Yapmak istediğine denk düşen adıyla “İstişare” grubundan Seyfullah Dağıstanlı ve K’areşey Selçuk’la yaptığımız söyleşiyi eylül sayımızda vermiştik.
Bu sayımızda Neğey Cehdi ile yaptığımız söyleşiyi yayımlıyoruz.
“Bizim gibi nicel olarak kuvveti zayıf olan, yani nüfus olarak zayıf olan toplumların etnik kimlik üzerinden yıpratıcı tartışmalarla enerjilerini harcayacağına; kültürel kimliği öne çıkarıp, kültürel kimlikte doğal müttefiklik ruhuna uygun bir politik bilinci inşa etmeleri gerektiği kanaatindeyim. Politik bilinç, ‘Çerkesler ne istiyor? Nasıl istiyor? Neden istiyor?’ sorularını bir bütünlük içerisinde anlamlandıracak bütünlüklü bir kavramdır… Bütün mesele politik bilinç oluşturma ameliyesinin yolunu açabilme meselesidir” diyen Neğey Cehdi, İstişare’nin yapmak istediği şeyi ekmek metaforu ile anlatıyor:
“Bir meseleyi halletmek için ‘gerekli’ ve ‘yeterli’ iki temel şart vardır. Ekmek yapmak için un, su ve maya lazımdır. Bunlar gerekli şartlardır, gerekli şart yoksa zaten bu işe kalkışılmaz. Ama ekmeği ekmek yapan un, su ve maya değildir, yoğurmaktır. Tava gelmeyen bir hamuru fırına attığımız zaman çıkan ekmek yenmiyor yani kabul görmüyor. Günümüzde birlikteliklerimizdeki en büyük sıkıntı, gerekli şartın olmasının bizi tatmin ediyor oluşu ve yeterli şartı önemsemeyişimizdir. Yani daha çok ekmeğin şekli ile ilgilendik. Ekmeğin şekli asli öneme sahip değildir; üçgen de olsa yenir, altıgen de olsa yenir. Fakat ekmeği ekmek yapan, hamuru yoğurarak tava getirmektir. Bu ise sabır ve süreç işidir.
Onun için biz arkadaşlarla istişarelerimizde hep şunu söyleriz: Bu işi sonuç odaklı değil, süreç odaklı yürütmek lazım.
Toplumun ‘kahir ekseriyetinin’ dahil olması, fikirlerini alarak, istişareler yaparak, yani bu hamuru yoğurarak makulde buluşmamız gerek.”
‘Aklı, ideoloji ve hafızaya boğdurursak zamanın ruhunu yakalayamayız’
-Süreç nasıl başladı? Neler konuşuldu ve tartışıldı?
-Benim sürece dahil olmam yaklaşık bir buçuk yıl önce Ümit Dinçer’in haber vermesiyle oldu. Daha önce de arkadaşlarla birebir oturup konuyla alakalı istişareler yapıyorduk. Zaten diğer arkadaşlar da vakıf ve derneklerden tanıdığım kişilerdi. Başlangıç oturumları birbirimizi fikren daha yakından tanımakla geçti. Sorunlarımız ve çözüm önerilerimiz noktasında ortak düşüncelerimizin oluştuğunu gördük. Daha sonraki toplantılar fikri olgunlaşma toplantıları şeklinde devam etti.
-Neden isimlendirme “İstişare”?
-Bu yapmak istediğimizi en iyi ifade eden isimlendirmeydi. Çünkü bizler sıkıntının şu olduğu kanaatindeyiz:
Aslında bir toplumda belli bariyerler, belli defans alanları olmadığı sürece, toplum bir araya gelebilir ve yol alabilir. Mecelle’de ifade edildiği şekli ile: “Bir toplumda belli bariyerler, belli defanslar, belli korkular üretilerek toplum ayrıştırılmazsa, rahat iletişim kurabilirlerse, sorunlarını tartışabilirlerse toplumun ekseriyeti makulde birleşir”. Bunun yolu ve yöntemi de istişaredir. Yapmak istediğimizi en iyi ifade eden tanım olarak öne çıktığı için istişare noktasında buluştuk.
-Birey olarak neden İstişare’ye yöneldiniz?
