
Oxford University Press tarafından 2014 yılında yayımlanan “Sex, Politics, and Putin: Political Legitimacy in Russia-Cinsiyet, Politika ve Putin: Rusya’da Siyasi Meşruiyet” adlı kitabın yazarı, siyaset bilimi uzmanı Prof. Valerie Sperling, toplumsal cinsiyet kalıplarının Trump ve Putin’i nasıl iktidara getirdiğini anlattı. Ocak 2025’te glasnaya.media’da yayımlanan makaleyi paylaşıyoruz.
20 Ocak 2025’te, Amerika Birleşik Devletleri’nin 47. Başkanı Donald Trump, Washington’da göreve başladı. Önceki yönetimi, ülkenin anayasal kürtaj hakkının kaldırılmasına yol açmıştı. Bu kez, yemin töreninden hemen sonra Trump, Amerika Birleşik Devletleri’nde yalnızca iki cinsiyeti tanıyan bir başkanlık kararnamesini imzaladı: Erkek ve kadın. Sperling, glasnaya.media ile yaptığı söyleşide, Putin’in seçim kampanyasının da cinsiyet kalıplarına dayandığını söylüyor.
-Rusya üzerine çalışmaya nasıl başladınız ve neden toplumsal cinsiyet çalışmaları ile siyaset bilimi ilişkisi konusunu seçtiniz?
-Soğuk Savaş döneminde, 1980’lerin ortalarında, üniversitedeyken Sovyetler Birliği’ne ilgi duymaya başladım. O zamanlar herkes nükleer çatışma düşüncesiyle meşguldü. Okuldayken silahlanma yarışı üzerine bir derse katıldıktan sonra, silahsızlanma müzakerecisi olarak Soğuk Savaş’ı sona erdirmeye katkıda bulunabileceğimi düşündüm.
Böylece Rusça öğrenmeye başladım. İki yıl sonra akademik değişim programıyla Leningrad’da altı hafta geçirdim. 1986’nın yaz aylarıydı, Perestroyka’nın başladığından haberim yoktu ve kelimeyi bile hiç duymamıştım.
SSCB gezisi tek kelimeyle büyüleyiciydi. Ülkede kapitalizm yoktu, dolayısıyla reklam da yoktu. Binaların cephelerinde asılı olan tek şey, “Kongre Kararları Eyleme Geçirildi!” yazılı devasa Komünist Parti ilan panolarıydı.
Leningrad’ı ziyaret ettikten sonra, sadece silahlanma yarışı değil, Sovyet iç politikasıyla da ilgilenmeye başladım. Öncesinde kadın çalışmaları dersi de almıştım. Ardından, Sovyetler Birliği’ndeki kadınların siyaset, ekonomi ve benzeri alanlardaki konumları üzerine bir araştırma projesi üzerinde çalışarak, Sovyet-Amerikan İlişkileri Komitesi’nde staj yaptım.
Birkaç yıl sonra, Ağustos 1991’de, doktora programıma başlamadan hemen önce Sovyetler Birliği çöktü. Tezimi çağdaş Rusya’daki kadın hareketine dair yazmaya karar verdim. 1994-1995 yıllarında yaklaşık bir yıl Moskova’da yaşadım ve St. Petersburg (eski adı Leningrad), İvanovo, Yekaterinburg ve Çeboksari’ye seyahat ettim. Küçük örgütlerin başında olan birçok kadınla konuştum. O dönemde Rusya’daki kadın sosyal hareketi, Batı’daki benzerlerinden farklıydı.
Özetlemek gerekirse, silahlanma yarışı nedeniyle Rusya’ya, ardından da toplumsal cinsiyet çalışmalarına ilgi duymaya başlayınca, bu ikisini (Rusya ve toplumsal cinsiyet çalışmaları) birleştirmeye karar verdim.
-1990’larda Batılı feminist terminoloji Rusya için yeni olduğundan, sizinle kadın hareketi arasında herhangi bir gerilim yaşandı mı?
