Bağımsızlık Demokrasi Özgürlük Eşitlik Birlik

‘Haçeş sohbetleriyle büyüdüm ve duyduklarımı kitap vasıtasıyla aktardım’

Erol Gergin Ağabey, Ankara’daki öğrencilik yıllarımda Demetevler’de nadiren gördüğüm bir büyüğümüzdü. Benim esas arkadaşım ve akranım kardeşi Ergün’dü. Ankara’dan ayrılıp İzmir ve ardından Mersin’e taşındıktan sonra da dernek toplantılarında karşılaşır olduk. İlk kitabının ardından iletişimimiz daha da arttı, hatta Mersin Kafkas Kültür ve Yardımlaşma Derneği’nin organizasyonunda misafirimiz de oldu.
Son kitabı yayımlanıp ben de Jineps’te olunca, bu söyleşiyi kendisine önerdiğimde kabul edip samimiyetle bütün sorularımı yanıtladı. Çok teşekkür ediyor, başarılar diliyorum.


Erol Gergin

1953, Yeni Yassıpınar, Pınarbaşı, Kayseri doğumlu. İlkokulu köyde, ortaokulu Pınarbaşı’nda, liseyi Kayseri’de, üniversiteyi Ankara’da (Ziraat Fakültesi) okudu.

Ankara’da ikamet ediyor. 30 yıl ticaretle uğraştıktan sonra kendini emekliye ayırıp yazmaya başladı. Keref ailesine mensuptur.



-Kasım 2015’te ilk defa “Haçeş Hikayeleri“ ile yazmaya başladınız, ben de çok yakından takip ettim, bilinen Uzunyayla hikâyeleri (Adigecede tavrık) olmasına rağmen çok güzel tepkiler aldınız ki bayağı bir gündem oldu. O 10 yıl öncesini anlatır mısınız…

-İfade ettiğiniz gibi, cemiyet içine girip çıkmış her Uzunyaylalının bildiği hikâyeleri yazdım ilk kitabım “Haçeş Hikayeleri”nde. Ve çok büyük bir ilgi uyandırdı… Öyle ki kitabın ilk baskısı daha çıkar çıkmaz tükendi. Aynı günlerde birkaç derneğimizden söyleşi ve imza için davet aldım. Sonraki günlerde bu ilgi artarak devam etti. Çok farklı platformlarda (ulusal TV kanalları dahil) söyleşilere katıldım. Kitabın türünde ilk olduğu, bunun için çok değerli olduğu defalarca vurgulandı.

Kitapla ilgili çok değişik değerlendirmeler yapıldı. Bunlardan en unutamadığım, bir hanımefendinin “Hayatında ilkokul kitaplarının dışında kitap okumamış olan annem kitabınız sayesinde okumaya başladı, şimdi Şemsi Tebrizi okuyor” demesiydi.

Beklemediğim bu ilginin sebebini düşünürken birkaç okurumdan peş peşe gelen şu değerlendirme sorunun cevabını bulmamı sağladı: “Kitabı okurken bir an için bizi anlattığını sandık.”

Benzeri değerlendirmeleri de göz önünde bulundurarak olaya baktığımda, çok içeriden yazdığımı görüyorum. Dolayısıyla her okur, kitapta kendinden bir şeyler buldu. Bunu yapabilmemi sağlayan şey de galiba cemiyet hayatının içinde, özellikle sohbet ortamlarında (haçeş) yoğun olarak bulunmam ve her toplumsal kesimle yakın ilişki kurmamdır. O sayede dönemin en iyi sözlü aktarıcılarıyla bir arada bulunma imkânım oldu. Özetlersek; Haçeş sohbetleriyle büyüdüm, bu durum ileri yaşlara kadar devam etti. Ve ben de duyduklarımı kitap vasıtasıyla aktardım.

-Ardından çok da geçmeden “Misafir Kızlar” geldi. Burada da ilk kitaba benzer şekilde yaşanmışlıklar, hatırat var. Bunda aldığınız tepkiler nasıldı, ilk eserinizle karşılaştırdığınızda neler dersiniz?