-Gençliğimden beri Kuzey Kafkas derneklerinde üye, yönetici gibi görevler aldım. Dernek ve vakıf boyutunda süreci yoğunlukla yaşadık. Sosyolojik alanda son zamanlarda Batı’da çıkan bazı yazılar var. Bizim sosyolojimize benzeyen toplumlar başlangıçta kurumlar oluştururken çok ciddi bir birliktelik sergilerler. Ki bizim tarihimizde de Osmanlı’nın son döneminden başlayarak bu birliktelik süreci yaşanmıştır. Daha sonraları kendi iç çatışmalarına dönerler. Belli mevziler oluştururlar, mevzilerin arkasında kendi iç çatışmaları ile geçer. Tabii buna bulunduğumuz ülkenin ideolojik kamplaşmaları da önayak oldu. Zamanla iç çatışmaların netice vermeyeceği, aklen düşünen insanlarda oluştuğu zaman bu çatışma dönemleri biter.
Kişisel kanaatim; diaspora Kafkas toplumları bu iç çatışma dönemini aşıyorlar gibi. Son 20 yıl, belki 20-25 yıl kendi iç çekişmeleri, kimlik kavgaları, etnik kavgalar, ideolojik kavgalarla geçti. Fakat bunun derde deva olmadığı son zamanlarda anlaşıldı. Bu sadece bizim toplumumuzla alakalı değil, genel sosyolojik bir olgu olarak bu böyledir. Değişimin zamanı geldiğinde, zamanın ruhunun bunu tetiklediği kanaatindeyim.
“Bir toplumda belli bariyerler, belli defanslar, belli korkular üretilerek toplum ayrıştırılmazsa, rahat iletişim kurabilirlerse, sorunlarını tartışabilirlerse toplumun ekseriyeti makulde birleşir”
Bu gerçeklikten dolayı ortak meselelere aynı tutarlılıkla bakabilen insanların bir araya gelebilmesi ve tartışması gerekir. Bu önemli bir konudur. Çünkü eğer zamanın ruhunu yakalayamazsak reel çözüm önerileri geliştiremeyiz.
Reel derken kastım şu: Bizim gibi kadim kültüre yaslanan toplumlar açısından bir araya gelişlerde iki türlü sıkıntı var. Çözüm üretmek istediğimiz zaman aklı hafızaya veya ideolojik bakış açılarımıza boğduruyoruz. Bunu söylerken hafızanın gereksiz olduğunu kastetmiyorum. Hafıza akla destek vermeli ve ciddi bir motivasyon aracı olabilmelidir, olmalıdır.
Diğer taraftan da ideolojilerin gereksiz olduğu anlamı çıkarılmamalıdır. Söylediğim şey net ve açıktır. Tekraren söylemek gerekirse aklı, ideoloji ve hafızaya boğdurursak zamanın ruhunu yakalayamayız. Bu tespit, yol yürürken önemsenmesi gereken bir konudur.
Bu perspektiften bakıldığında İstişare Grubu’ndaki arkadaşlar bu dönemleri yaşamışlar, gerekli çıkarımları yapmışlar. Ben öyle gördüm en azından. Bunun önemini kavramış arkadaşlardır. Bu bakış açısıyla katkı manasında verebileceğim şeyler olduğu kanaatiyle gruba dahil oldum ve çalışmalar bir takvime bağlı olarak yürümektedir.
-Çerkes bireyler neden İstişare’nin açmaya çalıştığı yola adım atsın?
-Bu da önemli bir konu. Şöyle bir şey söyleyeyim; Çerkes toplumunun, genel olarak Kuzey Kafkasya toplumlarının bilgiden mahrum oldukları kanaatinde değilim. Mahrum oldukları şey, bilgiyi bilince eviremeyişleridir.
Yani şunu söylemek istiyorum; “Çerkesler niye bunun içinde olsun?” dediğimiz zaman, son zamanlarda da gündemde olan etnik kimlik manasında çatışmaların önü açılıyor. Fakat İstişare Grubu’nda gördüğüm bakış açısı, etnik kimliklerini kabulünden öte, kültürel kimliğin birliktelik adına taşıyıcı kolon olarak önemsendiği; bende bu kanaat oluştu.