-Moskova’ya geldiğimde, Moskova Cinsiyet Çalışmaları Merkezi kurulalı dört yıl olmuştu. 1992’de Dubna’da düzenlenen “2. Bağımsız Kadınlar Forumu”na katıldım. Asya Posadskaya, Valentina Konstantinova ve Olga Voronina gibi insanlarla tanıştım. Tam anlamıyla feministlerdi. Feminizm analizleri, benim aşina olduğumdan farklı değildi.
St. Petersburg’da “Olga Lipovskaya Cinsiyet Sorunları Merkezi” vardı. Gelinler şehri İvanovo’da* harika bir kadın ve cinsiyet araştırmacısı olan Olga Khasbulatova ile tanıştım. Cinsiyet ve kadın çalışmaları disiplini Rusya için yeni olsa da, feminizm ve cinsiyet üzerine analizler oldukça yaygındı.
Farklılıklardan bahsetmişken, kadın örgütlerinin kadın liderlerinin çok azı kendilerini tanımlamak için “feminist” kelimesini kullanmıştı. Görüşme yaptığım herkese aynı soruyu sordum: Feminizm sizin için ne anlama geliyor? Ve birçoğu önce benim cevaplamamı istedi. Belki de kelimenin anlamından emin değillerdi. Diğerleri ise feminizmin SSCB’de yeri olmayan burjuva bir fikir olarak tanımlanması olgusuna dayanıyordu.
Karşılaştığım en yaygın yanlış anlama, feministlerin erkeklerden nefret ettiği ve onlardan tamamen bağımsız olmayı hedeflediğiydi. Yeni Rusya’da kadın hareketinin ne başarabileceğini merak ediyordum, çünkü “çifte yük” cinsiyet eşitliği çağrılarını sonuçsuz bırakıyordu. Rusya Federasyonu’nda kadınlara eşit davranılmıyordu. Daha az kazanıyorlardı. Kazançlı işlerde çalışamıyor, çocuklarına ve ebeveynlerine tek başlarına bakmak zorunda kalıyorlardı. Kreşlerde yeterli yer yoktu. Market alışverişi günlük yapılıyordu, çünkü neredeyse hiç kimsenin haftalık alışverişi yapıp, aldıklarını eve taşıyacağı bir arabası yoktu. Cinsiyet eşitliğinden bahsedildiğinde ise “Hayır, teşekkür ederiz. Bunu daha önce de yaşadık ve beğenmedik” yanıtı veriliyordu.
-Sizce Rusya’da feminizme ve kadın haklarına yönelik tutumlar nasıl değişti? Kadın hareketi bugün mücadelesini başlatmak için hangi sloganı kullanabilir?
-Bence Rusya’da feminizm artık çok daha iyi anlaşılıyor. 1994’te Nadezhda Azhgikhina, bir gazete makalesinde “cinsiyet” kelimesini kullanan ilk Rus gazeteci oldu. Kadın sorunları ve kadın hareketi hakkında bir köşe yazısı yazmıştı. Editörünün başlangıçta “gender-cinsiyet” kelimesini “tender-şefkatli” olarak düzeltmeye çalıştığını, bu terimin de yaklaşık aynı dönemde İngilizceden Rus diline girdiğini bana anlattığını hatırlıyorum.
“Feminizm” kelimesi de yaygın değildi. Moskova ve St. Petersburg’daki görüşmecilerim bu kelimeye ve “cinsiyet” terimine aşinaydılar, ancak İvanovo ve Çeboksari’dekiler aşina değildi. Moskova Cinsiyet Çalışmaları Merkezi’ni duymuşlardı, hepsi bu.
Yakın zamana kadar üniversitelerde çok sayıda toplumsal cinsiyet çalışmaları programı vardı ve Anna Temkina ve Elena Zdravomyslova’dan Vanya Solovey’e kadar birçok akademisyen orada çalışıyordu. 2010’ların sonlarında, kendini feminist olarak tanımlamak bir nevi moda haline geldi sanırım. Kendini böyle tanımlamak korkutucu değildi artık. Kadın aktivizmi, kişinin hükümete muhalefet etmeden ve muhalefettekilerle aynı tehlikelerle karşılaşmadan siyasete katılmasını sağlayan özel bir faaliyet türüydü.
