Bağımsızlık Demokrasi Özgürlük Eşitlik Birlik

Kasım ayaklanması ve Abhazya’nın durumu

Abhazya’da başkanlık yemininden çıkarılan cümle; “Eğer bu yoldan saparsam halkım tarafından cezalandırılmama izin ver”



2024 yılının kasım ayında Abhazya halkı, Rusya Federasyonu’ndaki (RF) oligarkların Abhazya’daki ortakları ile el ele vererek parlamentodan geçirmeye çalıştıkları Apartman Yasası’na karşı tepkisini göstermiş ve ardından Rusya-Abhazya Yatırım Anlaşması’na karşı büyük bir irade göstererek anlaşmanın ve yasanın meclisten geçmesine bir süre daha mâni olmayı başarmıştı. Pitsunda bölgesinde Rusya lehine gerçekleşen arazi devri ve RF vatandaşlarının Abhazya’da edinebilecekleri özel mülkiyetin önünü kasten açan Apartman Yasası’nın ve ardından anlaşmanın oylaması için mecliste toplanan oturum sırasında gösteriler büyürken aralık ayının başında Başkan Aslan Bjania istifa etmek zorunda kaldı. Birçokları ayaklanmanın ardından yaşanan sürecin Abhaz töresine (Apsuara) uygun bir şekilde çözüldüğünü ısrarla iddia ediyor. Üzerinden neredeyse bir buçuk yılın geçmesiyle beraber yaşanan süreci ve Abhazya’nın mevcut koşullarını burada masaya yatırmanın herkes adına önemli olduğunu düşünüyorum.

Türkiye diasporasındaki konuya ilgili sivil toplum kuruluşlarının (STK) çok da şaşırtıcı olmayacak bir şekilde süreç boyunca Abhazya halkının değil, kendi ajandalarının ekseninde hareket ettiklerini görmüş olduk. Bulundukları ülke ile gelgitli bir ilişkiye sahip olan Türkiye STK’larından; kendi üyelerini dahi konsolide edemeyen kurumlardan bahsediyoruz. Zira Çerkes ve Abhaz diasporasının yalnızca çok ufak ve ‘kırpılmış’ seçili temsilleri haricinde kitlesel bir tabana asla sahip değiller. Somutlaştırmak gerekirse; İstanbul’da yaklaşık yarım milyona yakın Kuzey Kafkasyalı varken tüm bu dernek ve vakıfların toplam üye sayısı yaklaşık 20 bin, düzenledikleri en büyük eylemin katılımcı sayısı ise 1.800 dolaylarındadır. “Siyaset Akademisi” altında, bulundukları yerelde hangi parti onlar için “uygunsa”; Bahçelievler’de AKP, İlkadım’da AKP ve DEVA, Atakum’da CHP, Beylikdüzü’nde Anahtar Parti ile aynı anda çalışma yürütebilecek kadar tutarsız ve bunu siyaset üstü akıl olarak sunabilecek kadar kendinden emindir. Her şeyiyle beraber bu ilişkiler, rüzgârın yönüne göre oradan oraya savrulan “sayın …” hitapları ile gözler önündedir. Üstelik tüm bu ilişkiler içerisinde bu kuruluşlar Birleşmiş Milletler’e (BM) temsilci gönderecek ölçüde Abhaz halkını temsil ettiklerini iddia etseler de yaşanan süreç onların gerçek konumunu ve yerini bizlere tekrar göstermiş oldu. Aslan Bjania’nın 2020’de seçimleri kazanmasının ardından kendisini kutlamak için koşturan dernek federasyonları, yaşanan protestolar karşısında ya sessiz kalmayı ya da yaşanan olaylardan “endişe duyduklarını” ve Abhazya’da barışın, istikrarın tekrar sağlanmasını umut ettiklerini belirten pasif yaklaşımı açıkça ortaya koymaktan çekinmedi. Yaşanan süreçte Türkiye diasporasındaki sivil toplum kuruluşlarının sözde orta-yolcu ve saygılı, özünde ise Abhazya ve Rusya sermayesinin yanında duran tavrı, dernek ve federasyonların Abhaz toplumu ile yaşadıkları kopukluk ve sekterlikleri tekrar gün yüzüne çıkarmış oldu.

