Bağımsızlık Demokrasi Özgürlük Eşitlik Birlik

Abhazya’nın yalnızlığı kader değildir… Bağımsızlık, insanlık onuru ve “BİZ” olabilmek üzerine…

Bir an düşünelim…

Abhazya’da yaşıyorsunuz, çocuğunuz başka bir ülkede eğitim görmek istiyor. Sizin veya bir yakınınızın tedavi olması gerekiyor. Yıllardır göremediğiniz akrabalarınıza kavuşmak istiyorsunuz. Yahut yıllarca emek vermiş bir sporcu olarak uluslararası bir yarışmaya katılmaya hazırlanıyorsunuz.

Ancak önünüze bir engel çıkıyor: Kendi ülkenizin pasaportu, gitmek istediğiniz ülkenin kapısını açmıyor.

O andan itibaren sorun, diplomatik metinlerin arasından çıkıp evinizin içine giriyor. Çocuğunuzun geleceğine, yakınınızın sağlığına, ailenizin kavuşma umuduna dokunuyor.

Güzel ülkemiz Abhazya’nın insanları, uzun yıllardır bu sıkışmışlığı yaşıyor. Pek çok insanımız dış dünyaya ulaşabilmek için Rus pasaportunun sağladığı olanaklara ve Rusya üzerinden seyahate ihtiyaç duyuyor. Bu olanaklara erişemeyenlerin karşısındaki duvar ise daha da yükseliyor.

Doğrudan ulaşım için yürüttüğümüz mücadelenin temelinde de bu insani mağduriyet bulunuyor.

Benim itirazım burada başlıyor:

Bir halk, kendi kimliğiyle dünyaya ulaşabilmek için daha kaç kuşak beklemek zorunda kalacak?

Tarihi, işimize gelen yerden başlatamayız.

Abhazya’nın bağımsızlık iradesini anlamak için bugünün siyasi haritasının gerisine bakmak, tarihin eski yapraklarına dönmek gerekir.

1921’de Abhazya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti kuruldu ve Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti ile antlaşmaya dayalı bir ilişki oluşturuldu. SSCB’nin 30 Aralık 1922’de kuruluşu sürecinde Abhazya ve Gürcistan birlikte yer aldılar. 1931’de ikisi de Gürcü olan Stalin-Beria döneminde Abhazya’nın statüsü değiştirilerek Gürcistan içinde özerk cumhuriyet konumuna indirildi. Bu değişiklik, Abhazların tarihsel ve siyasi itirazlarının önemli dayanaklarından biridir.

Sovyetler Birliği çözülürken Abhazya Yüksek Konseyi, 25 Ağustos 1990’da devlet egemenliği bildirgesini kabul etti. 14 Ağustos 1992’de başlayan savaş, 1993’te geride ağır kayıplar ve büyük bir yıkım bıraktı. Abhaz halkının hafızasında bu savaş, yurdunu ve varlığını koruma mücadelesidir.

26 Kasım 1994’te Abhazya Anayasası kabul edildi. 3 Ekim 1999’daki anayasa referandumunu, 12 Ekim 1999’da kabul edilen Devlet Bağımsızlığı Yasası izledi. Rusya Federasyonu, 26 Ağustos 2008’de Abhazya’nın bağımsızlığını tanıdı.

Bu tarih bize şunu anlatıyor: Abhazya’nın bağımsızlık iradesi, kuşakların taşıdığı bir hafızaya, verilen mücadeleye ve devletleşme sürecine dayanıyor.

Uluslararası tanınma meselesinin çözüme kavuşmadığını biliyoruz. Diplomatik yaklaşımların ve devletlerin resmi tutumlarının varlığını da biliyoruz. Ancak bunların insanların yaşamında doğurduğu sonuçları konuşmak ve çözüm yolları önermek, yurttaş olarak hakkımız ve sorumluluğumuzdur.

Ben Abhazya’nın bağımsızlığını, halkının kendi geleceğini belirleme iradesini ve dünyayla kendi kimliğiyle ilişki kurma hakkını savunuyorum.

Bizler halkımızın/kardeşlerimizin mağduriyetine son vermek için yola çıktık, bu çorbada bizim de bir tuzumuz olur mu düşüncesindeyiz.

