1992-93 Abhazya-Gürcistan Savaşı sırasında Batum’da yaşayan ve kimliklerini, anadillerini, kültürlerini koruyarak yaşamaya devam eden Abazaların olduğunu biliyor muyduk? Gürcistan’ın başka şehirlerinde yaşayanların olduğu gibi…
Boğaziçi Üniversitesi mezunu B.B., farklı dünya üniversitelerinden gelen akademisyenlerle “Batum Abazacası” üzerine çalışma gerçekleştiren ekipteydi. B.B. ile Jineps için bir söyleşi yaptık.
-Merhaba B.B., öncelikle Jineps okuruna kendini tanıtır mısın?
-Merhaba, Boğaziçi Üniversitesi Dilbilim Bölümü’nden 2026 yılında mezun oldum. CauLaGe 2026, Fransa’daki dilbilimcilerin organize ettiği Gürcistan’da Azınlık Dilleri Yaz Kampı’nın üçüncü senesine katıldım. Bu seneki çalışma Gürcistan’da konuşulan Abazaca üzerineydi, özellikle Batum bölgesindeki Abazaca.
-Organizasyon ve katılımcıları hakkında bize biraz daha bilgi vermek ister misin?
-Çok farklı ülkelerden katılımcılar vardı. Fransa’dan Nantes Üniversitesi ve Sorbonne Üniversitesi’nden, ABD’den Amherst Üniversitesi’nden katılanlar oldu. Onun haricinde Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’nden iki arkadaşımız ve Rusya’dan da katılan birçok öğrenci vardı. Elbette sadece öğrenci olarak düşünmeyelim; P.h.D. (doktora), profesör, doçentlik gibi seviyelerden de katılan birçok insan oldu. Türkiye’den dört kişiydik: İki kişi Boğaziçi’nden gelmiştik, biri Hacettepe’de ve bir kişi de Almanya’da okuyordu. Amerika’dan da katılımcılar vardı; hem öğrenciler hem de öğretim görevlileri vardı. Her yerden insan katılmıştı yani.
-Bugün Türkiye diasporasında Gürcistan’da yaşayan Abazalar olduğu pek akla gelmiyor açıkçası. Hatta ben de burada farklı bir diyalektin olduğunu senden öğrenince şaşırmıştım. Senin bu çalışma kapsamında Batum’daki hemen hemen bütün Abaza hanelerini görme fırsatın oldu. Bunun ışığında bize Batum’daki Abazaların yaşam koşullarından ve burada Gürcü halkı ile olan ilişkilerinden bahsedebilir misin?
-Tabii. Bu insanlar soykırımın ardından, sürgün edildikten sonra Osmanlı devletinin içerisinde tekrardan Abhazya’ya dönme umudu ile yola çıkan ama savaş çıkınca (1878-79 Osmanlı-Çarlık Rusya Savaşı, ‘93 Harbi) Batum, Acara bölgesinde kalmak zorunda kalan birkaç sülalenin torunları. Bu sülaleler içerisinde Musxajba, Pamba, Aikutsba ve birkaç sülale daha vardı ama ben bu üç sülaleden insanlarla iletişime geçebildim. Yine Sohum doğumlu, Gudauta doğumlu; oraya taşınmaya karar vermiş, evlenmiş insanlar hâlâ Batum’da ve Gürcistan’ın başka şehirlerinde yaşıyorlar. Bu insanların, “iki defa muhacir olduk” şeklinde bir tabirleri var ki bu konuda bir çalışma da verdiler orada, Lazba soyadlı bir hocamız tarafından kaleme alınmış.
Buradaki insanların konuştuğu Abazaca aslında Batum Diyalekti olarak geçiyor. Çok üzerine çalışılmış değil; Kilba’nın bir çalışması var. Burada birkaç basit ses değişimi görüyoruz. Mesela bizim diftong diye tabir ettiğimiz -ay, -oy, -ey gibi bir sesli ve bir geçiş seslisi harflerin basitleşerek -a, -o ve -e’ye geçmiş ve şimdiki zaman farkları olmak üzere ses değişimleri gözlemledik birçok arkadaşımızla benzer şekilde. Biz kendi grubumuzda cümle yapısı üzerine çalışmıştık (Bknz: Tablo).