Ancak işler değişti ve feminist değerlere bağlı kalmak veya LGBT+ dostu olmak, muhalif faaliyetlerde bulunmak kadar riskli hale geldi.
“Erkeklerin güçlü, sert, cesur ve yürekli, kadınların ise zayıf ve korunmaya muhtaç olması gerektiğine dair bazı klişeler vardır. Irkçılık olarak ataerkillik, inanılmaz derecede dirençli bir ideolojidir”
-Kadın haklarının insan hakları olduğu sloganının benimsendiği Rusya’da, “geleneksel değerler” ideolojisinin kamusal alanda nasıl egemen hale geldiği sorusu akla geliyor…
-Bu ideolojinin baskın olduğunu düşünmüyorum. Nüfusun belirli bir kesimi için kabul edilebilir. Şöyle bir soru sorulabilir: ABD’deki insanlar kadın haklarının ne olduğunu biliyor gibi görünüyorsa, neden bu kadar çok Amerika eyaleti kürtajı yasakladı?
Hiçbir ülke ataerkillikten muaf değildir. Politikacılar bunun ortak bir payda olduğunu biliyor. “Cinsiyet, Politika ve Putin” adlı kitabım, siyasi yelpazenin her tarafındaki aktörlerin, kolayca anlaşılabildikleri için cinsiyet ikiliklerini (yani erkeklik ve kadınlık cinsiyet normlarını) homofobiyle harmanlayarak istismar ettiklerini savunuyor.
Erkeklerin güçlü, sert, cesur ve yürekli, kadınların ise zayıf ve korunmaya muhtaç olması gerektiğine dair bazı klişeler vardır. Irkçılık olarak ataerkillik, inanılmaz derecede dirençli bir ideolojidir.
Sürekli olarak bununla mücadele etmeli ve dikkat çekmeliyiz. Ataerkillik ortadan kalkmayacak, bu yüzden politikacılar bu fikirlerden faydalanıyor.
Donald Trump, erkek rakiplerine “Uykulu Joe” ve “Küçük Marco” lakaplarını taktı ve Hillary Clinton’ın başkanlık için “dayanıklılığının” olmadığını söyledi. Bu farklı ifadeler aynı mesajı iletiyor: Rakipleri zayıf. Erkeksi değil ve bu nedenle başkan olmaya uygun değiller.
“Cinsiyet, Politika ve Putin”, 2010-2013 yılları arasında Rusya’daki gençlik ve feminist aktivizmi üzerine bir çalışmaydı. Bu kitapta, Nashi hareketini örnek olarak gösterdim. Hareketin katılımcıları, Putin’in gücünü vurgulayarak, ülkeyi Turuncu Devrim’den ve Batı’nın Rusya’yı “zayıflatmaya” yönelik girişimlerinden ne kadar iyi koruduğunu söyleyerek övgüler dizdiler.
Barikatların diğer tarafında ise muhalefet duruyordu. Pussy Riot’ın şarkılarından birinde, Putin’in botoksla yanaklarını ve karın kaslarını şişirdiğinden bahsediliyordu. Bu, Putin’in kadınlaştırılmasının bir örneğidir. Çünkü estetik ameliyatı çoğunlukla kadınlar yaptırır. Başka bir deyişle, o gerçek bir erkek değil; botoks kullandığı için bir kadın gibi.
Bir başka örnek de, genç muhalif aktivist Roman Dobrokhotov’un yaptıklarıdır. 2012’de “Büyükbabayı emekliliğe uğurlayalım” sloganıyla Putin karşıtı bir miting düzenledi. Bir erkeğin yaşlandığını iddia ettiğinizde, yaşlılığın zayıflıkla el ele gittiği cinsiyet normuna dayanıyorsunuz. Yaşlıysa zayıftır ve bu nedenle kadınlarla daha çok ortak noktası vardır ve güçlü, sert erkeklerin aksine kadınların siyasette yeri yoktur. Politikacıları ve siyasi meşruiyet iddialarını anlamaya çalışırken bu cinsiyetçi klişelere dikkat etmek önemlidir.