Apartman Yasası’nın ve Yatırım Anlaşması’nın ardındaki hesabı ve sonrasında yaşananları anlamak için Abhazya’nın mevcut siyasi durumuna ve temsiliyet yapısına göz atmamız gerekiyor. Bugün, Abhazya’da egemen sınıfın devletle kurduğu ilişkiyi analiz ettiğimizde, devleti kendi çıkarları doğrultusunda işleyen ve vekillerince idare edilen bir aygıt olarak kullandığını söylemek mümkündür. Yine de bu ilişki ABD’deki milyarderlerin ya da Türkiye’de Koç, Sabancı gibi ailelerin devlet aygıtı ile kurduğu ilişkiden bazı yönleriyle biraz daha farklı seyreder. Bu süreci anlamamız için Kafkasya’nın ve Rusya’nın yakın tarihini anlamamız bir zorunluluktur.

Tarihsel olarak Ekim Devrimi’nden sonra Abhazya’nın yönetiminde Nestor Lakoba ve çevresindekilerin öne çıkmaya başladığı SSCB’de; Lenin’in aramızdan ayrılışı, Troçki ve önderlik ettiği sol muhalefetin tasfiyesi ve Büyük Temizlik sürecinde devrimcilerin “buharlaştırılmaya” başlaması ile Sovyetler Birliği öngörülememiş bir sürece girmiş oldu. Bolşevik Parti’nin önde gelen isimleri ve teorisyenleri, karşıdevrimi iç savaş ile bertaraf ettiklerini ve devrimin ayakta kalabileceğini düşünürken, Stalin’in çevresinde kümelenen bürokrasi aygıtı merkezden güçlenerek devrimi içeriden çürütmeyi başarmıştı. Bu, elbette ki sadece Stalin’in şahsı ve ayak oyunlarındaki becerisi ile açıklanabilecek bir süreç değildir.

Söz konusu iki ana etmenden bahsedebiliriz: Birincisi, iç savaş ile devrimci bir kuşağın devrim uğruna yaşamını feda etmesi ve bu devrimci kuşağın birikimini genç nesle aktaramamasıdır. İkincisi ise savaş döneminde kıtlığın önüne geçen ve temel zirai ürünleri devletin taban fiyattan satın almasını öngörerek belirli grupların sermaye birikimi sağlamasına yol açan NEP (Yeni Ekonomi Politikası) ile ortaya çıkan “kulak” (artık değer biriktirmeye başlayan köylüler) ve Nepman (NEP sonucu şehirlerde ortaya çıkan tüccar grubu) sınıflarının ortaya çıkışı ile bu grupların devlet aygıtı üzerindeki etkisini göstermeye başlamasıdır.

Ortaya konabilecek genel bir perspektif ise geçiş dönemlerinde üstyapının belirleyici rolüdür. SSCB örneğinde olduğu gibi materyal koşulların değişimi ve parti içerisinde kümelenen bürokratik gruplar ile proletarya diktatörlüğü, tıpkı kendisinden önceki rejimler gibi, proletaryaya karşı diktatörlüğe dönüşmüştür. Dünyayı sarsan bu dönemde Abhazya için belki de en belirleyici kişilerden biri kuşkusuz ki Nestor Lakoba’dır.

Bolşevik Devrimi’nden öldürüldüğü güne kadar geçen uzun süre zarfında Nestor Lakoba, Ekim Devrimi sürecinde Abhazya’da faal olarak görev alırken Stalinizmin yükselişi ile bürokrasi aygıtının önemli bir parçası olmuştur. Öyle ki yine Sohum yakınlarında doğan Lavrenti Beria ile beraber Stalin’in en yakınındaki iki isimden biriydi. İlerleyen süreçte Troçki’yi Sohum’da kaldığı dönem izole eden ve sıkı denetim altında tutmayı deneyen Lakoba, Beria’nın tertibi ile Büyük Temizlik sürecinde ironik bir şekilde Troçkist olmakla suçlanacak ve öldürülecektir. Objektif bir perspektif, Lakoba’nın Abhazya’yı korumak için beslediği Rus şovenizmi ve ardından Stalinist devlet aygıtının en sonunda Abhazya’ya diş geçirdiğini pekâlâ ortaya koyabilir.

