Asıl ismiyle Osman Nuri Doğan, 1930 yılında Kayseri’de dünyaya geldi. İlkokulu Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesinde okudu, lise öğrenimine Ankara’da devam etti. 1970 yılında Ankara İktisadi ve Ticari Bilimler Yüksekokulu’ndan mezun oldu. Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu’nun çeşitli merkezlerinde otuz dokuz yıl çalıştı, 1993 yılında emekli oldu. 2005 yılında hayata gözlerini yumdu.
Ağırlıklı olarak şiirleriyle tanınan sanatçı, eserlerinde Osman Numan Baranus, Kasırgaoğlu, Kasırga Onurdal, Osman Gazioğlu, Osman Kemal, Numan Evranos, Nuri Doğan ve Onur Dolu gibi takma adlar kullanmıştır. İlk şiiri “Işığa Doğru”, henüz on beş yaşındayken yerel bir gazete olan Kızılırmak’ta yayımlandı. 1949 yılında ilk şiir kitabı Doğan’ı yayımlandı. Kitabın ikinci basımı Toygan adıyla yapıldı fakat bir şiir nedeniyle yargılandı. Dört buçuk ay hüküm giydikten sonra aklandı. 1971-1973 yılları arasında çıkardığı Özün adlı dergi yirmi dört sayı devam etti. Yazıları; Yayla, Erciyes, Kaynak, Varlık, Pazar Postası, Dost, Dönem, Yordam, Türkiye Yazıları gibi dergilerde yayımlanmıştır. Özgünlüğü yakalamanın peşinde, toplumsal duyarlılığı önde olan bir şairdi. Yenilikçiydi, dilde özcüydü (şiir yerine “özün” kelimesini kullanmıştır.). Yerel-etnik sözcüklerin hayranıydı ve bir köşede unutulup gitmesine gönlü razı gelmediğinden yeri geldikçe hep kullandı o sözcükleri.
Cemal Paşa’nın maiyet memuru Gaşırğa Gazi Bey’in oğludur. Çerkesçe sülale adları olan Gaşırğa, yırtıcı bir kuş türünün (çakır) adı olduğu için ailesi “Doğan” soyadını almıştır. Sanatçının eserlerinde kullandığı “Kasırga”, “Kasırgaoğlu” ve “Gazioğlu” gibi takma isimler; babasının ve soyunun adıyla ilgilidir. Ağabeyi Mahmut Şevket Doğan 14. ve 16. dönemlerde Kayseri Milletvekilliği ile TBMM Başkanvekilliği ve TBMM Başkanlık Divanı Katip Üyeliği görevlerinde bulunmuştur.
Sanatçıyla ilgili değerlendirmeler
Ali Rıza Navruz: O, yeri geldiğinde aydınlığın bütün suçlarını kalbinde taşıyan, yeri geldiğinde de karanlık gündüzün üzerinde yaşayan bir şairimizdir. Bütün yuvalardan kovulan yaban güvercini oluşu da ayrı bir meziyeti olsa gerek! Osman Numan Baranus şiirlerini Ortadoğu ve eski Anadolu kültürüyle besler. Zaman zaman da yergiciliği tutar ve günümüzün sorunlarına göndermelerde bulunur.
Özgün ve yoğun bir dili vardır. Yeri geldiğinde adıge dili sözcükleri de kullandığı olmuştur. Türk şiirinin bu ilginç şairi, modern şiirde gün görmemiş, yakası açılmamış kelimelerle bir tarih/kültür şiiri yazıyordu. Kullandığı mazmunlar ve betimlemeler diyebiliriz ki nev-i şahsına münhasırdı.
Mehrizat Poyraz: Okuduğu, gördüğü, yaşadığı her şeyi şiirine tem kılmış bir Türk ozanı. Gizemsel içerikli, görkemli ses tınısı ve söz seçiminin yanında dilinin dikine ve kaleminin yazımına giden ilginç bir kişilik. (…) Belli bir göstergesellik kaygısının yanında Öztürkçe ve Öztürkçe geleneklerinden ayrılmama tutkusu var.
Gaffar Yakınca: Tuzhurmatu diye bir yerin varlığını öğrendiğimde henüz lise öğrencisiydim. Bornova’daki bir kitapçının ucuz kitaplar sepetinden şiir kitapları seçmiştim. İçlerinden biri Osman Numan Baranus adlı bir şaire aitti ve adı da Tuzhurmatu’ydu. Şunca yıllık ömrümde belki on kez kitaplığım boşalıp geri dolmuştur. Kimi zaman parasızlıktan kitaplarımı sattım kimi zaman deliliğim tavan yapınca torbalara doldurup çöpe attım bazen de göçebelikten taşıyamaz olduğum için eşe dosta çocuklara bıraktım. Onun için elimde uzun süre sakladığım kitap sayısı pek azdır. Tuzhurmatu işte bunlardan biri.