Çok da detayına girmeden açıklamak gerekirse çok uzun süreli ikidillilik (bilingualism) durumlarında ortaya çıkan dil kontaktı/ağı ile beraber cümle yapılarında Gürcücenin ve başka dillerin etkilerinin olabildiğini gördük ki bu da çok doğal bir şey, her dilde gözlemlediğimiz bir fenomen. Öte yandan belirtmek gerekiyor ki henüz tescillenmemiş olsa da bu ses değişimlerini aynı zamanda Sakarya’da bir köyde de gözlemleyenler olmuş.
-İlginç bir noktaya değindin, bağımsızlıktan sonra Gürcistan’da yaşamaya devam eden Abhazyalılardan bahsettin bize. Savaştan beri Abhazya’ya yönelik bir izolasyon var ve sınırlar kapalı durumda. Özellikle iki tarafta yaşayan halkların devlet eli ile şovenizme sürüklenmeye çalışıldığını görüyoruz. Peki, Batum’da durumlar nedir?
-Abhazya vatandaşı olan Abazalar çalışma sırasında oldukça gergindi. Kesinlikle isim-soyisimlerinin hiçbir şeye geçirilmesini istemiyorlardı olur da bir sıkıntı yaşanır diye. Pasaportlarında Gürcistan’a geçiş yapmış oldukları gözüküyor muydu veya böyle bir çalışmaya katılmaları nedeniyle bile bir problem yaşarlar mıydı emin değillerdi. Bu yüzden çok gerginlerdi.
Öte taraftan Batum’da doğanlar -ki aslında Pheria Köyü’nde doğan- insanlarda kesinlikle böyle bir gerginlik yoktu. Hatta çok mutlu oldular böyle bir çalışma yaptığımız için. Ama Abhazya vatandaşı olanların çok gergin olduklarını gözlemledik çalışma sırasında.
Aidiyet duygularıdır, mevcut durumlardır bunlar çok fazla tartışılmadı, olabildiğince az konuşuldu. Yine de Batum’da doğan Abazaların Gürcülerle bir problemi olmadığını gözlemledik. Benzer şekilde Gürcülerle kardeş olduklarını dile getirdiklerini ve savaş istemediklerini söylediler. İki ülke arasındaki gidiş-gelişlerin kolaylaştırılmasını; ailelerin, sülalelerin buluşmasında kolaylık sağlanmasını istediklerini söyleyenler oldu. Tabii ki güvenlikleri gereği burada isimlerinin veya kim olduklarının açığa çıkmasını da istemeyeceklerdir.
Doğduklarından beri Batum’dalar, Pheria Köyü’ndeler. Tarihlerini, dillerini koruyabiliyorlar. Türkiye’den farklı olarak sülale isimleri daha iyi korunabilmiş
Birçok olaya bizden daha farklı bir bakış açısıyla bakabildiklerini söyleyebiliriz. Doğduklarından beri Batum’dalar, Pheria Köyü’ndeler. Tarihlerini, dillerini koruyabiliyorlar. Türkiye’den farklı olarak sülale isimleri daha iyi korunabilmiş. Çok yakın iki coğrafyada savaşı görmüş ve yaşamış insanlar olarak Abazalar da Gürcüler de iki ülke arasında bir savaşı istemiyor. Tabii ki Türkiye diasporasında bu konudaki kanı çok daha farklı, belki de bu anavatandan çok uzak olmaktan kaynaklanan bir durum. Neticede savaş berbat bir şey, insanlar sadece aileleriyle düzgün bir yaşam sürmek istiyorlar.
-Gürcistan hâlâ Abhazya’yı bağımsız bir devlet olarak tanımıyor. Üstelik devlet nezdinde Abhazya’nın Kartvel bir bölge ve Abazacanın deforme olmuş bir Gürcü dili olduğu gibi ipe sapa gelmez iddialar da mevcut. Ancak anlattıkların ışığında Batum halkının bu konuda bir kompleksi olmasa da devletlerin bunu beslediğini ve körüklediğini söyleyebilir miyiz?
-Kesinlikle. Şöyle örnek verebilirim: Pheria Köyü’nde bir anaokulu var. Biz de çalışmalarımızın çoğunu bu anaokulunda insanlar ile buluşarak gerçekleştirdik. Mesela o okulda o yaştaki çocuklar seçmeli olarak Abazaca dersi alabiliyorlar. Oradaki Abazaca öğretmenleri gelip bu çocuklara alfabeyi, dili öğretiyorlar. Yani bir okulda bunun yapılabilmesi bir şeyleri anlatıyor.