SSCB’de Ekim Devrimi’nin çöküşü sınıf karakterinin dönüşümü, temelde bürokrasinin yeni bir egemen sınıfa yol açacak bir yapıya ulaşmasına neden olmuştur. Günümüzde “Rusya oligarkları” olarak bildiğimiz grubun ortaya çıkışı, SSCB’nin dağılması ile şekillenirken bu yeni egemen sınıfın ortaya çıkışında bürokrasi aygıtını görmemek körlüktür. Troçki tarafından önce Dejenere İşçi Devleti, ilerleyen yıllarda ise Tony Cliff tarafından Devlet Kapitalizmi olarak tanımlanan SSCB’nin karakteri çerçevesinde, RF’nin kuruluş sürecinde buradaki “devlet daireleri” ivedilikle “şirketleştirilmiş”, bu yeni şirketlerin patronları ise SSCB’deki bu bürokrat gruplar olmuştur. Bu durum yalnızca RF’ye özgü değil, tüm SSCB coğrafyasında gördüğümüz genel bir durumdur.

Bugün Abhazya’yı yönetenler, kendilerini tipik bir sağ-sol spektrumu içerisinde konumlandırmaktan kaçınıp ideolojilerinin Abhazya olduğunu dile getirirken bu söylemin arkasına sığınarak aslında söz ettiğimiz bu gerçeği gizlerler. Abhazya’nın kurucu bürokrat nesli, SSCB’nin bürokrasi çarkı içerisinde yetişmiş ve birliğin dağılması ile birçok cumhuriyette olduğu gibi kendi içlerinde bir zümreyi yeniden üretmiştir. Neticede Abhazya’daki mevcut yapı, bürokrasi aygıtının elinde hapsolmuş politik yaşamın bu bürokrasi ve ortağı burjuvazinin, devleti elinde tuttuğu kaynakların dağıtımı temelinde kullanarak kendi tabanlarını ve politik elitlerini inşa etmesine dayanır.

Bjania’nın istifası ile sonuçlanan eylemlere yol açan yasa tasarısı da Abhazya’daki politikacı/bürokratların temel amaçlarını ve niyetlerini açığa çıkarır. Bağımsızlık sonrası RF’nin bölgedeki “yardım” adı altında geçen yatırımlarının temel amacı, Abhazya’yı tamamen RF’nin bir uydusu hatta belki bir gün parçası haline getirip bu bölgeyi RF oligarklarının yağmasına açmaktır. Kırım’ın işgali ile başlayan süreçte Rusya’nın Ukrayna ile savaşa girmesi, emperyalist paylaşımdaki bölünmeleri göstermektedir. Bu bölünmenin ardında kapitalizmin hâlâ yankıları net bir şekilde devam eden 2008 krizi vardır. Kriz ile birlikte emperyalist rekabet kızışmaya, yağmalanacak alanları gasp etmek ve sömürecekleri emekçileri silah zoru ile kontrol altına almak için burjuvazi ve sermaye devletleri daha agresif hareket etmeye başlamıştır. Soçi’de, soykırımın kentinde kan ve vahşet üzerine inşa edilen turizm sektörü ve sömürüsü artık yeterli gelmediği için RF oligarkları gözünü Abhazya’ya dikmiştir. Çarlık ve SSCB dönemlerinde elitlerin tatil için tercih ettiği ve birçok “daça”nın inşa edildiği Sohum, Soçi’den sonra RF oligarklarının yeni hedefidir. Bu koşullar altında kuşkusuz ki sınıf ortakları ve müttefikleri olan Abhazyalı bürokratların neredeyse tamamı ve birçok politikacı, RF oligarklarının sömürüsünden kendi paylarını alma ve oluşacak yeni kaynakları kendi aralarında, tabana pek sirayet etmeyecek bir şekilde dağıtmaya karar vererek parlamentodan yeni bir yasa tasarısı geçirmeyi planladı. Yasaya karşı gösteriler ve protestolar doğmaya başlarken, zaten halk nezdinde bu yasaya karşı ciddi bir tepki varken Abhazya’nın politikacıları ve devlet adamları, oluşacak yeni kaynakların resmen sadaka verir gibi çok ufak bir kısmını tabana dağıtıp bir de bunu lütuf olarak sunarak bir rıza inşa edebileceğini düşündü. Nitekim unuttukları bir şey vardı. Abhazya halkı, zaten Ankvab’ın yeminden çıkardığı “Eğer bu yoldan saparsam halkım tarafından cezalandırılmama izin ver” ibaresine bağlı değildi. Abhazya halkının yolundan sapanları cezalandırmak için zaten onların iznine ve rızasına ihtiyacı yoktu. Bjania ve başbakanı Ankvab bu ifadeyi yeminden çıkararak Abhazya halkının öfkesinden muaf olabileceklerini düşünürken işte bu önemli noktayı gözden kaçırmışlardı.