Bu tespit bizi şu bakış açısına eviriyor; bizim gibi nicel olarak kuvveti zayıf olan, yani nüfus olarak zayıf olan toplumların etnik kimlik üzerinden yıpratıcı tartışmalarla enerjilerini harcayacağına; kültürel kimliği öne çıkarıp, kültürel kimlikte doğal müttefiklik ruhuna uygun bir politik bilinci inşa etmeleri gerektiği kanaatindeyim.
Politik bilinç derken bunu dar manada siyaset şeklinde algılamamak lazım. Politik bilinci siyaset alanında kilitlersek politik bilincin kuşatıcı, kapsayıcı özelliğini ıskalamış oluruz. Politik bilinç, “Çerkesler ne istiyor?
Nasıl istiyor? Neden istiyor?” sorularını bir bütünlük içerisinde anlamlandıracak bütünlüklü bir kavramdır. Bu araçlardan biri siyaset olabilir ama politik bilinç sadece siyaset değildir.
Bir de bizim kadim kültürümüzde bireysel bilinçten öte toplumsal bilinç diye bir anlayış var. Son zamanlarda Batı’da da bu kavram tartışılıyor. Sosyologlar bunun üzerinde çok duruyorlar. Toplumsal harekette bireysel politik bilincin çok kuvvetli bir manivelası olamayacağını, toplumsal bilincin daha kuvvetli manivela olabileceğini söylüyorlar.
“Bizim gibi kadim kültüre yaslanan toplumlarda; ne yapılacaksa kadim kültürümüz gereği birlikte karar alacağız. Karar alma süreçlerine dahil olmayan insanları daha sonra ‘Bizi niye desteklemiyorlar?’ diye sorgulamak doğru değildir”
Bizim kadim kültürümüz aslında bireysel bir kültür olmaktan öte toplumsal bir kültürdür. Buna bazı sosyologlar “kâmil toplum” şeklinde tanım getiriyorlar. Bu tanımlara benzer şekilde bizim kendimizin, bir konu önümüze geldiği zaman toplumun konuya müspet veya menfi yaklaşımını, toplumsal bilincin bunu kabul veya reddedeceğini test edebilecek, kadim kültürümüzün köklerinin hâlâ yaşıyor oluşu bir dayanak noktası olabilir.
Toplumsal bilinci oluşturmak önemli bir konu. Bu manada bireysellikten daha çok şahsiyetli toplumsal davranış şeklini öne çıkarmak lazım.
-Dernek, federasyon, vakıf… Var olan herhangi bir örgütlenmeye alternatif misiniz?
-Başından söyleyeyim, değiliz. Yani bu çok sığ bir düşünce olur. Buradaki asıl önemli mesele şudur: Bugüne kadar yaptığımız birliktelik modellerinde daha çok işin şekline önem verilmiştir. Kişisel kanaatim budur.
Bir örnek üzerinden bu meseleyi açıklamak gerekirse ekmek yapmak için un, su ve maya lazımdır. Bunlar gerekli şartlardır. Fakat bir meseleyi halletmek için iki temel şart vardır; “gerekli şart”, “yeterli şart”. Gerekli şart yoksa zaten bu işe kalkışılmaz. Fakat günümüzde birlikteliklerimizdeki en büyük sıkıntı, gerekli şartın olmasının bizi tatmin ediyor oluşu ve yeterli şartı önemsemeyişimizdir.
Ekmek yapımındaki temel felsefe şudur: Ekmeği ekmek yapan, basit manada düşünüldüğü zaman un, su ve
maya olarak görülür. Fakat ekmeği ekmek yapan yoğurmaktır. Tava gelmeyen bir hamuru fırına attığımız zaman çıkan ekmek yenmiyor yani kabul görmüyor.
Bizim bugüne kadar yapılan örgütlenmelerin şekli; federasyon mu olsun, konfederasyon mu olsun, dernek mi olsun, vakıf mı olsun tartışmalarıdır. Yani daha çok ekmeğin şekli ile ilgilendik. Ekmeğin şekli asli öneme sahip değildir; üçgen de olsa yenir, altıgen de olsa yenir. Fakat ekmeği ekmek yapan, hamuru yoğurarak tava getirmektir. Bu ise sabır ve süreç işidir.
