Bağımsızlık Demokrasi Özgürlük Eşitlik Birlik

Kadınların kaleminden: Sosin Aslan yazdı…

Türkiye’de yaşayan halklardan ve inançlardan kadınlara sorduk: “Türkiye’de ve sizin kültürünüzde kadın olmak üzerine neler söylemek istersiniz?” Aysel Gürel Kayaoğlu, Çiğdem Demir, Dilek Odabaş, Esma Bektaş, Fatoş Kaytan, Katrin Nikolau, Kayuş Çalıkman Gavrilof, R. Irmak, Sennur Yılmaz, Sevilay Refika Kadıoğlu ve Sosin Aslan yanıtladı.


 Hem özel hem kamusal yaşamda benimsediğimiz kimliklerimiz tüm alanlarda güvence altına alınmalı 

Türkiye’de kadın olmayı tek bir deneyim üzerinden ele almak mümkün değil. Kadın olmayı pek çok farklı biçim, mekân, kültür bağlamında tartışabiliriz. Geleneksel (normatif) kadınlık, eğitimli kadın, meslek sahibi kadın, feminist kadın biçimlerinin yanı sıra mekân olarak ev, sokak, işyeri, üniversite, toplu taşıma (özel ve kamusal alanlar) gibi mekânlar (hatta bazen beden de mekân olarak ele alınıyor) ya da daha makro bir perspektifle Doğu-Batı kültürü bağlamında kadın deneyimini ele almak mümkün. Bu nedenle şunu kolaylıkla söyleyebiliriz; tüm kadınlık biçimlerinin her biri farklı mekânsal ve kültürel bağlamlarda şekilleniyor.

Bu mekân, kültür ve biçimlerin içerdiği anlamlar Türkiye özelinde kadın olmaya içkin anlamlardır. Kadınlar, toplumun pek çok alanında ikincil bir statü sahibi, ezilen, üstü açık veya kapalı bir şekilde baskılanandır ve ataerkil bir toplumda kamusal alanlar için birer tehdit unsurudur. Tüm bu biçim, kültür ve mekânları tek tek ele almak elbette mümkün değil. Bu sebeple Türkiye’de kadın olmak ve kendi kültürümde yani Kürt kadını olmak meselesini kamusal alanda görünürlük üzerinden ele alacağım. Görünürlük ve kadın olmanın önemli bir ilişkisi olduğunu düşünüyorum.

Tarihsel olarak baktığımızda görünürlük ve kadınlık arasında ters bir orantı vardır. Kamusallık erkeklerle özdeş olduğu için bu alanda kadınlara pek rastlanmaz. Tarihsel olarak kamusalda görünür olmasını beklenen kadınlar, genellikle birinin annesi, eşi, cariyesi olan yani bir erkek üzerinden bilebildiğimiz ve bu bilginin kendisinin pek de iyi olmadığı, statüsü yüksek kadınlardır. Sanılanın aksine bu kadınların kamusal mekân kullanımı neredeyse hiç yoktur. Kamusal yaşama katılamayan bu kadınlar genellikle yaptırdıkları camiler, çeşmeler, hastaneler gibi yapılar üzerinden kamusala kendini açıyorlardı. Statü sahibi kadınlar, yapılar üzerinden kamusal alanda görünür olurken; “sıradan” kadınların böyle bir şansı da yoktu. “Sıradan” kadınların statü sahibi kadınlara oranla kamusal mekânları görece daha fazla kullandığı biliniyor. Bu durum; kamusallık ve görünürlüğün ters ve derin bir ilişkisini göstermesi açısından kıymetlidir.

Günümüze gelirsek; Türkiye’de bir kadın olarak gelenekselin aksine her gün kamusal alana çıkmanız, bu alanı kullanmanız cinsiyetinize ilişkin algıların, rollerin, beklentilerin ve toplumsal konumumuzun değiştiği anlamına gelmiyor.

Kadının verili rolleri, biyolojisine içerimli olduğu düşünülen özel alanla ilişkilendirilmesi, kamusal alandaki konumunda belirleyici rol oynuyor. Üstelik hem özel alan hem de kamusal alan kadınlar için güvenli yerler değildir. Çünkü bu alanlar ataerkiyle ve onun iktidar ilişkileriyle örülüdür. Kadın olarak kamusal alanda yaşadığınız olumsuz pek çok şeyin sorumluluğu sizlere yükleniyor. Bu durum kadınların gece eve giderken hızlı yürümeleriyle, takip edilip edilmediğini sürekli kontrol etmeleriyle, otobüs beklerken birinin tacizine maruz kalmalarıyla ve daha sayamayacağımız bir dolu olumsuz deneyimle somutlaşıyor. Mümkün olduğunca dikkat çekmeyecek şekilde hareket etmeye, kendinizi korumak için görünmemeye çalışıyorsunuz. Ataerkiye özgü kabul edilen kamusal alanda erkekler, kadın olmanız nedeniyle bedeniniz, yaşamınız ve kapladığınız alan üzerinde söz sahibi olduğunu varsayıyor. Bu nedenle kamusallık, sürekli her hareketinizi kontrol ettiğiniz ve her koşulda kendinizi korumaya çalıştığınız mekânlara dönüşüyor. Türkiye’de kamusal alanların kadınlar için güvenli mekânlara dönüştürülmesi gerekiyor.