Öte yandan Gürcülerin popüler kültürleri veya gündelik yaşamlarındaki milliyetçiliklerine de değinmek gerekir. Her yerde Gürcü bayrağı, milliyetçi semboller bulunuyor ve her şarkılarında Sakartvelo’yu zikrediyorlar. Yine burada Abhazya’yı tanımlarken “Aphazeti” diyerek Abhazya’nın kendi eyaletleri olduğunu sürekli iddia ediyorlar. Buna tezat bir gerçeklik olarak da insanlar burada beraber, komşu olarak gayet sakince yaşıyorlar.
-Elbette burada açmak gerekir; Gürcistan’ın azınlık politikası ile Türkiye’nin azınlık politikası arasında büyük farklar var. Türkiye’de bu kimlikler yok sayılırken Gürcistan’da ‘makbul’ bir azınlık kurgusu üretilmeye çalışılıyor.
-Tabii, şu an Acara’da çok az Abaza yaşıyor, eskiden daha fazlaymış. Gürcü soyisimleri alanları gördük, Abhazya’yı çoktan unutmuş olanları gördük. Bizim çalışma yaptığımız konuşanlar ise 50 yaş üstüydü. Büyük ihtimalle çocuklar Abazaca öğrenmezse bu insanlar Batum Abazacası konuşan son insanlar olacak. Kesin bir şey söylemek zor elbette ki ama gördüğümüz kadarıyla da bir kişinin kendine Abazayım demesi, okullarda Abazaca eğitim verilmesi veya dışarıdan birilerinin Abazaca çalışacağız diye geldiğinde Şota Rustavali Üniversitesi’nin organizatörlük yapabilmesi bazı şeyleri anlatıyor. Hani şimdi Türkiye ile karşılaştırıyorum, zor yani.

-Diasporadan Abhazya’ya dönen birçok insan olmakla beraber buradakilerin varlığının neredeyse hiç bilmediği Batum Abazalarını gördün, onlarla beraber çalışma yaptın. Bu deneyim senin bakış açında neleri değiştirdi?
-Diasporada yaşam… Oranın vatandaşı oluyorsunuz, pasaportunuzda yaşadığınız ülkenin kimliği yazıyor. Ülkeden ülkeye çok değişen bir durum diasporada yaşamak. Ben, özellikle Türkiye’de gelişen Abhazya veya Kafkasya milliyetçiliklerinin biraz Türk milliyetçiliğinin uyarlanması ile gerçekleştirildiğini fark ettim. Türkiye’de uygulanan “milletleşme projesinin” kendi fikir dünyalarında Abhazya’da uygulanması fikrinin canlandığını düşünüyorum.
Yani bir Sovyet deneyimi yaşamadı Türkiye’deki diaspora. Gürcülerle veya başka halklarla yakın temasta bulunmadılar. Türklerle yakın ilişkiler kurulması bile köylerde birkaç on yıl önce başlayan bir şey. Tabii ki yüksek katmandan değil köylerden bahsediyorum burada. O yüzden buradakiler ile oradakilerin bir millet olmaya bakış açılarının çok farklı olduğunu düşünüyorum. Tabii ki Batum Abazalarının da Türkiye’de olduğu gibi bir şecere sorgulama huyu var. Hangi sülaledensin, hangi köyden göçmüşsünüz gibi… Ama bir ülke nasıl olmalıdır, bir millet nedir, kendi kaderini tayin hakları nelerdir veya kimin tayin hakkı vardır ya da yoktur gibi sorularda çok farklı. Ortada bir bilişsel ayrışma olduğunu düşünüyorum. Bu aynı kökene sahip olmakla beraber coğrafyaların geçmişi farklı şekillerde hatırlamasından, hafızaların bir noktada ayrışmasına da yol açabiliyor. Mesela Türkiye diasporasında Abhazya’nın tam bağımsızlığı, Abhazyalıların tam egemenliği savunulurken aynı şeyi Kürtlere iade etmeme durumunu görüyoruz. Bu tamamen içinde yaşadığın ülkeyle veya içinde yaşadığın toplumun seni nasıl şekillendirdiğiyle alakalı. Bunun bir sonucu olarak da buradaki milliyetçi hareketleri baz alarak bir kurgu üretiliyor.
-Biliyorsun uzun zamandır bölgedeki gerilimler ve baskılar devam ediyor. Öte yandan Abhazya üzerindeki izolasyon ve tecridin de boyutları artık bambaşka bir seviyeye ulaşmış durumda. Buradan haklı tepkiler yükselirken sen milliyetçiliğe ve bilişsel ayrılığa vurgu yaptın. Peki, mevcut izolasyona ve yabancılaşmaya karşı koymanın yolu ne olabilir burada?