Onun için biz arkadaşlarla istişarelerimizde hep şunu söyleriz: Bu işi sonuç odaklı değil, süreç odaklı yürütmek lazım. Bu işin temel dayanak noktası birlikteliktir. Birlikteliğin dışındaki her türlü farklılık tartışılabilir, konuşulabilir. Bu işin yoğurma şeklidir. Başka bir deyim ile bu fikri yoğurarak olgunlaştırma işidir.
Bu fikri yoğurarak olgunlaştırdıktan sonra teknik olarak fırına atacak insanların o veya bu olması ikinci derece öneme sahiptir. Dikkat ederseniz kurulan örgütler toplumun genelini kapsayamıyor, toplumun kahir ekseriyetinin desteğini alamıyor. Sebebi nedir diye araştırırsanız; yoğurma ameliyesine gereği kadar önem vermeden, şekline önem veriyor oluşumuzdandır.
Burada toplumu suçlu olarak kabul etmek kolaycılık olur. Toplum kendisine sunulan meseleleri layıkıyla yoğrulmuşsa, olgunlaşmışsa bir meseleyi içselleştirebilir. Ekmek yapmaya yeltenenlerin bu hassasiyeti görmeleri lazım.
Bugüne kadar yapılan kent toplantılarında; “Siz ne yapmak istiyorsunuz? Siz yeni bir dernek veya federasyon mu kurmak istiyorsunuz?” mealinde şekle müteallik soruların öze müteallik sorulara evrilebilmesi için İstişare sözcüleri ısrarla ve sabırla yapılmak isteneni, yol ve yöntemi anlatmaya devam etmeliler.
-Mevcut örgütlenmelerin yapamadığı neyi yapacaksınız?
-Şöyle söyleyeyim: Biz dünyayı yeniden keşfedecek değiliz. Biz fikri yoğurma işine gerekli hassasiyeti vereceğiz. Yani bizim birlikte karar verebilmemiz, birlikte politik bir bilince evrilebilmemiz için olmazsa olmazımız birlikte olmaktır.
Birlikte olup da ne yapacağız? Bu meseleyi topluma anlatacağız. Destek kabul görecek formülün formel veya informel olması önemli değildir. Önemli olan işlevli olmasıdır. Bir karar mekanizması oluşturmaktır. Bir ulusal meclis fikri ortaya atıldı. Bunların hepsi tartışıldı. İkincisi, bugüne kadar oluşturulan örgütlenmeler genel olarak bir toplum mühendisliği şeklinde algılandı. Bunu tüm kurumlarımızı kastederek söylemiyorum. Bu kurumlar çok ciddi fedakârlıklarla kurulmuş, ciddi fedakârlıklarla yürütülmüş oluşumlardır. Ancak “Biz şöyle bir oluşum kurduk, siz bu oluşuma dahil olun” deniyor.
Bizim gibi kadim kültüre yaslanan toplumlarda; ne yapılacaksa kadim kültürümüz gereği birlikte karar alacağız. Karar alma süreçlerine dahil olmayan insanları daha sonra “Bizi niye desteklemiyorlar?” diye sorgulamak doğru değildir.
Onun için karar alma süreçlerini birlikte yürütmek lazım. Buna mümkün mertebe herkesi dahil etmek gerek.
Başka bir konu da, mevcut kurumlarımız toplumumuzun kahir ekseriyetinin desteğini alamıyor. Bu net ve açık bir şeydir. Bunu böyle sürdüremeyiz. Toplumun, “kahir ekseriyetinin” dahil olması, fikirlerini alarak, istişareler yaparak, yani bu hamuru yoğurarak makulde buluşmamız gerek.
Bir fikrin kabullenilmesi için tava gelmiş bir fikir ortaya koyabilmek lazım. Eğer böyle yaparsak bu çalışma doğru yolda yürüyor anlamına gelir.
Sonuç odaklı işler acele ve faydacı işler olabiliyorlar. Oluyorlar demiyorum, olabiliyorlar. Bizim bunu süreç odaklı yürüterek hamuru yoğurmamız, fırından çıktığı zaman çıktısının toplum tarafından kabul edilebilir hale gelmesini önemsememiz lazım.