Değerli dostum Anıt Baba’nın öncülüğünde yürütülen mücadeleyi, bizler de gücümüz yettiğince, aklımız erdiğince, karınca kararınca desteklemeye çalışıyoruz.

Abhazya’nın İzolasyonuna Son İnisiyatifi olarak TBMM nezdinde yürüttüğümüz girişimler, kurduğumuz diyaloglar ve milletvekillerinin açıklamaları, konunun daha geniş çevrelerde konuşulmasına katkı sağlıyor.

Bu süreçte Rusya’nın BM Daimi Temsilcisi Vasiliy Nebenzya, 20 Ağustos 2026 tarihinde New York’taki BM Genel Merkezi’nde yaptığı açıklamada, Abhazya’ya yönelik izolasyon politikalarını eleştirmiş, Abhazya halkının dış dünyadan tecrit edilmesinin insan haklarına aykırı olduğunu ve bu durumun Batı ülkelerinin yaptırımları ile tek taraflı politikalarından kaynaklandığını belirtmiştir.

Abhaz Dernekleri Federasyonu (ABHAZFED) ile İstanbul’da yüz yüze yaptığımız görüşmeyi, Avrupa’daki temasları ve hukuk çevreleriyle yürütülen çalışmaları bu nedenle önemsiyorum. Bu görüşme sonrasında Abhazya Devlet Başkanı Badra Gunba ile de görüşülmüş, Sayın Gunba memnuniyet ve teşekkürlerini bizlerle paylaşmıştır.

Geçen hafta Anıt Baba’nın Avrupa’da yaptığı görüşmelerde de, Ankara’da Türkiye Barolar Birliği Başkanı’nı ziyaretinde de olumlu karşılamalar, güzel gelişmeler olmuştur.

Henüz sonuçlanmamış girişimleri tamamlanmış kazanımlar gibi sunamayız. Attığımız her adımın hemen bir kapı açmasını da bekleyemeyiz. Ancak hazırlanan her dosyanın, yapılan her görüşmenin ve kurulan her ilişkinin ardında emek var.

Bazen bir meselenin çözümü, ilk görüşmede alınan bir kararla başlamaz. Önce bir kişi dinler. Sonra bir başkası sorar. Ardından bir dosya hazırlanır, bir görüşme daha yapılır. Uzun zamandır kimsenin üzerinde durmadığı bir mağduriyet, yavaş yavaş gündemde yer bulur.

Biz bu emeği çoğaltmak istiyoruz.

Türkiye’nin birikimi, çözüm için bir olanaktır.

Türkiye’nin komşuluk ilişkilerini, enerji hatlarını, ticaretini ve ulaşım bağlantılarını gözetmesini elbette anlıyoruz.

Bizim beklentimiz, bu değerlendirmelerde Türkiye’de yaşayan tüm Çerkeslerin; biz Abhazların, Adigelerin ve diğer akraba halkların tarihsel, kültürel ve ailevi bağlarının da dikkate alınmasıdır.

Çünkü bu bağların içinde insan var.

Anavatanını hiç görememiş bir çocuk, yıllardır kardeşine kavuşamamış bir insan, aile büyüklerinin mezarını ziyaret etmek isteyen bir genç var.

Biz bu ülkenin yurttaşlarıyız. Türkiye’nin huzurunu, güvenliğini, itibarını ve geleceğini önemsiyoruz. Anavatanımızla ilişkimiz de Türkiye’nin toplumsal ve kültürel zenginliğinin bir parçasıdır.

Türkiye’nin diplomatik birikiminin, bölgesel deneyiminin ve çözüm geliştirme yeteneğinin bu insani meselede yeni olanaklar yaratabileceğine inanıyorum.

Mevcut ilişkiler ve diplomatik hassasiyetler gözetilerek de insanların yaşamını kolaylaştıracak yollar araştırılabilir. Taraflar dinlenebilir, insani düzenlemeler geliştirilebilir, doğrudan ulaşım için diplomatik zemin aranabilir.

Karadeniz’in bir “Barış Gölü” olmasını istiyorsak, kıyıları arasındaki insani bağları güçlendirecek adımları birlikte düşünmeliyiz.

Türkiye’den beklentimiz, bu arayışa katkı sunmasıdır.