Yasanın ve anlaşmanın meclisten geçirilmemesi ve burjuva demokrasisinin -özgür basın, ulusal egemenlik vb.- tesisi için demokratik haklarını dile getiren Abhazya halkı, devlet binalarını işgal etmiş, cumhurbaşkanını ve kabinesini hiçbir koşul olmadan istifaya zorlayabilmişti. Peki, Kasım Ayaklanmasından sonra Abhazya’da neler oldu? 2014’te Ankvab ve Bjania ile devrilen Gunba, Bjania’nın istifası ile geçici cumhurbaşkanı olarak atanmış, Mart 2025’te cumhurbaşkanı seçilmişti. Seçimlerin ardından RF Başkanı Putin ile “işbirliğinin” güçlendirilmesi temennisi ile görüşmüş, daha sonra yaptığı açıklamada Abhazya halkının yasa tasarısını yanlış anladığını, mevcut yasanın geçmesi durumunda Abhazya için yeni kaynakların yaratılabileceğini ve bu durumun Abhazya’nın ekonomisini güçlendireceğini belirtmişti. Bu noktada hepimizin, gerektiğinde kendimizi acımasızca eleştirmemize yol açacak bazı soruları burada zikredip cevabını vermeye çalışacağız:

1) Protestolar amacına ulaşabildi mi?

Gelinen noktada Bjania ve Ankvab istifasını verse de mevcut Cumhurbaşkanı Gunba’nın seleflerinden ayrılan herhangi bir yönü yoktur. Bilakis, Gunba, selefleri ile işbirliği halinde ortak hareket etmektedir. Bu işbirliği çerçevesinde Abhazya bürokrasisi ve devleti, RF oligarklarının çıkarları doğrultusunda hareket etmektedir. Gunba, yasa tasarısının yanlış anlaşıldığını belirtse de RF’nin talebi doğrultusunda açıkça yağmaya yol açacak kararları ilan edemiyor.

Zaman Gunba için daralırken, bu soruya parantez açarak bir konuya değinmemiz gerekiyor. Gal bölgesinde inşaatı tamamlanan yeni gümrük terminali ile Abhazya, Gürcistan ile RF arasında ticari ürünlerin taşınmasına olanak tanınırken birçok kişi bunun Abhazya’ya bir şey kazandırmadığını belirtti. Burada da bir noktayı belirtmeliyiz: Mevcut Abhazya iktidarı, Abhazya’nın ve Abhaz halkının çıkarına göre değil, kendi çıkarlarına ve kurdukları yapının devamlılığı için muhtaç oldukları kaynakların dağıtımına göre karar alır. Bu noktada Abhazya iktidarı için Gal Terminali, sadece terminali işletecek olan Astamur Akhsalba’ya kazandıracağı yüklü servetle değil, Abhazya bürokrasisi ve devlet görevlilerine kazandıracakları ve hatta belki de kazandırdıkları ile durumu gözler önüne seren güncel bir örnektir.

Bu yeni terminalin Gürcistan ve RF’nin, Abhazya’yı yok sayarak ve baypas ederek kurdukları gümrük karşısında şaşırmayı gerektirecek bir durum yok. Gürcistan hükümeti, geçen sene çıkardığı “casusluk” kanunu ile Moskova’daki ortaklarına yeterince yaranmış olacak ki bu yeni terminal binası ile alakalı bir sorun çıkmadı. Neticede Abhazya’daki, RF’deki, Gürcistan’daki burjuvalar ve bir kesim devlet görevlileri/politikacılar kazandı. Kısacası, emekçi halk dışında herkes kazandı, yine sadece emekçi halk, bilhassa Abhazya emekçileri kaybetti.

Yeni gümrük terminali kan emici keneleri bir süre doyursa da yağma sofrasına yeni tabaklar isteyeceklerdir. Abhazya devleti ve hükümeti halkın tepki vermeyeceğini düşündüğünde yeni bir Apartman Yasası’nı geçirmeye, Rusya ile anlaşma imzalamaya çalışacaklar ve sonrasında maden sahalarını yağmaya açacaklardır. 2024 Kasım’ında bu devletin halka karşı ilk kez biber gazı kullandığını düşünürsek, büyük ihtimalle bir tepki görmeyeceklerini zannetmeye dahi ihtiyaç duymayacaklardır. Kendilerine sordukları tek soru, gelecek tepkileri bastıracak kadar polisleri, askerleri ve mühimmatları olup olmadığıdır. Neticede protestolar amacına ulaştı diyemeyiz, sadece Abhazya devleti ve hükümetinin -ki ikisinin de çok ayrı olmadığını, ufak bir grubun elinde özdeş şeyler olduğunu belirtmek gerekir- planlarını biraz ertelemesine yol açabildi, o kadar.