-İstişare Grubu 20’ye yakın toplantı yaptı. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
-Ben Anadolu’daki toplantılara katılamadım. Ama heyet bütün toplantı tutanaklarını yayımladığı için bunu değerlendirebilirim kanaatindeyim.
Birincisi, alışılmış bir örgütlenme modeli kafalarda nakşedildiği için “Siz de ne yapacaksınız, federasyon mu, dernek mi, vakıf mı kuracaksınız?” şeklinde sorularla karşılaşıyoruz. Yani aritmetik dizi ile düşünmeye alıştırılmış bir toplumun kısa zamanda geometrik dizi ile düşünce üretmesi kolaycılığına kaçmamak gerek. Bu bir süreç işidir.
Mevcut örgütlenme modelleri bugüne kadar kültürel manada belli işlevler yapmışlardır. Ama politik bir bilinç oluşturamamışlardır. Bütün mesele politik bilinç oluşturma ameliyesinin yolunu açabilme meselesidir.
Kadim kültürle bağımızı, öncesinde de ifade ettiğim gibi, aklı hafızaya ezdirmeden, ideolojilerle aklımızı boğmadan yürütmemiz lazımdır.
Mevcut kurumlar zaman içerisinde belli kültürel işlevler görmüşlerdir. Lakin bir kişinin veya toplumun mevzusu neyse mevzisi odur. Direnme noktaları şeklinde görülen bu kurumlar zamanın ruhuna ayak uydurmakta, toplumun temel sorunlarına çare bulmakta yapıları gereği zorlanmaktadırlar. Yine de kendi alanlarında çalışmalarına devam etmeleri gerekir. Fakat politik bir bilince ulaşmamız için politik örgütlenmelere ihtiyaç vardır.
Eğer politik bilince ulaşamazsak, toplumun işte şu kadarı destekliyor, bu kadarı desteklemiyor yönündeki söylemlerin altı boş söylemler olacağı kanaatindeyim.
Bu topluma; toplumun genelini kapsayacak, kuşatıcı, makul yolda yürümek adına makul ölçülerde birleşmeyi teklif edemedik. Bu bağlamda denemediğimiz, uğraş vermediğimiz bir yöntemin başarısız olacağı kanaatinin kırılması adına toplumsal bir uğraş vermek gerekir.
Bu iş ediş ve eyleyiş yöntemini denemek lazım. Son 5-10 yılda bu türden düşünceler çoğalıyor. Birçok kişi daha kapsayıcı bir yöntemin olması gerektiğini düşünüyor. Bu konuyu sadece biz düşünmüyoruz, birçok kişi ve grup da düşünüyor. İstişare Grubu bunları bir araya getirerek büyük toplantılarla, arama konferanslarıyla yol almaya çalışıyor.
Toplantıların tek şartı var: Birlikte olmak.
Bu birlikteliğin altında farklı gruplar olabilir, farklı düşünceler olabilir, farklı ideolojik kaygılar da olabilir. Ama birlikte olabilmemizin, birliktelik kavramı etrafında bir arada olabilmemizin tek çaresi politik bilinç oluşturmaktır. Politik bilinç zamana, zemine ve şartlara uygun olmalıdır. İşleyen bir mekanizma ile pratiğe aktarılmalıdır. Bunun için de çıktıları olan bir mekanizma oluşturmak gerekir.
Bahsettiğimiz toplantılar teknik manada çok deneyimli olmadığımız yöntemlerdir. Fakat bizim kadim kültürümüzde bu tip toplumsal yol alıcı karar mekanizmaları vardır. Buna dayanmak, bunun usul ve esaslarından destek almak lazımdır.
-Yapılan kent toplantılarında temel muhalefet başlıkları nelerdi? Temel destek başlıkları nelerdi?
-Bazı arkadaşlar yapmak istediğimizi anlatamadığımız noktasında belli şeyler söylüyorlar. Mesela “Siz yeni bir dernek mi, yeni bir federasyon mu kuracaksınız?” diyorlar. Ben bunu çok anlamsız bir soru olarak görmüyorum. Kendi anlatımlarımızda ne yapmak istediğimizi daha detaylı tartışabilirsek süreç içerisinde daha anlaşılabilir olacağını düşünüyorum.
