Sahnede ne zaman izlesem, ellerim yorulana kadar alkışladığım sevgili Tilbe Saran ile bu sohbeti gerçekleştirebildiğim için çok mutluyum. Okurken keyifli dakikalar geçirmeniz dileğiyle…
-Tiyatronun/oyunculuğun mesleğiniz olmasına ne zaman karar verdiniz?
-Sanırım lise sonda, o zamanlar kulüp değil de eğitsel kol denen tiyatro çalışmaları sırasında oyun provalarını yaptığımız Kenter sahnesinde Yıldız Kenter’i konservatuvar öğrencilerini çalıştırırken izlediğim an, büyülendiğim ve kararımı verdiğim an oldu.
-Liseden mezun olmuş, tiyatro oyuncusu olmak isteyen birinin izlemesi gereken yol nedir?
-Öncelikle bu isteğinin gelgeç bir istek olup olmadığını sorgulamasını öneririm. Tutkusunun peşinden gitmeye ant ediyorsa da hangi okullarda kendini mutlu hissedeceğini araştırarak konservatuar sınavlarına hazırlanmaya başlamalı. Yetenek sınavlarında başarılı olabilmek için de mümkün olduğunca çok oyun izlemesi, sanatın farklı alanlarında bilgi edinmesi, bol bol okuması, sergilere, müzelere gitmesi, bir müzik enstrümanı çalmayı öğrenmeye çalışması ve yetenek sınavları için seçeceği parçaları gerçekten çok sevmesi, yaşına, mizacına uygun eserler seçmesi atacağı ilk adımlar olmalı.
-Diplomayı almak sadece başlangıç. Başka olmazsa olmazlar neler?
-Doğru! Çalışmak hep çalışmak. Hayata karşı meraklı olmak. Okumak, görmek, duymak… Ve kendini geliştirmeye, yenilemeye açık olmak.
-Sizce oyunculuk, anne-babaların “çocuğum yapmasın” dediği mesleklerden biri mi?
-Sanırım yaşadığımız zamanda artık hangi mesleğin daha fazla karın doyuracağı hızla değişiyor. Anne-babalar da eskisi gibi değil. Evlatlarının sadece para kazanmasını değil; mutlu, hayallerini gerçekleştirebilmiş doygun bireyler olmasını arzu ediyorlar.
-Bir projede oyuncuyu kim seçer? Siz bir projeyi seçerken neye göre karar verirsiniz?
-Nerede oyun yapılacağına bağlı olarak bu “seçme” değişir. Kamu tiyatrolarında genel sanat yönetmeni, oyunu yönetecek yönetmenle birlikte kurum içinden veya dışından seçme yapabilir. Özel tiyatrolarda ise o yapılanma içinde ayrı bir yönetmen varsa kumpanyanın kurucusu ile birlikte karar verebilir. Ama genellikle oyunu sahnelemek isteyen kişi çalışmayı hayal ettiği arkadaşlarına öneri götürür.
-Oyuncunun kendi “kanunları” olmalı mı?
-Kanun? Bilemedim… Ama etik duruşu kişinin seçimlerini belirler.
-Çok ödüllü bir tiyatro eseri, gerçekten başarılı olduğu anlamına gelir mi?
-Başarıdan ne kastettiğinize bağlı. Görünürlük, ekonomik başarı her zaman sahnelenen işin sanatsal değeri ile doğru orantılı olmayabilir. Zaman en iyi ölçüttür.
-Seyirci bir oyunu hangi kriterlere göre seçmeli?
-Bugünlerdeki tek cevap cebine göre olurdu herhalde!
-Bir çocuk nasıl bir oyun izlerse tiyatro seyircisi olur?
-Yaşının dertlerini içten ve sahici bir samimiyetle anlatan, kendi dünyasını yansıtabilen oyunlarla karşılaştığında…
-Hayatında hiç tiyatro izlememiş birine ne önerirsiniz? Nereden başlamalı?
-Ne ilgisini çekiyorsa o…
-Sosyal medya ve magazinsel görünürlük, oyunculuğu nasıl etkiler?
-Etkilememeli.
-Seyircide sizi en çok rahatsız eden şey nedir?
-Anın içinde olmayıp telefonu ile meşgul olması, etrafındakileri rahatsız etmesi sahnedeki enerjiyi kötü etkiler.
-Bu sohbeti kendinizle yapsanız, size hangi sorunun sorulmasını isterdiniz?
-Her şeyi sormuşsunuz zaten. :-))
-“Oynamadan ölürsem gözüm açık gider” dediğiniz bir rol var mı?