İşte bu yüzden ataerkillik tekrar tekrar geri dönüyor. Kalıplaşmış cinsiyetçi yargılar yaygın ve bu sadece Rusya’da geçerli değil.
-Ama Putin’in gençleşmediğini ve bir süredir arkasından “Büyükbaba” diye anıldığını göz önünde bulundurursak, ataerkil sistemin ona aslında zarar verdiğini söyleyebilir miyiz?
-Erkeklerin siyasette bir avantajı var. Onları güçsüz veya uykulu olmakla eleştirebilirsiniz, ancak bunlar baba figürünün özellikleridir ve baba figürü yaşla gelen uzmanlığa dayanır. Kadınların bu ayrıcalığa sahip olduğunu düşünmüyorum: Ataerkil bir toplumun gözünde, onlar basitçe yaşlanırlar.
-Yani Vladimir Putin, Sibirya ormanlarından gelen erkeksi bir avcıdan “ulusun babası”na mı dönüştü?
-Savaş başlamasaydı, belki de bu olurdu. Ancak Ukrayna’nın topyekûn işgali, Putin’i “yaşlı baba” imajını terk edip son derece militarize edilmiş bir erkeklik imajı benimsemeye zorladı.
Putin’in kamuoyundaki imajında yer alan militarist unsur, yani erkeklik, 1999’da Yeltsin’in başbakanı olarak birkaç ay görev yaptığı siyasi kariyerinin başından beri mevcuttur. Putin’in, yüksek binalarda bomba patlattığı iddia edilen teröristlerin “tuvalette yok edilmesi” gerektiğini söylediği rivayet edilir ((Çevirmen notu: Ağustos 1999’da Vladimir Putin başbakan oldu ve 20 Eylül’de, onun emriyle Rus uçakları Çeçenya’yı bombalamaya başladı. Eylül ayında şu cümleyi kurmuştu: “Teröristleri her yerde takip edeceğiz. Eğer onlar havaalanında ise, onları orada yakalayacağız. Hatta onları tuvalette ele geçireceğiz ve tuvalet çukurunda boğacağız.” Yeni başbakanın eylül 1999’daki savaşla ilgili halktan aldığı onay oranı %5 iken, o yılın kasım ayında bu oran %45’e yükseldi).
Tam ölçekli bir işgalin arka planında, Putin giderek artan bir şekilde militarize edilmiş erkeklik özelliklerini sergiliyor; yani kendini sadece ulusun babası olarak değil, aynı zamanda Batı’ya, “eşcinsel Avrupa’ya” ve zararlı Batı değerlerine karşı savunucu olarak da sunuyor.
Bu, onunla dalga geçemeyeceğiniz anlamına gelmiyor. Daha önce Putin, dünya liderleriyle yaptığı toplantılara her zaman geç kalıyor veya önemli kamuoyu açıklamalarını yaparken çok zaman harcıyordu. Bence bu bir tür baskınlık: “Beni acele ettirmeyin” mesajı. Saatlerce süren telefon görüşmeleri yapıyor, konuşma sanatında usta ve oldukça bilgili. Bence bu, kimin patron olduğunu göstermenin bir yolu.
-Bu, Putin’in Aralık 2024’te son büyük kamuoyu önündeki konuşmasında sergilediği davranışa benziyor mu?
-Bence öyle. Ona kürtaj hakkında sorular soruldu. Bu tür tartışmaları asla kendisi başlatmaz, ancak sorulduğunda kürtajın yasaklanması gerektiğini iddia etmez. Aksine, bu işlemle ilgili dini kuruluşların görüşlerinin, demografik durumun, ailelerin yaşam standardının ve bir kadının “kendi kararlarını verme” hakkının dikkate alınmasının gerekli olduğunu vurgular.