Ama bu bir zaman ve emek meselesi. Bir-iki toplantı ile her şeyi halledemeyiz. Bu kadar kadim kültüründen uzaklaştırılmış, köklerinden koparılmış toplumlarda bunları onarmak o kadar kolay değildir.
Genel olarak, ilk önce belli reflekslerle defans göstermelerine rağmen, bir-iki saat sonra, toplantının sonlarına doğru raporları okuduğum zaman, “Evet, böyle bir şeye ihtiyaç var” algısı görüyorum. İkinci mesele ise yöntemin nasıl olacağı ile alakalıdır.
Bizler bir yöntem önerebiliriz. Bu öneri, sadece önerilerden bir öneri olabilir. Ama bu büyük toplantılar, meclisler bir karar alma mekanizmasına dönüşebilirler. Yol ve yöntem tartışmaları buralardan kabul gören yöntemler olmalıdır.
Yani bu örgütlenme modelinin daha önceki örgütlenme modellerinden farkı var; “Evet, biz bir şey kuruyoruz, siz bizim yanımıza gelin” üslubuyla bir toplum mühendisliği şeklinde düşünülmemelidir. Bugüne kadar bu yöntemler geçerli olabilir. Ama bu saatten sonra zamanın ruhu bunu kabul etmez.
Son 20 yıl kendi iç çatışmalarımızla geçti. Bunun dönemi tükendi. Bu bize bir fayda sağlamıyor. “Bu yapılmamalı mıydı, yapılmalı mıydı” tartışmasını yersiz buluyorum. Demek ki gerekliymiş de yapılmış. “Olmasaydı daha iyiydi” diyebiliriz ama bu çatışmalı sürecin sonuç alamayacağının açığa çıkması açısından önemlidir.
Onun için zamanın ruhunun birlikte hareket etmeyi gerektirdiğini sadece biz düşünmüyoruz. Diğer insanlar da düşünüyor. Diğer hemşerilerimiz, aklıselim insanlar düşünüyor. Mesele bunu ete kemiğe büründürüp bir araya gelebilmek. Bir araya geliş meselesinin önemi toplumun hiçbir kesimi tarafından yadırganmıyor. Yöntemi nasıl olacak, usulü nasıl olacak, bunu konuşalım.
Evet, yöntemi, usulü önemlidir. Fakat bu yöntem ve usulü gene birlikte oluşturacağız. Bizim de önerilerimiz
var. Fakat bu önerileri mutlak öneridir anlamında söyleyemeyiz. Toplanacak insanlar derde deva olacak bir yöntem bulabilirler. Derde deva olmayacak yöntemleri de bertaraf edebilirler.
-Kent toplantıları bitiminde hedef nedir?
– Toplantıların sonucunda “Evet, bu iyi olmuştur, bu bizim ihtiyacımıza bir nebze cevap vermiştir, bunların devam ettirilmesi gerekir, bu yöntem, bu usul netice alacak bir usuldür” dedirtebilirsek, kent toplantılarını büyük toplantıya aktarıp bir netice çıkarabilirsek bu bir başarıdır.
Şu gerçekliğin dikkate alınması lazım; biz toplum olarak politik fikir bakımından spastik bir toplum haline dönüştürüldük. Bunun sebepleri var: Sürgün var, diasporada oluşumuz ve burada çektiğimiz sıkıntılar var. Anavatanda da benzer sıkıntılar var.
Fikren spastik bir toplumda özgün bir fikrin hayat bulduğu politik bir bilinç çıkarmak o kadar kolay değildir. Bunun uğraşını vermek gerek.
Daha önce de ifade ettiğim gibi, bu fikri hamuru yoğurmak gerekir. Israrla yoğurmaya devam etmek gerekir. Birlikte olmak genel kabul ise bunun yol ve yöntemi bu türden toplantılarla istişareyi mümkün olduğunca genişletmekten geçer.
Yol yürünürken yanlış olur mu? Olabilir. Bu türden arızalar süreç içerisinde toplumun kuracağı mekanizmalarla düzeltilebilir. Onun için bu yolun yolcusu olmak gerek. Süreç odaklı bakmak gerek.