-Yok; çünkü hepsi…
-Engelli bir tiyatro âşığı olarak soruyorum: Pandemi döneminde oyunlar online izlendi. Bunun kalıcı hale gelebilmesi adına neler yapılabilir? Yanlış anlaşılmasın; kastettiğim ücretsiz gösterim değil, koşullar uygunsa o da olabilir. Ama özellikle engelli seyircinin; mimari engeller, ulaşım ve bilet bulma gibi sorunlar yaşamadan, satın alma yaparak oyunu evinin konforunda izleyebilmesi harika olmaz mı?
-Haklısınız. Ama ideal olan, her salonun engelli haklarına saygı gereği ulaşılabilir olması. Ne yazık ki kamunun yapması gereken bu kültürel yatırımlar yapılmadığından mağduriyet doğuyor. İngiltere Devlet Tiyatroları sahnelenmesi sona eren oyunları yayımlıyor ama bu da büyük bir masraf. Bugün bu harcamayı yapabilecek özel tiyatrolar yok maalesef.
-“Kırmızı Tavşan Beyaz Tavşan” projesinde yer aldınız. Alışık olduğumuz tiyatro anlayışından farklı olduğu için, içeriğini ve sürprizini kaçırmadan kendi sözcüklerinizle anlatmak ister misiniz?
-Bir oyuncu için sahne üzerinde seyirci ile buluşmak ancak uzun bir çalışmanın ardından olur. Bu proje ise ilk kez okuyacağınız ve içeriğini de hiç bilmediğiniz bir metni herkesin gözü önünde “canlandırma” sözü veriyordu. Bu açıdan biraz korku verici, biraz da “neyi nasıl becerebilirim”i deneyimleme hevesiydi.
-Sosyal medya hesabınız üzerinden patili dostlarımız için sahiplendirme ilanları paylaşıyorsunuz. Bu, sadece kişisel olarak kalbinizin güzelliğinin bir yansıması mı; yoksa parçası olduğunuz bir organizasyona verdiğiniz destek mi? Hikâyenizi paylaşır mısınız?
-Çıkarılan katliam yasası sadece hayvanları değil toplumun tümünü hasta edecek bir felaket. Şiddetin şiddeti doğurduğu bilimsel bir gerçek iken vahşet görüntülerine maruz kalınması insani bir sorun. O sebeple mağdur edilmiş her canlıya yaşama şansı yaratabilmek için en azından görünür olmalarını sağlamaya çabalıyorum. Şefkat, ihtimam ve sorumlulukla yaklaşan kimi derneklerle de işbirliği yapmaya çalışıyorum.
-Bir gözlemimi sizinle paylaşmak isterim. Özellikle ülkemizde, bir oyuncunun oynadığı karakter çok sevildiğinde ve benimsendiğinde, bazen yıllarca kendi adıyla değil de o karakterin adıyla anıldığını görüyoruz; proje bitmiş olsa bile… Bu durum sizce ülkemizdeki bir eksikliğin ya da yanlışlığın aynası mı, yoksa mesleğinizin bir cilvesi mi?
-Birilerinin gönlünde yer etmiş olmak büyük ayrıcalık. Ama oyuncu dediğimiz tek bir rolüyle hatırlanmayı da istemez elbette. Sahnede, ekranda yarattığı tüm karakterlerin akılda kalıcı olmasını diler. Ama dediğiniz gibi mesleğin cilvesi bazen bir rol diğerlerinin önünü kesiverir.
-Size Yıldız Kenter desem neler anlatırdınız? Elimde olmayan nedenlerle kendisini canlı izleme şansım hiç olmadı. Ancak hakkında yapılmış çalışmaları ve çeşitli kayıtlarını büyük hayranlıkla izlemiş biri olarak, onu bir de sizin cümlelerinizle duymayı çok isterim.
-Büyük bir tiyatro âşığı idi. Ve mesleğine kendisi kadar saygı duymayanlara karşı da gayet sert biri olabilirdi. Hayatı, doğayı, dostlarını, öğrencilerini de sahneye duyduğu aşk ve sorumlulukla kucaklardı. “Yaşamayı ciddiye alırdı”… Düsturu: Çalışmak, durmadan çalışmaktı.
-Çok keyifli bir sohbet oldu. Teşekkürler. Unuttuğum ya da atladığım bir şey var mı? Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?
-Sağlıkla kal, oyunlarda buluşalım…
Yeniden izleyebilme şansım olmasını diliyorum. Bu sohbeti hazırlarken büyük bir keyifle çalıştım; sizler için de okuması keyifli olmuştur dilerim…