Cinsiyet eşitliği konularındaki tutumu her zaman ılımlı iken, yönetiminin tutumu çok daha muhafazakârdır. Örneğin, beş çocuk annesi bir kadınla sosyal yardımlar hakkında konuşurken, kadının sözünü kesip, “Beş çocuğunuz var. Tebrikler. İzleyicilerimizin ve dinleyicilerimizin sizi örnek almasını istiyorum” diyor.
-Ve sonra da bu kadar çok çocuğu olduğu için “zaten mutlu bir insan” olduğunu ekliyor…
-İşte burada toplumsal cinsiyet gelenekçiliği kendini gösteriyor, ama çok ince bir biçimde. Ayağa kalkıp ‘Kadınlar, daha çok çocuk yapın!’ diye emir vermiyor. Daha ziyade rastgele bir adamı baba olduğu için tebrik edip, tebriklerini karısına iletmesini istiyor.
-Putin’in politikalarında erkekliğin rolünü oldukça detaylı bir şekilde ele aldık. Ancak sizin de belirttiğiniz gibi, Rusya bu konuda o kadar da özel değil, değil mi?
-Siyasi liderlerin meşruiyet kazanmak için toplumsal cinsiyet normlarını istismar etme biçimi Rusya’ya özgü değil. Bana göre, erkeklik, kadınlık ve homofobi her ülkede bu sürecin merkezinde yer alıyor; bu küresel bir olgu.
Cinsiyet normlarından kastımız, cinsiyet rollerine uygun davranmak için erkeklerin ve kadınların nasıl davranması gerektiğine yönelik erkeklik ve kadınlık kurallarıdır. Erkeklik ve kadınlık, ikili özelliklere veya kalıplaşmış yargılara dayanmaktadır.
İyi bir politikacı hakkındaki fikirlerimiz genellikle “erkeksi” özelliklerle örtüşür. Başkan olmak için güçlü, sert, kararlı ve rasyonel olmanız gerekir. Bunların hepsi geleneksel olarak erkeklikle ilişkilendirilen özelliklerdir. Aynı zamanda, kadınlık anlayışı kadınların zayıf, ruh hallerine bağlı, tahmin edilemez, kararsız ve duygusal olduğunu varsayar.
Kadın liderler sürekli olarak sert ve güçlü olmakla kadınsı kalmak arasında ince bir denge kurmak zorundalar. Bir kadın tatlı ve çekici olmalı, ama en önemlisi, sevilebilir olmalıdır. Eğer çok sertse, saldırgan olarak algılanır ve bu tür bir insanı çok az kişi sever. Dolayısıyla, siyaseti toplumsal cinsiyet normları merceğinden incelediğimizde, liderlerin toplumsal cinsiyet kalıpları aracılığıyla toplumun gözünde meşruiyet aradıklarında, kadın politikacılar için işlerin ne kadar daha zorlaştığını fark ediyoruz.
Siyasetçilerin birbirlerini nasıl eleştirdiklerine bakın. Bir erkek, kabul görmüş erkeklik normlarına ne kadar uyduğu üzerinden değerlendirilir. Ona kötü bir siyasi lider demek, onu erkekten çok kadına benzetir ve böyle bir kişi güvenilir bir lider olamaz.
Son ABD başkanlık seçimlerinde, bazı kişiler kadınların sözde karamsar ve istikrarsız olduğu gerekçesiyle Kamala Harris’e oy vermeyi reddetti. Bu örnek bile, politikacılara dair algımızın cinsiyet tarafından ne kadar şekillendirildiğini açıkça ortaya koyuyor.
Kimse erkeklerdeki duygusal istikrarsızlıktan bahsetmiyor. Ama aile içi şiddet ve aile içi cinayet istatistiklerine bakarsanız, bu suçların ezici çoğunluğundan kim sorumlu? Erkekler. Peki, neden onların duygusal bozukluklarından bahsetmiyoruz? Aile içi cinayet, bir dereceye kadar duygusal olarak istikrarsız birinin eylemi değilse nedir?