Dahil olacak insanlar çoğaldıkça yol bir neticeye varır. Başarıyı illa bir örgütlenme, illa mutlak sonuç odaklı görmemek gerek. Toplum sosyolojisi böyledir; iyiye ve doğruya, güzele ve birlikteliğe doğru evriliyorsa başarıdır.
-Kentlerden katılacak kişiler nasıl belirlenecek? Bir tarif/tanım var mıdır?
-Kanaatimce belirlemede temel esas şu olmalıdır: Temsil makamı meşruiyetini toplumdan almalı. Temsil hakkını layıkıyla yapmalıdır. Bu iki temel prensip ile birliktelik modeli oluşturabiliriz.
Bu teknik bir konu gibi geliyor bana biraz. Temsilciler gerçekten toplumu temsil ediyor mu, buna bakmak lazım. İşin felsefesi, temsilcilerin toplumun taleplerini taşıyabilmeleri ve toplum mühendisliğine soyunmamalarından geçer. Toplumun istemediği hiçbir şeye toplumu zorlayamazsın, bu nafile bir çaba olur.
Bugüne kadar bizim toplumumuzda geçmişte yaptıklarımız kendi zaman diliminde anlamlı olabilir. Ama bugün makulde buluşmak gerek. Dünün ideolojik bagajlarıyla, bu bagajlara uygun oluşturulan mevziler ile bir birlikteliğe ulaşmak kolay değildir. Bu mevzilerden çıkıp mevzumuzun politik bir bilinç olduğu kanaatine varıp toplumsal mevzilerimizi ona göre inşa etmemiz gerekir. Zamanın ruhuna uygun yeniden oluşturmak gerek.
-İstişare Grubu sürecin sonunda ne yapacak?
-Kişisel kanaatim; sürecin sonunda, genişletilmiş toplantılarla bugün İstişare Grubu’nda yaptığımız istişare mekanizmasını büyük toplantılara taşıyabilir ve burada bir genel istişare ortamı, bir birliktelik iklimi oluşturabilirsek bu başarıdır.
Zaten sonunda ne yapılacağına genişletilmiş toplantılardaki istişare mekanizmaları cevap verecektir. Toplum gerçekten böyle bir yola düşmek istiyor mu? Bir politik bilinç, bir politik söylem, bir politik duruş göstermek istiyor mu? Ben istediği kanaatindeyim. Bunun dozu, şekli, türü, rengi ne olur, onu bilemem. Ciddi bir çalışma ve uğraş gerektirir.
“Herkes kendi mevzisinden konuşuyor. Mevzi konforunda sıyrılarak bir araya gelebilmeliyiz. Birbirimizin fikirlerinden istifade ederek bir toplumsal bilinç oluşturmaya çalışmalıyız”
-İstişare Grubu’nun yürüttüğü sürecin başarı ve başarısızlık ölçütleri neler olabilir?
-Her toplantı sonrasında birliktelik adına toplumsal bir sinerji oluşturulabilirse bu bir başarıdır.
Bizler topluma kendi ideolojilerimizi dayatamayız. Toplum mühendislikleri yöntemi bizim toplumumuzun sosyolojisine çok uygun değildir. Kendi kadim kültürümüzden beslenen bir örgütlenme modelinden bahsediyoruz.
Yapmak istediğimiz; kadim kültürümüzden neşet eden, saygı eksenli, istişari muhatabının haklarını önceleyen toplumsal bir ilişki biçimi geliştirerek Kuzey Kafkas toplumlarının “doğal müttefiklik” ekseninde buluşabildiği politik bir bilinç oluşturabilmenin yolunu aralamaktır.
Hasılı; bu toplumda çok değerli fikirleri olan insanlarımız var. Herkes kendi mevzisinden konuşuyor. Mevzi konforundan sıyrılarak bir araya gelebilmeliyiz. Birbirimizin fikirlerinden istifade ederek bir toplumsal bilinç oluşturmaya çalışmalıyız. Bu yapılabilirse bir başarıdır. Bu tarihsel sorumluluğa kapı aralamak gerekir.
Teşekkür ediyorum.








