачьяго войска. Т. 2. Екатеринодаръ: «Печатникъ»: 1913. -848 с., 25 л. ил. к. (карта в конце книги).
5. Торнау Ф.Ф. Воспоминания кавказского офицера. -М.: «АИРО–XXІ», 2008. -456 с.
6. Берже А.П. Краткий обзор горских племен на Кавказе. -Нальчик: 1992. -48 с.
7. Адыги, балкарцы и карачаевцы в известиях европейских авторов XIII—XIX вв. / составление, редакция переводов В.К. Гарданова. -Нальчик: «Эльбрус», 1974. -636 с.
8. Клапрот, Юлиус фон. Описание поездок по Кавказу и Грузии в 1807 и 1808 годах по приказанию русского правительства Юлиусом фон Клапротом, придворным советником Его Величества императора России, членом Академии Санкт-Петербурга и т. д. / Юлиус Клапрот; пер. с англ. К. А. Мальбахов. Нальчик: Респ. полиграфкомбинат им. Революции 1905 г., Эль-Фа, 2008. -317 с.
9. Кумахов М.А. Убыхи // Адыгская (черкесская) энциклопедия, под ред. М.А. Кумахова. М.: Фонд им. Б. Х. Акбашева, 2006. -С. 473−531.
10. «Убыхи», статья. Энциклопедический словарь Ф.А. Брокгауза и И.А. Ефрона. Т. XXXІV. -СПб: 1902. -с. 413–414.
11. Ахохова Е.А., Бузаров А.К., Губжоков М.Н., Кажаров В.Х., Мукожев А.Х., Нефляшева Н.А., Прасолов Д.Н. Религия // Адыгская (черкесская) энциклопедия / под ред. М. А. Кумахова. М.: Фонд им. Б. Х. Акбашева: 2006. С. 590−624.
12. Митрополит Гедеон (Докукин) «Христианство на Северном Кавказе до и после его присоединения к России» (кандидатское сочинение). Опубликовано в серии Материалы по истории Церкви». Кн. 1. М., Издание об-валюбителей церковной истории, 1992.
13. Щербина Ф.А. Исторія Армавира и черкесогаевъ. -Екатеринодаръ: «Печатникъ»: 1916. -192 с.
14. Остапенко Р.А. Элементы христианства в культуре адыгов по данным этнографических, лингвистических и археологических источников // Наследие веков. 2019. № 1. С. 78–97.
15. Губжаков М.Н., Прасолов Д.Н., Думанов Х.М., Думанова Ф.Х. Культура жизнеобеспечения // Адыгская (Черкесская) энциклопедия, под ред. М. А. Кумахова. М.: Фондим. Б.Х. Акбашева: 2006. С. 313−372.
16. Харатян Гр.С., Мкртчян С.С. Праздничная культура: традиции и современность // «Армяне» энциклопедия/ отв. ред. Л.М. Варданян, Г.С. Сарксян, А.Е. Тер-Саркисянц. М.: Наука, 2012. С. 286−306.
17. Мкртчян С.С. Празднично-обрядовая культура армян. Ереван: «Гигутюн», 2016. -400 с. (на арм. яз.)
18. Шахан Симон. Памятник четырехголосному хору Армавира. Тбилиси: «Эсперанто», 1914. -224 с. (на арм. яз.)