Mekânların geleneksel cinsiyet rollerine göre belirlenmesi durumu Kürt kadınları için de geçerli. Kürt kadınları toplumsal yapıdaki geleneksel rollerin dayatmasının yanı sıra devletin resmi politikalarıyla, yasalarıyla ve/veya dini saiklerle bastırılan, hayatın birçok alanında engellenen ve fırsat eşitliğinden yararlanamayan kadınlardır. Kürt kadınının sorunları da diğer bütün kadınların sorunlarından farklı değil elbette. Türkiye’de kadın kimliği başlı başına tüm alanlarda dezavantajlıyken buna bir de sürekli “bölücü”, “hain”, “terörist” gibi yaftalanmalara maruz bırakılan Kürt kimliğinin eklenmesiyle, kadın ve Kürt kadın kimliklerinin kesişmesiyle daha da derinleştirilmiş dezavantajlı bir durumla karşı karşıya kalıyorsunuz.

Kadınların kamusal alanda yaşadıkları sorunlar ve güvencesizlik ülkedeki diğer tüm kadınlarla ortak paydada buluştursa da Kürt kadınları kamusal alanda farklı sorunlarla da mücadele ediyorlar. Bunlardan en genel anlamıyla öne çıkanlar; 1) ataerkil sistem (devletin yanı sıra geleneksel rollere ilişkin beklentilerle mücadele); 2) kimliğini, dilini ve kültürünü yaşatmak. İlkinde bütün kadınlarla ortak mücadele yürütürken; ikincisinde ise kadınlara karşı da mücadele etmek durumunda kalabilir/kalıyor. Türkiye’deki tüm kadınlar ortak kaygı ve endişeleri paylaşırken; Kürt kadınları aynı zamanda kimlikleri, kültürleri, dilleri için de kaygı ve endişe duymaktadırlar. Kamusal alanda yaşanan sorunlardan yukarıda belirtilenlere ek olarak Kürt kimliğinden dolayı alanın kendisi daha da güvencesiz hale geliyor. Kadın ve Kürt kimliğinin kesişmesiyle bu güvencesizlik bazen şiddet boyutuna da varıyor.

Yazıyı bitirirken… Hem özel hem kamusal yaşamda benimsediğimiz kimliklerimiz tüm alanlarda güvence altına alınmalı.

Tüm kimliklerimizle, tüm kadınlarla yan yana gelip ataerkiye ve onun biz kadınlara biçtiği alanları güvenli, eşit, ortak mekânlara dönüştürene kadar birlikte mücadele etmemiz gerekir. Çünkü biz kadınların bir tane mücadele nesnesi var. O da; devlet ve onun temsil ettiği ataerki. Buna karşı ortak mücadeleyi örgütlemeliyiz.

Sosin Aslan

Yazarın Diğer Yazıları

Kuşha Doğan ile Xabze üzerine…

Uzunyayla Kafkas Kültür ve Yardımlaşma Derneği’nin (İstanbul) düzenlediği kahvaltının konuğu Kuşha Doğan Özden olacak. 26 Nisan Pazar günü saat 10.30’da başlayacak etkinlikte Kuşha Doğan...

“Kökler ve Kanatlar” okurlarıyla bir araya geliyor

Mısost Ayşen Göksu Dağıstanlı, Papirüs Yayınları etiketiyle yayımlanan “Kökler ve Kanatlar-Çerkes Aile Hikâyeleri” adlı kitabını imzalamak ve söyleşiye katılmak üzere 18 Nisan’da Ankara Çerkes...

“Cümrı” sahneleniyor

İstanbul Kafkas Kültür Derneği (İKKD) bünyesinde çalışmalarını sürdüren Worşer Tiyatro’nun “Cümrı” adlı oyunu 26 Nisan Pazar günü İstanbul seyircisiyle buluşacak. Sanatçı Dug Aysel Yıldırım yönetmenliğindeki...

Sosyal Medyalarımız

9,251BeğenenlerBeğen
2,745TakipçilerTakip Et
4,012TakipçilerTakip Et
677AboneAbone Ol

Son Yazılar

- Advertisement -spot_img