-Evet, iki yıl sonra “Misafir Kızlar” adlı kitabımız çıktı. Doğrusu yola çıkarken ikincisini yazmayı düşünmemiştim. Herkesin bildiği o meşhur hikâyeleri, tabiri caizse “büyük” hikâyeleri yazıp bitirmiştim. Ancak okurlardan sık sık “yaz” önerisi gelince “hayır” diyemedim. Ve bu yeni kitabımda az bilinen veya hiç bilinmeyen 15 hikâyeyi kurgulayarak yazdım.

Bu kitaba gelen tepkiler de şaşırtıcıydı. Çoğu okur, teknik yönden birincisinden daha iyi olduğunu, ancak çok fazla “acı” içerdiği için birincisini daha çok sevdiklerini ifade ettiler.

İki kitabın konuları dediğiniz gibi birbirine çok benziyor; fark, ikincisinde kurgu yönün öne çıkması. “Misafir Kızlar”da yazar olarak kendimi sınadım, buna bir bakıma yazarlık denemesi de diyebiliriz.

-Her iki kitap da elbette bire bir birbirinin devamı olmasa da benzerlikleri var gibiydi, değil mi? Şunu sormak istiyorum; Ankara, İstanbul ve Kayseri dışında (Samsun, Sivas, Göksun, Bursa vb.) diğer bölgelerden nasıl bir tepkiler geldi, satışları nasıldı? Bu yeni kitap için de bir özgüven oluşturdu mu?

-Bu sorunuzdan anladığım, Uzunyaylalıların az olduğu yerlerdeki ilginin nasıl olduğudur… Hemen söyleyeyim; ilgi oldukça yüksek oldu. Ve bu beni hiç şaşırtmadı. Sebebine gelince; yazım aşamasında farklı yörelerden dostlarımla yazacaklarımı zaten sözlü olarak paylaşmıştım ve söylediklerim oldukça ilgilerini çekmişti. İlginin bir başka kanıtı da o bölge derneklerinde yaptığımız imza ve söyleşi programlarıdır.

Satışlar da çok iyi düzeyde ve şu ana kadar her iki kitap defalarca baskı yaptı. Azalmış olsa da satışlar devam ediyor. Aradan 10 yıl geçmesine rağmen kitapların hâlâ ilgi görüyor olması açıkçası beni de şaşırtıyor ve memnun ediyor.

Kitaba olan ilgi elbette özgüven oluşturuyor. İlgi olmamış olsa, başta söylediğim gibi, planımda ikincisi yoktu. Ve o ilgi sayesinde üçüncüsü için yola çıkabildim. Popülizm yaptığım sanılmasın ama okurların ilgisi, kurumlarda düzenlenen imza ve söyleşiler motivasyonumu artırdı. Bunun için okurlarıma ve kurum yöneticilerine minnettarım.

-2015´teki ilk kitabınızla birlikte bizim genç yazarlara bayağı öncülük ettiniz, gerek genç akademisyenler ve diğer yazarlar bir bir ortaya çıkmaya başladı. “Cesaret bulaşıcıdır” gibi bir şey oldu mu?

-Bu sözünüzü genç yazarlarımızın çoğundan duydum. Gerek telefonla gerek sosyal medya aracılığıyla gerekse de yüz yüze yaptığımız görüşmelerde “Abi, sen bize öncülük yaptın” dediler, hâlâ da diyorlar. Ben ise “Konjonktürel nedenlerden dolayı öyle oldu” dedim. Ama onlar ısrarla “Öyle değil, sen öncülük yaptın” deyince “Peki, dediğiniz gibi olsun” dedim ve durumu gururla kabul ettim.

Genç yazarlar veya yazı hayatında genç olanların çoğunluğuyla tanışıklığım, bazılarıyla da yakın dostluğum, arkadaşlığım var. Sağ olsunlar, hepsi de beni mahcup edecek kadar saygı, sevgi gösteriyor. Ben de onları sayıyor, seviyorum.

-İsimlerini teker teker sayamam, saysam da unuttuğum olursa bana sitem ederler. Bu genç yazar arkadaşlara öncülük edip bir Çerkes ya da Kafkas yazarları olarak bir birlik veya dayanışma organizasyonu olabilir mi? Onlar ile iletişiminiz ne düzeyde?