2) Neden herkes bir şeylerin değiştiğine inanmak isterken aslında hiçbir şey değişmedi?

Bu sorunun cevabı aslında protestoların kırılma anında saklı. Eylemciler tüm hükümet binalarını işgal etmiş ve mevcut devleti pratikte ortadan kaldırma gücüne sahipken, yalnızca cumhurbaşkanı ve kabinenin istifasını istemekle yetindiler. Kuşkusuz ki burjuva demokratik taleplerin özü ve yönü de bunu gerektiriyor. Söz konusu bu talepler, sorunu yalnızca temel hak ve özgürlükler, hukuk devleti, temsili demokrasi gibi konularda bir “reform” yaparak yağmanın ve sömürünün bertaraf edilebileceği yalanlarını sunsa da Abhazya’daki sorunun sınıfsal ve Abhazya halkının varoluş mücadelesi ile doğrudan alakalı olduğunu söyleyebiliriz. Gal Terminali’ni ne yapmalı o halde? Ya Abhazya’da balıkçılık faaliyetinin devlet eli ile burjuvazi lehine tekelleştirilmesi konusunda ne yapmalı? Mesele birlikte üretmek, birlikte üleştirmek ve bunu eşitlik ilkesi ile yürütmektir. İşte, işaret etmeye çalıştığım meselenin tam olarak burada başladığını söyleyebilirim.

Abhazya, dünyadaki tüm ülkeler gibi burjuvazinin genel olarak ilerici bir niteliğe sahip olmak şurada dursun tamamen gerici bir pozisyonda olduğu, küçük burjuvanın ise sola meylettiği nadir örneklerle beraber, kararlı ve tutarlı bir politik tutum sergilemekten uzak ve her yöne savrulmaya müsait bir ülke. Bu noktada burjuva demokratik talepleri dile getirmekte ve eylemlerde öncü halk, sözde muhalefetin, hareketin gerçek enerjisini ve potansiyelini sönümlendirmesi ile hükümet ve devlet binalarını ele geçirmişken tüm kazanımlarını orada bırakıp karşı tarafa toparlanma ve manevra yapma alanı açmış oluyor. Yani günün sonunda bu durum, paradoksal bir sarmal halini alıyor. Bunun en temel sebebi, burjuva demokratik taleplerin Abhazya’daki çelişkilerin geldiği noktada özü gereği yetersiz ve tutarsız olmasıdır.

3) Ne yapmalı?

Abhazya’daki sorunların ve bu sorunların yol açtığı yapısal özgül koşulların büyük bir kısmını, yerelin getirdiği özgün özellikler ve söylemleri göz önüne alıp ayırdığımızda hemen hemen tüm eski SSCB coğrafyasında ve çevresinde görebiliriz. Elbette ki Abhazya halkının kuşatmaya ve izolasyona rağmen ayakta kalmaya ve var olmaya çalışan mücadeleci bir halk olduğu gerçeğini göz ardı edemeyiz. İşte bu kararlılık ve azim, doğru bir program ve aygıt ile Abhazya halkının kurtuluşu olabilir.

Birileri hâlâ yaşanan ayaklanmada halkın geri çekilmesini, meselenin Apsuara çerçevesinde kan dökülmeden çözülmesi olarak yorumlamaya ısrarla devam ediyor. O halde bu kişilere açıkça sormak gerekir: İnsanların protestolardan manipülasyon ve danışıklı dövüşlerle el ayak çektirilmesinin Aspuara uyarınca kansız ve barışçıl bir çözüm olduğu yalanını söylemekten çekinmeyenler, Abhazya’daki güvenlik güçlerinin halka biber gazı ile müdahale edip en az 14 eylemciyi yaralamasını, birçok insanı darp ederek gözaltına almasını nasıl yorumluyor? Gelinen noktada Apsuara, Abhazya iktidarının elinde kendi konumlarını ve sömürü düzenini korumak için kullandıkları bir araca dönüştürülmüştür.