Değişen koşullar içinde ortak talebimizi büyütmeliyiz.

Türkiye’de siyasi dilin, önceliklerin ve resmi tutumların zaman içinde ne kadar büyük değişimler geçirebildiğini hepimiz yaşayarak görüyoruz.

Dün konuşulması bile güç görülen konuların, bugün devletin ve siyasi partilerin gündeminde yeni yaklaşımlarla ele alınabildiğine tanıklık ediyoruz.

Bu değişimlerde siyasi dengelerin, aritmetiğin, bölgesel gelişmelerin ve toplumsal taleplerin sürekliliğinin payı olduğunu düşünüyorum.

Öyleyse Abhaz halkının en temel insani talepleri için bütün kapıların peşinen kapalı olduğunu neden kabul edelim?

Koşullar değişebilir. Yeni yollar bulunabilir. Bugün karşılık bulmayan bir öneri, yarın daha uygun bir zeminde değerlendirilebilir.

Ancak buradan kendimize de bir soru çıkarmalıyız:

Biz ortak talebimizi ne kadar güçlü, sürekli ve örgütlü biçimde ifade edebiliyoruz?

Sayımızı konuşuyoruz; peki, birlikte ürettiğimiz işlerin sayısını da konuşuyor muyuz?

Tarihsel bağlarımızı anlatıyoruz; bu bağları ortak bir çalışma iradesine ne kadar dönüştürebiliyoruz?

Bir toplantıya katılmak, bir yazıyı paylaşmak, bir uzmanın bilgisine başvurmak, bir dosyanın hazırlanmasına katkı vermek… Her birimizin yapabileceği bir iş var.

Ortak talebimizin duyulması, bu küçük katkıların süreklilik kazanmasına bağlı.

Bu nedenlerle ve başkaca aklıma gelmeyen, başkalarının da aklına gelebilecek pek çok olumlu nedenle “BİZ” olmalıyız. Bir pasaportta insanın yaşamı var.

Abhazya pasaportlarının seyahat amacıyla kabul edilmesine karşı diplomatik sakıncalar ileri sürülüyor. Başka ülkeler ve uygulamalar üzerinden yapılan karşılaştırmalarda, her örneğin farklı koşulları olduğu belirtiliyor.

Elbette her örneğin tarihi ve hukuki çerçevesi farklıdır.

Ancak bu farklılıkları anlattıktan sonra şu soruya da cevap aramalıyız:

Abhazya halkı için hangi uygulanabilir yol geliştirilebilir?

Bir hastanın tedaviye ulaşması, bir öğrencinin eğitim görmesi, bir ailenin kavuşması için hangi düzenleme yapılabilir?

Abhazya’nın İzolasyonuna Son İnisiyatifi’nin taleplerinden biri, siyasi tanınma süreci tamamlanana kadar Abhazya pasaportlarının Türkiye sınır kapılarında kimlik ve seyahat belgesi olarak kabul edilmesidir.

Bu talebin hukuki ve idari olanaklarını çalışalım. Uygulanması için hangi düzenlemelere ihtiyaç olduğunu, hangi güçlüklerle karşılaşılabileceğini ve bunların nasıl aşılabileceğini ortaya koyalım.

İnsanların gereksinimleri, diplomatik takvimlerin tamamlanmasını beklemiyor.

Hastalık beklemiyor. Çocukluk beklemiyor. Eğitim çağındaki bir gencin yılları geri gelmiyor.

Bir pasaporta baktığımızda, o belgeyi elinde tutan insanın nereye ve neden gitmek istediğini de görebilmeliyiz.

İtirazlarımız kadar önerilerimizin de dosyası olsun.

Türkiye ile Abhazya arasında doğrudan ulaşımın geliştirilmesini; aile bağları, eğitim, kültür, turizm ve ticaret boyutlarıyla ele almalıyız.

Görüştüğümüz bazı uzmanlar, kurulabilecek bir Ro-Ro hattının Rusya yönündeki taşımacılıkta zaman ve maliyet avantajı sağlayabileceğini ifade ediyor.

Bu değerlendirmeyi ayrıntılı bir fizibiliteyle sınayalım.

Güzergâhı, liman kapasitesini, gümrük işlemlerini, sınır beklemelerini ve maliyetleri ortaya koyalım. Hangi koşullarda, kimler için, ne ölçüde fayda üretilebileceğini somut verilerle görelim.