-Edebiyat dünyasında hepimiz çok yeniyiz; gücümüz, kapasitemiz belli. Aramızda sevgi, saygı ve elbette elden geldiğince dayanışma olmalı. Sevindirici durum, bu dünyanın içinde olanların arasında adı konmamış bir dayanışma, saygı ve sevgi olduğunu görmem. Bunu sosyal medya paylaşımlarından, ayrıca özel görüşmelerden anlıyorum. Birisini mutlu eden bir haber ya da gelişme diğerlerini de mutlu ediyor. Ayrıca polemiklerin zirve yaptığı günümüz dünyasında, bugüne kadar bunlardan kimsenin diğeri hakkında olumsuz bir ifadesini duymadım. Bu durum beni hem mutlu ediyor hem de gelecek adına umutlandırıyor.

Örgütlenme, bir arada olma hali tabii ki önemli, olmalı da. Bu tür arayışlar da var, biliyorum. Önemli olan bir araya gelişlerin geleneksel yapımıza uygun, saygı, sevgi çerçevesinde olması. Bunun için de daha sık görüşüp birbirimizi yakından tanımamız lazım ileride sıkıntıların olmaması için. Onun ötesine geçmek, yani bir ad altında toplanmak ise işin en basit kısmı.

Bu konuda son olarak şunu söylemek istiyorum: Yazı dünyasına olan ilgi bu şekilde devam ederse çok geçmeden ulusal ve uluslararası ölçekte yazar ve şairlerimizin çıktığına şahit olacağız, ben buna inanıyorum, zira genetik kodlarımız bu işe uygun.

Tabii ki halkımızın da kurumlarımızın da bu kardeşlerine, özellikle yeni olanlara destek vermesi gerekiyor. Ben o konuda çok şanslıydım, hemen herkes üzerine düşeni yaptı. Hepsine minnettarım.


“Fuat adını çok küçükken duymaya başladım. Büyüdükçe, aklım bir şeylere erdikçe hikâyeye adeta vuruldum”


-Son kitabınız “Fuat” çok güzel bir giriş yapmış, kutluyorum. Diğer iki kitabınızdan farklı olarak roman türünde sanırım. Sosyal medyadan takip ettiğime göre de bayağı emek verdiğiniz belli oluyor, elinize ve beyninize sağlık. “Fuat”tan istediğiniz kadar bahsedebilirsiniz, lütfen.

-Evet, “Fuat” kitabı çok ilgi gördü, görmeye de devam ediyor. Ayrıca röportajın bu günlere denk gelmesi çok şık oldu. Sana ve şahsında Jineps ailesine teşekkürlerimi iletiyorum.

Fuat’ın hikâyesini diğer iki kitabıma da koymayı düşünmüştüm, ancak gözüm kesmedi. Çünkü hikâye 15-20 sayfaya sığmayacak kadar büyüktü. Açıkçası o sıralar roman yazmayı da düşünmüyordum. Ama siz yukarıda sordunuz ya “Diğer kitaplara olan ilgi size cesaret verdi mi?” diye. Aynen öyle oldu.

Yazı işinde biraz gözü karayımdır. İlk kitabı yazarken de öyle oldu… Neredeyse sıfır deneyimle o zor işe giriştim, Uzunyayla gibi bir deryaya daldım. “Fuat”ta da öyle oldu. Başlarken “Ben yazıp bitireyim de nasılsa okurum hatalarımı görmezden geliyor” dedim kendi kendime ve öyle başladım (gülüyor).

Kitabın girişinde belirttim; Fuat adını çok küçükken duymaya başladım. Büyüdükçe, aklım bir şeylere erdikçe hikâyeye adeta vuruldum. Babam onu ne zaman anlatsa can kulağıyla dinlerdim, bu babamın vefatına kadar sürdü. Kitaba başladığımda zaten hikâyenin ana omurgası hafızamdaydı. Sonra yaşadığı coğrafyaları gezdim, oralardaki insanlarla konuştum. Kendi çapımda ciddi araştırmalar yaptım yani. Roman kahramanlarının bir kısmı zaten yakın akrabamdı, buna Fuat da dahil. Fuat, dedemin ablasının oğludur.