Abhazya’dakilerin unutmaması gereken temel şey şudur: RF, bugüne kadar Abhazya üzerindeki sosyal yardımlarına birer “yatırım” olarak bakmıştır. Bu neyin yatırımıdır? Abhazya’yı Soçi gibi RF burjuvazisine hizmet eden bir turizm merkezi haline getirmek ve Abhazya’daki tüm madenleri işletmek adına düzenlenen bir ajandanın yatırımıdır. Gelinen noktada ne yazık ki Abhazya devleti, Abhazya halkını yok sayarak Apartman Yasası’nı geçirirse Sohum, ikinci bir Soçi olacaktır. Yalnız insanların aklına bu “Yeni Soçi”de özgürce yaşayacakları gelmesin; zira burada Abhazya halkına biçilen rol, sömürü ve ücretli kölelikten başka bir şey değildir.

Ulaştığımız neticede hepimizin salt kendine ne yapması gerektiğini sorması yeterli değildir. Bu soruyu kendimize sorduktan sonra sorunu konuşmaya başlamamız da zorunludur ancak yeterli değildir. Aslolan, bu konu çevresinde hep beraber, ortak akıl etrafında geliştireceğimiz örgütlü mücadele ve bu mücadelenin aygıtıdır. Peki, bu aygıt nasıl olmalı?

Birincil olarak, emekçi halkın öncülüğünü ettiği mücadelenin burjuva demokratik kazanımlarını değil, iktidarda her şeyi üreten ve her şeyin gerçek sahibi emekçiyi hâkim kılan bir perspektifi göz önüne alarak hareket edilmelidir.

İkincil olarak, Abhazların, hatta tüm halkların unutmaması gereken şey, sınıfsal mücadele ve bilinçten beslenmeyen, salt “kimlik” siyasetine sıkıştırılan ve ötekileştiren yaklaşım, yalnızca sermayedarlara yarayacak, emekçi halkın üzerindeki sömürüyü artıracaktır. Abhazya’nın kurtuluşu izole ve bağımsız bir mesele değildir. Abhazya’da, Gürcistan’da, Ermenistan’da, Çerkesya’da, Çeçenya’da, Türkiye’de; sözün özü dünyanın her bir köşesindeki emekçi halkların kurtuluşu ve kaderi birbirine sımsıkı bağlıdır.

Her zaman ısrarla ve tavizsizce belirttiğim şeyi burada tekrar belirtiyorum: Abhazya’nın geleceğine ve yönüne bu satırların yazıldığı İstanbul’da, Moskova’da ya da Sohum yakınlarındaki o “çiftliklere” lüks araba ve korumalarıyla giden insanların oturduğu masalarda karar verilemez. Abhazya’nın kaderine, yalnızca ve yalnızca Abhazya’nın emekçi halkı karar verebilir.

Sonuç açıkça ortadadır. Kasım Ayaklanması ve Abhazya’nın mevcut durumu çerçevesinde tarihsel bir değerlendirme ışığında söyleyebiliriz ki Abhazya için çıkar yol sürekli devrim perspektifidir.

Zafere kadar sürekli devrim!

Kasım 2024, Sohum
Dzıbe Salih Yılmaz
Dzıbe Salih Yılmaz
Salih Yılmaz 25 Ağustos 2003, Muğla-Bodrum doğumlu. 2022 yılında başladığı İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü’nde eğitimine devam ediyor. Akademik ilgi alanları Kafkasya tarihi ve çalışmaları, tarih felsefesi ve kültür tarihi. Matbu Osmanlıca ve Çivi Yazısı okuyabiliyor. İngilizce, orta düzeyde Almanca biliyor. 2025 yılında Samsun-Oymaağaç/Nerik’te arkeolojik kazı çalışmalarında yer aldı. Çeşitli fanzinlerde ve dergilerde yazarlık hayatını sürdürüyor.

Yazarın Diğer Yazıları

Strabon’un Çerkesya’sı*

Çerkesya’nın antik tarihi ve Çerkes topluluklarının antik dönemdeki “ataları” söz konusu olduğunda, herkes ağız birliği ederek Maeot ve Sindlerden bahseder. Bugün Azov Denizi olarak...

Hattiler, Hititler ve Çerkesler

Tarih boyunca uzak geçmişe yönelik meraklarını mitolojik unsurları yoğun bir şekilde barındıran muhtelif hikâyelerle Çerkesler, modern çağlarda yapılan birçok araştırmanın ışığında uzak geçmişleri ve...

Sosyal Medyalarımız

9,251BeğenenlerBeğen
2,745TakipçilerTakip Et
4,012TakipçilerTakip Et
677AboneAbone Ol

Son Yazılar

- Advertisement -spot_img