Karşılıklı fayda sağlayabilecek bir olanak varsa, onu araştırmak da sorumluluğumuzdur.

Ulaştırmayı bilen fizibiliteye katkı versin. Hukuk bilen uygulanabilir düzenlemeler geliştirsin. Diplomasi deneyimi olan görüşme kapısı açsın. Ticaretle uğraşan, kurulabilecek ekonomik ilişkilerin olanaklarını değerlendirsin.

Hepimizin aynı işi yapması gerekmiyor. Ama hepimiz bildiğimiz bir işle bu sürece katkı sunabiliriz.

Eleştiriyi duyalım, emeği büyütelim.

Elbette eleştirileceğiz. Yöntemlerimiz tartışılacak. Eksiklerimiz söylenecek.

Bunları duymaya ve değerlendirmeye açık olmalıyız. Çünkü bir çalışmayı sahiplenmek, onun eksiklerini görme sorumluluğunu da beraberinde getirir.

Bazen dışarıdan gelen bir soru, bizim fark etmediğimiz bir güçlüğü görünür kılar. İyi niyetle yapılmış bir eleştiri, aylarca uğraşacağımız yanlış bir adımdan bizi koruyabilir.

Bu nedenle birbirimizin niyetini sorgulamadan önce önerisini dinlemeyi, emeğini değerlendirmeden önce ne yaptığını anlamayı önemsemeliyiz.

Eleştirinin yanına bir öneri, kaygının yanına bir çözüm, itirazın yanına bir emek konulduğunda hepimiz kazanırız.

Benim ölçüm şu: Bir yazı, bir görüşme, bir eleştiri bizi hangi çözüme yaklaştırıyor? Bir insanın yaşamında hangi kapının açılmasına katkı sağlıyor?

Bu soruları kendimize de sormaya devam etmeliyiz.

“BİZ”in içinde hepimize yer var.

Aynı düşünmek zorunda değiliz. Aynı yöntemi benimsemek zorunda da değiliz.

Bir hastanın tedaviye ulaşması, bir öğrencinin eğitim görebilmesi, bir ailenin birbirine kavuşabilmesi için birlikte çalışabiliriz.

“BİZ” olmak, farklılıklarımızla birlikte ortak sorumluluk üstlenebilmektir.

Bugün bize itiraz eden kardeşlerimizi de yanımızda istiyoruz. Bilgileriyle, deneyimleriyle ve önerileriyle bu mücadeleye katkı vermelerini bekliyoruz.

Onlara da küs değiliz. Küskünlükleri kuşaktan kuşağa taşıyacak zamanımız yok.

Benim düşüm; bağımsız Abhazya’nın kendi kimliğiyle dünyaya açıldığı, çocuklarının geleceğe güvenle baktığı ve Türkiye’nin bu insani çözüm arayışına katkı sunduğu bir gelecektir.

Bizim yapabileceğimiz katkı küçük olabilir. Ama bir insanın yaşamında açılan kapının büyüklüğünü, o kapıyı bekleyen bilir.

Bu yüzden çalışmaya, anlatmaya ve üretmeye devam edeceğiz.

Yazan da bizim kardeşimiz, eleştiren de, henüz aramıza katılmayan da…

Hepsine çağrımız aynı:

Gelin, Abhazya’nın yalnızlığını birlikte azaltalım. Çocuklarımız için birlikte yol açalım.

“BİZ” olalım.

Saygı ve selamlarımla,

 

Hukşı Ulvi Özcan

Yazarın Diğer Yazıları

‘Mekânımızı, köyümüzün kimliğini yaşatan bir yer olarak işletmeye çaba gösteriyoruz’

Yeşilvadi… İstanbulluların Şile yolunda kavşağından geçtikleri Abaza köyü. Kafkasya’dan sürgün edilenlerin yerleştiği çevredeki Abaza köylerinden biri. Mola verip kahvemizi içerken zamana yolculuk -ister kısa...

Sosyal Medyalarımız

9,251BeğenenlerBeğen
2,745TakipçilerTakip Et
4,012TakipçilerTakip Et
677AboneAbone Ol

Son Yazılar

- Advertisement -spot_img