Bundan bahsetmiyorlar çünkü erkeklerin sadece tek bir duyguya sahip olmasına izin veriliyor: Öfke. Ama zayıflık gösterirseniz, yeterince sert olmamakla suçlanırsınız. Putin ve bir ölçüde Donald Trump kamuoyu önünde konuşurken nadiren gülümsüyor. Ama her zaman öfkeli veya sert olabiliyor.
Cinsiyet ikilikleri, sert dil kullanımında da kendini gösterir. Putin’i ve teröristleri “yok etme” çağrısını zaten ele aldık. Ayrıca, Arnold Palmer için “Onu cinsel organından yakala” gibi şeyler söyleyebilen veya Kamala Harris’e “Berbat bir başkan yardımcısı” diyen Trump’tan da bahsedebiliriz.
Eğer Kamala Harris, Trump’a “Berbat bir başkan” derse, siyasi kariyeri biter. Küfür ve argo kadınlar için uygun değildir, cinsiyet normlarını ihlal ederler.
Son olarak, erkek politikacıları zayıflatmanın bir yolu da eşcinselliklerini ima etmektir. 2016’da Trump’ın göreve başlamasını kutlayan ve doğal olarak benim de katıldığım kadın yürüyüşlerinde, “Trump, Putin’in kölesi” yazan veya ikisinin yatakta olduğu resimleri içeren posterler taşıdılar. Sonuçta, herkes anlar ki, bir erkek diğerinin kölesi ise erkek değildir. “Köle” dişil bir varlıktır. Ve bir erkeğe değil de bir kadına benzeyen biri iyi bir politikacı olamaz.
-Bu durumların farklı siyasi rejimlerde aynı şekilde kendini gösterdiği çıkıyor ortaya…
-ABD iç politikası uzmanı ve Clark Üniversitesi’ndeki meslektaşım Robert Boatwright ile birlikte bir kitap yazdık. Kitabın bir bölümünde, farklı ülkelerdeki siyasi kampanyalarda cinsiyetin nasıl kullanıldığına ve ne kadar yaygın olduğuna dair örnekler var.
Örneğin, Filipinler başkanlık seçimlerine aday olan Rodrigo Duterte, 1989’da Davao’da yaşanan rehine alma olayına ilişkin bir yorumda bulunmuştu. Kadınlar da dahil olmak üzere rehineler tecavüze uğramıştı. Rehineler arasında Avustralyalı misyoner Jacqueline Hamill de vardı. Tecavüze uğradıktan sonra öldürülmüştü. O zamanlar şehrin belediye başkanı olan Duterte bu konuda şunları söylemişti: “Yüzüne baktım. Güzel bir Amerikalı aktrise benziyordu. Kahretsin, ne büyük bir kayıp… Aklıma geldi: Ona tecavüz ettiler, sıraya girdiler. Tecavüze uğradığı için öfkeli olmam ayrı bir şey. Ama o kadar güzeldi ki, tecavüz edenlerin arasında belediye başkanının (kendisini kastediyor) ilk sırada olması gerekirdi. Ne büyük bir kayıp.”
Bir diğer örnek ise 2019-2023 yılları arasında Brezilya’da devlet başkanlığı yapmış olan Jair Bolsonaro’dur. Brezilya Yasama Meclisi üyesi Maria de Rosario’ya, “Sana asla tecavüz etmem, çünkü bunu hak etmiyorsun” demiştir.
Yani bu sadece otoriter rejimlerde olmuyor. Herhangi bir ülkeyi seçin. Ve dediğim gibi, Rusya’da bu tür ataerkil dil, siyasi bölünmenin her iki tarafındaki güçler tarafından da kullanılıyor.
“Kadınlar, erkeklerin siyasi kampanyalarını desteklemek ve baltalamak için birer araç olarak kullanılıyor”
-Ataerkil bir toplumda kadınların ve onlara atfedilen özelliklerin erkek politikacıların kampanyalarında nasıl kullanıldığına dair özel teknikler var mı?
-Siyasi meşruiyet, kamuoyu önünde) bir kadınla görünerek elde edilebilir. Erkek bir politikacının çekici bir eşe sahip olması tercih edilir.