-Yani sınıf mücadelesi diyeceğim burada. Mesela Gürcistan’daki Abazanın yaşam koşullarına bakıyorsunuz, ortalama ücretler 500-600 lari civarında ki bu da yaklaşık 10 bin lira ediyor. Abhazya’da ücretler daha da düşük, insanların çoğu sosyal yardımlara muhtaç bırakılmış bir halde. Batum’da yaşayan Abazalar da herkes gibi canlarını dişlerine takmış durumdalar. Herkes Rusya’dan gelen turistleri nasıl iyi ağırlarız ve oradan gelecek ruble nasıl değerlendirilir, bunun derdine düşmüş bir halde.
Biz mesela köyde kaldık. Köy diyoruz ama tarım ve hayvancılık bitmiş bir halde, daha doğrusu bitirilmiş. İnsanlar evlerinin üst veya alt katlarını turistlere kiralayarak geçimlerini sağlayabiliyorlar. Bakıyorsunuz şehrin en gelişmiş olanaklarına sahip yerler kumarhanelerin bulunduğu yerler. Batumluların vakit geçirdikleri yerlerle Rusların vakit geçirdiği yerlere bakıyorsunuz… Ruslar daha Amerikanvari, modern kafelerde vakit geçirirken Batumluların tek sosyalleşme imkânı evlerinin bahçelerinde veya mahallelerinde, bakkalların önünde bira içmekten ibaret. Onlara sunulan şey bu çünkü. Bir haçapuri 1-2 lari iken Rusların gittiği yerlerde basit bir kahve bile 7-8 lari olunca… Görüyorsunuz zaten, bu noktada Abaza, Acara ya da Gürcü ayrımı silikleşiyor ve sınıftan başka bir şey kalmıyor neticede. Bu yüzden çok tartışmaya açık bir şey olduğunu düşünmüyorum. Abhazya’yı da aynı konuma getirmeye çalışıyorlar. Diaspora Abhazya için mücadele ediyor ancak bunun sonucu Abhazya halkının refahı mı olacak yoksa bölgeyi turizm sermayesinin gasp edip Sohum’da bakkalların Türkiye’den gelen ürünleri satıp sermayenin kâr etmesinden mi ibaret kalacak diye soruyor insan kendine.
Bir ulus olmak, devletin tam bağımsız olması hiçbir şey ifade etmiyor aslında. Ücretlerin ve olanakların durumu, hem Abhazya’da hem Gürcistan’da şartlar buyken… İnsanlar her şeyden önce insanca bir yaşam sürmek istiyorlar. Bunun için hepimizin bir sosyalizm mücadelesinden geçmek zorunda olduğunu düşünüyorum.
-Belki de Abhazya ve Gürcistan halkının zaferi Abhazya ve Gürcistan devletlerinin yenilgisinden geçiyordur?
-Kesinlikle. Lenin’in de dediği gibi asıl düşman içeride. Hacimba ile halefleri ve Kavelashvili bu topraklara kan ve yoksulluktan başka ne getirdi ki? Buralarda güdük muktedirlerin yenilgisi halkları refaha sürükleyebilir diye düşünüyorum açıkçası.
-Vakit ayırdığın için çok teşekkürler B.B., ağzına sağlık. Jineps okuruna iletmek istediğin bir mesaj var mı?
-Jineps okurlarını senelerdir unutulmaya yüz tutmuş bu kültürü ve dil varlığını devam ettirmek konusunda gösterdikleri çaba ve inat için kutlamak istiyorum öncelikle. Hâlâ Abazaca, Osetçe, Çeçence ve Adigece yayın çıkabiliyorsa buralarda, demek ki birileri bunun için çok emek sarf ediyor ve birileri de bu emeği sahipsiz bırakmıyor. Ne Abhazya’daki muktedirlerin ne de Türkiye’dekilerin bu dillerin ve kültürlerin geliştirme veya devamlılığını sağlama konusunda bir isteği olmadığı çok açık.
|
Türkçe |
Standart Abazaca |
Batum Abazacası |
|
Hoşuma gidiyor |
Sguı iaaxut |
Sguı iaaxueit |
|
Kadın ona söyledi |
İlheit |
İlhet |