Baranus’un şiirlerini (kendisi özün diyor) o kadar sevmişim ki yazdığı bu son kitabı elimden çıkarmaya kıyamamışım. Tuzhurmatu’nun (Tuz Khurmatu) Irak’ta bir Türkmen kenti olduğunu bu sayede öğrenmiştim. Baranus büyük olasılık MKE’de ekonomist olarak çalıştığı yıllarda Irak’a ve Tuzhurmatu’ya gitmiş. Kitaptaki şiirlerin pek çoğu da bu seyahatle ilgili. Baranus Bağdat dahil pek çok şehri görmüş ancak Tuzhurmatu onu nasıl etkilediyse artık, kitaba oranın adını vermiş.
İbrahim Tenekeci: Uygun kelimeyi tercih etmenin ne kadar hayati bir mesele olduğunu göstermek için bir örnek verelim: Osman Numan Baranus”un 1990 tarihli Alaza Kesen Yürek kitabı, Gelenler şiiriyle başlar. Şiirin ilk üç dizesi şöyledir: ”Ulu cami dendi mi, usa / Bir bedesten gelir, havuzlu / Havuz olsa da, olmasa da.”
Baranus”un şiirine iyi bir giriş yaptığını söyleyebiliriz. Fakat ”usa” kelimesinin yanlış bir tercih olduğunu da görmekte zorlanmayız. Bugün için ”usa”, Amerika”dan başka bir şeyi çağrıştırmamaktadır. Onun yerine ”akıl” kelimesini tercih etseydi, daha kıymetli bir iş yapmış olurdu: ”Ulu cami dendi mi, akla / Bir bedesten gelir, havuzlu / Havuz olsa da, olmasa da.”
Eserleri
Şiir: Sevmek Egemen, Ağrılar Toprağı, Toygan, Günberi, Külünk, Alaza Kesen Yürek, Gebe Gece – Özünler, Dinago Triosu, Haykular ve Beyitler, Geriye Sarmak, Kıyıda Horata, Günaydın Soyundan, Huahualar (Çerkesçe Xuaxua: övgü, dua anlamına gelen sözcük), Tuzhurmatu (Irakta bir yer adı, bir süre orada çalışmıştır.), Bergamut
Deneme: Okulsuzculuk, Anadamar

Tuzhurmatu
Tuzhurmatu,
Tuz ve hurma
İnsanoğlu
Sonsuzluğu
Bu soy bir güzellikte buldu
Bu soy bir yalınlıkta.
Tuzhurmatu,
Yol ve motor.
Günaydın Sanem, günaydın!
Beklenen sabah oldu.
Gülmeye, mutlanmaya,
Yürümeye bu yolu
İnsanlar uyanıyor.
Tuzhurmatu
Dem ve kumru.
Tuzhurmatu, Tuzhurmatu,
Ne bu tuzu bu hurmadan,
Ne bu yolu bu motordan,
Ne bu demi bu kumrudan
Almaya olanak yoktu,
En büyük bir mutluluk bu.
Günaydın Sanem, günaydın!
Böyle böyle sabah oldu.
Dinago Triosu
Adıge ya da Hattıge
Eti ya da Hatti oldu
Kimi tabletlerdeyse
Hitit diye okunur bu
Buğday Tha göverirken.
Adıge’nin aslı Adıga mı?
A el herhal daga da güneş.
Güneşel! ilkönce sen ektin
Bitek tarlalara buğdayı
Geniş yayında Kızılırmak’ın.
Buğdayla bir boy verdiler
Apaydınlık köyler kentler.
Bin tanrılı Hitit halkı
Neler kurduysa yapı adına
Sanki birer tapınaktı.
Ev sunak saray korugan..
Sevgi temeline dayanan.
Zula
Kurt ininden daha aha bu zindan,
Kin duyanın acep kaç mağarası var?
Yeminlerle, antlarla ona gelen gecedir,
Kara çalmayı her yerde iyi becerir.
Pazar ola! Kuruntuları nasıl da belli,
Zor ayrı ayrı saymak sanlarımızı ona.
Aramak görevi olur da üzgün güneşin,
O habire kapanıp geceyi zula bilir.
Ey eleveren! Acıdan damıtılan bu balkır,
Kanını dondursa da, yüzünü soldursa da,
Bilesin, oğulveren arılarımın balıdır.
Leke olayım deme yağacak kar üstünde,
Tüm kötülükleri emziriyor ya karartın?
İşte böyle geldik bunlara seninle,
Bu kent mermerden de olsa duramazdın.
İpekliler sağlama toga dikiliyor,
Bedenlerine göre beden olanların.
Huahua
denizatının gözlerinde battı da denizaltı,
tekne yeni tadıyor,
yer vardır
labirentler yuvarı,
yer vardır
uçsuz bucaksız sahra
dibinde okyanusun.
duruyorsunuz öylesine delisiniz yalnızlıkları
ve öylesine densiz ölüm.
hesabınızın yarına kadar
kapanması gerekir sayın yarımyamalak,
sayın asan
okulu asarcasına
bütünü!
