Bağımsızlık Demokrasi Özgürlük Eşitlik Birlik

Adiyıf: Işığın ve görünmez emeğin destanı

Yıllar sonra, İndıj (Yincıc) Nehri’nin kıyısındaki o kan rengi taşlara bakanlar, bunun sadece doğanın sıradan bir oksitlenme oyunu olduğunu sanacaklardı. Oysa o taşlar; bir kadının pişmanlığının ve bir erkeğin kibrinin donmuş gözyaşlarıydı.

Adiyıf’ın elleri

Gökyüzünün yere daha yakın olduğu o kadim çağlarda, kartalların bile yuva yapmaya cesaret edemediği sarp bir uçurumun tepesindeki kulede Adiyıf yaşardı. Kocası Nart Psabıda, geceleri karanlığın içinden at çalan, heybesi ganimetle dolu dönen, ancak ruhu kendi kibrinden başka hiçbir şeyle doymayan bir adamdı.

Psabıda’nın eve dönüş yolu, ölümle yaşam arasında gerili ince bir iplikti: İndıj Nehri’nin azgın suları üzerinde, sadece Adiyıf’ın dokuduğu keten bir köprü vardı. Geceleri zifiri karanlık çöktüğünde, nehir bir canavar gibi kükrerken Adiyıf kulesinin penceresini açar ve beyaz kollarını boşluğa uzatırdı. O an ellerinden öyle ilahi, öyle parlak bir ışık yayılırdı ki tüm vadi dolunay varmışçasına aydınlanır; Psabıda ve atları bu keten köprüden güvenle geçerdi. Adiyıf’ın elleri; Psabıda’nın hem feneri hem köprüsü hem de talihiydi.

Kibrin zehirli şarabı

Ancak bir akşam, kibrin o zehirli şarabından fazla içmiş olan Psabıda, karısına döndü ve şöyle dedi:

“Senin ışığın olmasa da ben bu ganimetleri getiririm. Benim cesaretim güneşi bile kıskandırır, senin kolların ise sadece bir süstür!”

Bu sözler, Adiyıf’ın yüreğinde nehrin sularından daha soğuk bir rüzgâr estirdi.

Bir sonraki fırtınalı gecede Psabıda, arkasında kişneyen atlarla nehrin kıyısına geldi. Adiyıf penceredeydi. Kocasının nal seslerini ve nehrin uğultusunu duydu. Ellerini uzatmak istedi ancak kırılan gururu, kollarını kurşun gibi ağırlaştırdı. Işığını vermedi. Keten köprü karanlıkta bir hayalete dönüştü. Psabıda, atını o görünmezliğe sürdü. At karanlıktan ürktü; adam ve at, İndıj Nehri’nin o affetmez karanlığına düştüler.

Sabah olduğunda Adiyıf, nehir kıyısında kocasının cansız bedenini buldu. O an gurur, yerini kadim bir yasa gibi ağır bir acıya bıraktı. Kocasının mezarı başında kollarını kayalara o kadar sert vurdu ki, beyaz kollarından süzülen kanlar nehrin taşlarını boyadı. Bugün Kafkasya’da o taşlar hâlâ kırmızıdır; çünkü doğa, bir kadının ışığını söndürdüğü o anı asla unutmaz.

Görünmez ışığın bedeli

Adiyıf’ın hikâyesi basit bir masal değildir. Nart anlatıları, gerçeği efsane kılığına sokarak bize taşır. Bugün “doğal” denen pek çok şey gibi, kanla ve emekle yoğrulmuş bir geçmişin üzeri örtülmüştür. Herkes Psabıda’nın gücünü konuşurken, onu hayatta tutan asıl gücü, yani Adiyıf’ı es geçer.

Adiyıf ışığını, yani emeğini çektiği an, Psabıda artık “Psabıda” değildir. Çünkü adamın var sandığı o kudret, aslında yok saydığı kadının emeğidir. Adiyıf’ın ışığı bir mucize değil, çıplak emektir. Her gece tekrarlanan, sürekliliği nedeniyle kanıksanan ve bu yüzden görünmezleşen bir emek…

Psabıda’nın kibrinin kaynağı tam da buradadır: Işığın sürekliliği, onu bir “doğa olayı” gibi algılatır. Köprü hep oradadır, eller hep uzanır, nehir hep geçilir… Ta ki o emek geri çekilene kadar. İşte o an ortaya çıkan gerçek şudur: Erkek cesareti denen mit, kadının görünmez emeği olmadan bir hiçtir. Psabıda’nın giydiği o görkemli Çerkeska’yı diken, atının eyerini parlatan, önüne sıcak aşı koyan hep Adiyıf’tı. Ama erkeklerin dünyasında kılıç şakırtısı, iğne tıkırtısını her zaman bastırmıştır.

Işığı yeniden tanımlamak

Bugün kadınların ev içindeki bakımı, duygusal yükü ve toplumsal örgütleyiciliği hâlâ o kulelerde yaşar. Hayat akar, kurumlar ilerler, toplum “doğal bir düzen” sanrısıyla yoluna devam eder. Kadın emeği; nehrin akması ya da taşların yuvarlanması kadar “irade dışı” ve “bedelsiz” sanılır.

Ancak artık bu destanı güncellemenin, belki de yeni bir varyant, yeni bir son eklemenin vakti geldi. Çerkes kadını artık sadece kulenin penceresinden ışık uzatan bir figür değil; kültürel ve politik alanda söz sahibi olan, o akına bizzat katılan, nehri atıyla geçendir. Sistem, kadın ışığını çektiği an sendelemeye başlar; evler dağılır, düzen aksar, kriz baş gösterir. Ve düzen, bu karanlıkla yüzleştiğinde yine kadını suçlar: “Neden ışığını vermedin?”

Oysa kimse sormaz: Bu ışık kimin ömrüyle, kimin bedeniyle yanıyordu? Adiyıf artık kollarını parçalayarak ağıt yakmak için nehre inmiyor. Çünkü artık biliyoruz ki; kibrin kefaletini kanıyla ödeyen kadınların devri kapandığında, taşlar kendi gerçek rengine dönecek.

Yazarın Diğer Yazıları

Sosyal Medyalarımız

4,890BeğenenlerBeğen
1,353TakipçilerTakip Et
4,000TakipçilerTakip Et

Son Yazılar

- Advertisement -spot_img