Putin’in kariyerinin başlarında Rusya’da “Putin Gibi Biri” adlı bir şarkı yayımlandı ve şarkının sözleri şöyleydi: “Putin gibi biri, güçlü. Putin gibi biri, içki içmeyen.” Ayrıca, genç kadınların ona o kadar hayran oldukları için tişörtlerini yırttıkları iddia edilen “Putin’in Ordusu” da vardı. Tüm bu kampanyalar, kamuoyunu Putin’in normal, heteroseksüel, çekici ve maço bir erkek olduğuna ikna etmeyi amaçlıyordu.
Aynı nedenle Donald Trump da Melania’yı model olarak seçti. Ancak bu taktiğin de bir dezavantajı var. Trump’ın ilk başkanlık kampanyası sırasında ona saldırmak isteyenler, Melania’nın 2000 yılında İngiliz GQ dergisi için yaptığı çıplak fotoğraf çekiminden kareleri içeren bir tanıtım yazısı yayımlayarak, “Onu First Lady olarak mı istiyorsunuz?” diye sordular. Bu, Donald Trump’ın meşruiyetini dolaylı şekilde baltalamanın bir yoluydu: “Ona oy vermeyin, karısı bir fahişe.” Yani kadınlar, erkeklerin siyasi kampanyalarını desteklemek ve baltalamak için birer araç olarak kullanılıyor.
Siyasetteki kadınlar, kabul edilebilir olanın sınırlarında kalabilmek için çok çalışmak zorundalar.
Sert olmalısınız ama öfkeli olmamalısınız. Başkaları tarafından sevilmelisiniz ama aşırı uyumlu görünmemelisiniz. Hoşgörülü olmalısınız ama çok kararlı olmamalısınız. Çekici olmalısınız ama aşırı cazibeli olmamalısınız. Ve itici de olmamalısınız.
Angela Merkel, pantolon takımları giymesi nedeniyle her zaman eleştirilmiş, bu tarz kıyafetlerin yeterince kadınsı ve seksi olmadığı düşünülmüştür. Ancak Oslo Opera Binası’ndaki bir galada dekolteli bir elbiseyle göründüğünde, medyada “Kitlesel Dikkat Dağıtma Silahı” gibi başlıklar yer aldı.
-Siyasette cinsiyet kalıplarının kullanımına karşı koymanın bir yolu var mı?
-Bence kimse buna karşı çıkmak istemez. Biz ABD’de derslerimizi çoktan aldık. Birçok liberal ve ilerici vatandaş, Trump’ın 2016 başkanlık kampanyası sırasında söylediği tüm cinsiyetçi, ırkçı ve göçmen karşıtı söylemlerin onun seçilmesini engelleyeceğine inanıyordu. Kimse onun kazanabileceğini düşünmüyordu.
Görünüşe göre birçok kişi bu açıklamaları hiç de rahatsız edici bulmadı. Hatta bu açıklamalar sayesinde kazandı, bunlara rağmen değil. İlginç bir durum.
Feministlerin, cinsiyet kalıplarına dayanan (örneğin, “Bu adam zayıf bir politikacı!” veya “Bu kadın çok sert bir politikacı!”) siyasi meşruiyet kazanma yöntemlerinden kurtulmak istemeleri muhtemeldir. Dediğim gibi, bu durum cinsiyet ikiliğini pekiştirir ki bu da genellikle kadınlar için kötüdür.
Elbette, tüm bu fikirlerin toplumsal olarak kurgulandığını ve gerçekte var olmadığını anlıyoruz. Ancak bunlar birçok kültürde o kadar kökleşmiş durumda ki, ortadan kaldırmak çok zor.
*19.yüzyılın ortalarına doğru İvanovo Rusya’nın tekstil başkenti haline geldi. Burada büyük iplik, dokuma ve konfeksiyon fabrikaları kuruldu. Kentte binlerce genç kadın çalışıyordu. Bu nedenle İvanovo, “gelinler şehri” adını aldı.
Çeviri: Serap Canbek