“bütüne huahua”
Seyyid Nesîmî
Türkmen kocası Seyyid Nesîmî
Yürümüştür diye bu yollar kutsal,
Oturup dinlenmiştir diye bu seki,
Bakmıştır diye bu yıkık duvar;
İçinde gazeller, murabbalar,
Tuyuğlar yazmıştır diye bu Pîr Evi.
Senin neyin kaldı Yaş Beğ
Nesîmî’nin yapıtları yanında?
Savcı Çanakçı oğlu Çanakçı
Hele senin neyin kaldı
Bir kötü adından başka
Bed Fermanı’na, El-Müeyyed
Yüzyıllardır tükürülüyor:
“Derisi yüzüle Nesîmî’nin,
Ölüsü yedi gün gösterile.
Bedeni pare pare edildikte,
Bir paresi Dülkadiroğlu Ali’ye,
Bir paresi Nâsırüddin’e,
Bir paresi Osman’a gönderile;
Bunlardı inançlarını bozduğu.”
Evren “Ol!” ününden oluştu,
(Ne iyi ettik de şiire “özün” dedik!)
Erginliğini, olgunluğunu,
En yüce değerini ses, söz’de buldu.
Kutsal kitaplara göre
Başlangıçta var olan ne?
Söz! Aslı harflerden örülü.
Tevrat, Zebur, İncil, Kur’an
Harflere bitek tarlalar.
Harfler, bu kitaplardan önce
İnsanoğlunun yüzünde
Göründüler ince ince.
Ondan öyle insan yüzü
Tanrı’nın gerçek gözgüsü.
Oraya yönelip, ona tapınmak,
Eylemler eylemi, tek yapılacak.
Tanrı-İnsan’da, İnsan-Tanrı’da
Erdem var, sevi var, dostluk var.
İnsan sevgisi olmayanda
Tanrı sevgisi ne arar?
İnsanı sevmeyen bir daltaban
Hayvanı, bitkiyi sever mi,
Alıkoyar mı kendini
Gömgöğ bir ormanı yakmaktan?
“Enelhak!” dedi Hallâc-ı Mansûr?
Seyyid Nesîmî nasıl durur?
İnsan, Tanrı oldu mu bir kez,
Gayrı Tanrı’ya Tanrı gerekmez.
Tapınaklar yerlerinde var olsun;
Dört din üzre, dört bin din üzre
Tapınmaklar yerlerinde var olsun.
Dilinde sevi tüten özünler,
Elinde sönmez bir Ruşençerağ,
Ardından, geri dönmeden
Seyyid Nesîmî geliyor,
Benim daha yenileyin
Şaşa kala, düşe kalka
Gittiğim ırak yerlerden.
İnsanoğlu en olgun ürününü
İki taşın arasında mı devşirir ne?
Yorgunluğunu yalanlayabilir hep,
Vurgunluğunu yılanlayabilir upuzun,
Herkes tutsak kendi serüveninde.
Ama, tam sürülürken yurt olur
Ömür boyu kanının kaynamadığı bir kent.
Acun tam yüzüne kapanırken
İlkin ayırımına varır gönül gözünün.
Tüm perdeler boydanboya yırtılır
Da, bir özün doğar bir özün
Mihricandır, mihribandır, mihrimah,
Ah yerine
Nurla donanır ervah.
Ya, nasıl sunmalı bu iki taşı güne?
Umut Dalı
Ah kanayım da günü gece sanayım,
Ey bir bahar dalı kadar güzel sunu!
Ürperen okyanuslardan sorma beni,
Ben sonrasız bir bozkır insanıyım.
Bozkırda yabangülü, yabanmersini,
Yürünen uzun yollar yayan-yapıldak.
Sen hep umut dalı mısın böyle yuca
İyi yanı ongunluğun konup kalmamak.
Ne denli umutlanırsam umutlanayım,
En uzak yıkılmalar o denli yakınımda.
Ve yuvalarına varmadan aktoyganlar
Göz karartan yarları yokluyorlarsa,
Her gün sonu yakarışında özlem.
Sokaklarda yalpalarız bu yüzden.
Şahmaran adlı şiirinin seslendirmesi:
Kaynaklar: https://www.yenisafak.com/yazarlar/ibrahim-tenekeci/iirde-kelime-secimi-37494
https://www.haberhurriyeti.com/makale/4937494/hatice-nayir/hosgeldin-temmuz-huzur-bekliyoruz-senden
https://tr.wikipedia.org/wiki/Osman_Numan_Baranus
https://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/osman-numan-baranus
https://www.biyografya.com/biyografi/9927
http://www.cerkesya.org/icerik/biyografi/475-osman-numan-baranus
https://www.siir.gen.tr/siir/o/osman_numan_baranus/osman_numan_baranus.htm
https://www.kayserihakimiyet2000.com/yazi/osman-numan-baranus-3622.html
https://www.facebook.com/100070335223897/posts/592659254161715/
https://www.biyografya.com/tr/biographies/osman-numan-baranus-259ba2a5
https://www.antoloji.com/osman-numan-baranus/