Sevgili Tuncer, burada sana torpil yapıp kimseye söylemediğim bir bilgi veriyorum… Yukarıda hiç deneyimim olmadan yazmaya başladım dedim, ancak bu doğru değil, düzeltiyorum… İlk deneyimimin lise 2’deyken olduğunu hatırladım. O yıl “İnce Memed” romanının birinci cildi Hürriyet gazetesinde tefrika edilmişti. Ve ben her gece rüyalarıma giren roman kahramanlarını gündüzleri düşlemiş, kitabı bitirdiğimde ise yaptığım ilk iş edebiyat defterimin arka sayfasını çevirip roman yazmaya girişmek olmuştu. Ancak saatlerce defterin başında oturmama rağmen romanın yalnızca adını yazabilmiştim. O romanımın adı neydi biliyor musun? “Çerkes Fuat”. İnce Memed’le Fuat’ı özdeşleştirmiştim kitabı bitirdiğimde.

-“FUAT”tan sonra yazın hayatınız ne şekilde devam edecek, kaç baskı olacağını düşünüyorsunuz, yeni eserler olacak mı?

-Kitap çok ilgi görüyor ama ne kadar baskı yapacağını tahmin etmek zor. Ancak öncekiler kadar olacağını umuyorum ki o da çok iyi bir rakam. O nedenle “Fuat”ın da bahtı açık olsun diyelim.

-Ticaretle uğraşıp normal geçimini sağlayan saygın bir işinsanı iken gayet iyi bir yazar oldunuz. Bu yaşamınızı nasıl etkiledi? İmza günleri, sohbet programları, yayınlar ve diğer toplu etkinlikler vs…

-Yazarlık, hayatımı çokyönlü etkiledi. En önemli etkisi, farklı kesimlerden, yerlerden, yörelerden edindiğim dostluklar, arkadaşlıklar oldu. Bunun değeri hiçbir şekilde ölçülemez.

Bundan dolayı son derece memnunum. Bu arada toplum için de bir şeyler yapabildimse o zaten her şeyin üstündedir, inşallah öyle olmuştur.

-Bizim sormayı unuttuğumuz ama şunu da söylemek isterdim dediğiniz bir konu varsa lütfen söyleyin…

-Son olarak, mademki bana diasporadaki yazarlar konusunda bir öncülük atfettiniz, o halde şu kadarını söylememe müsaade edin: İmza günleri, söyleşiler, hangi seviyede olursa olsun yazar ve şairler için en önemli motivasyon aracıdır, yeni yazanlar için bu daha da önemlidir. Son zamanlarda edebiyat dünyasına olan ilginin temelinde bunun olduğunu düşünüyorum. Bu ilginin artması ve daha üst seviyelere taşınması için (ulusal ve uluslararası yazar ve şairlerimizin olması için) kişisel desteklerin (kitapların okunması) yanında kurumsal desteklere de ihtiyaç var. Kurumlarımız tarafından başlatılan imza ve söyleşi programlarının aynı şekilde sürdürülmesini rica ediyorum.

-Bize bu yoğun ortamda bu fırsatı verdiğiniz için teşekkür ederiz…

-Sevgili Tuncer, sayfanı bana açıp düşüncelerimi söyleme fırsatı verdiğin için tekrar teşekkür ediyorum. Aynı şekilde Jineps ailesine, okurlarımıza ve tüm toplumumuza selam ve saygılarımı iletiyorum.

Yazarın Diğer Yazıları

“Bir eser, en güçlü etkisini kendi dilinde bırakıyor”

Muvaffak Temel 1957 yılında Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesi, Taşoluk Köyü’nde doğdu. İlkokulu köyünde, ortaokul ve liseyi Kayseri’de tamamladı. 1979 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Siyaset Bilimi...

Mersin’in tek Çerkes köyünün ‘Thamade’si

Türkiye’nin çeşitli illerine dağılmış olarak yaşamlarını sürdüren Çerkeslerin mutlaka çok farklı, dramatik ve belki de trajikomik hikâyeleri vardır. Eski adıyla Sadiye, yeni adıyla Atlılar...

‘Ulus olma bilinci her şeyi dönüştürebilir’

“Türkiye’de Çerkeslerin en çok yaşadıkları yer neresi?” deseler kimsenin şu sıralamaya itirazı olmaz muhtemelen: Samsun çevresi, Kayseri-Uzunyayla ve Düzce/Adapazarı havalisi. Biz de bu 3...

Sosyal Medyalarımız

9,251BeğenenlerBeğen
2,745TakipçilerTakip Et
4,012TakipçilerTakip Et
677AboneAbone Ol

Son Yazılar

- Advertisement -spot_img