Bağımsızlık Demokrasi Özgürlük Eşitlik Birlik

‘İstişare Grubu’

İstanbul’da bir grup oluştu; adını, yapmak istediğine denk düşmesi için “İstişare” olarak belirledi.

“Çerkeslerin 21. Yüzyılı”* kitabının yazarlarından Ayhan Kaya’yı duymuş olmalılar… Çerkesler hakkında araştırmaları olan Kaya şöyle bir cümle kurmuştu yazısının sonunda: “Toplumsalın yeniden inşasının bütün toplumsal kesitlerin benimseyecekleri gelecekteki bir hedefe odaklanması halinde mümkün olduğu ve bugün Çerkesleri içine alacak bir yeni hedefe ihtiyaç duyulduğu…”

Yeni bir şey yapmak istiyorlar. Hak ve adalet temelinde. Bütün toplumsal kesimlerin yer alabileceği, birlikte karar verebileceği bir şey.

Mevcut dernek, federasyon, platform, vakıf… Yani kurumların/oluşumların hiçbirini yadsımayan, onların üyeleri ve yanı sıra kurumlarda/oluşumlarda yer almayan ama sözü olan bireylerin de katkı sunabilecekleri bir oluşum. Toplumu ileriye taşıyacak olan “farklı düşüncelerin çatışması”ndan vazgeçmeden, tektipleşmeden, mevcutlar varlığını, işlevini korurken yeni bir yol açabilmek derdiyle Çerkes yerleşim birimlerini ziyaret edip istişare ediyorlar.

Bu sayımızda grubun üyelerinden Seyfullah Dağıstanlı ve K’areşey Selçuk’la yaptığımız söyleşiyi veriyoruz.

*Derleyen: Merih Cemal Taymaz ve Sevda Alankuş, Dipnot Yayınları, 2 cilt, 2021



İstişare heyeti ziyaretleri

1- İstanbul Koordinasyon Kurulu üyesi derneklerle istişare/17.04.2025

2- Çerkes Dernekleri Federasyonu (ÇERFED) yöneticileri ile istişare/22.05.2025

3- Kafkas Dernekleri Federasyonu (KAFFED) Genel Başkan Ünal Uluçay ve Yönetim Kurulu üyesi Doğan Eser’le istişare/16.06.2025

4- İstanbul, Uzunyayla Kafkas Kültür Derneği üyeleri ile istişare/09.07.2025

5- Ankara/13.07.2025

6- Eskişehir/20.07.2025

7- Bursa/07.08.2025

8- Kayseri/10.08.2025

9- İstanbul dernek ve vakıflarından katılımla istişare/14.09.2025

10- Merzifon/01.11.2025

11- Çorum/01.11.2025

12- Amasya/02.11.2025

13- Samsun/02.11.2025

14- Antalya/29.11.2025

15- İstanbul ÜNİKAF’la (Üniversiteli gençler) istişare/04.01.2026

16- Balıkesir/22.02.2026

17- Gönen/22.02.2026

18- Bandırma/22.02.2026

19- Adana/15.03.2026

20- Mersin/15.03.2026

21- Tokat-Turhal ve Erbaa katılımıyla istişare/25.04.2026

22- Sakarya-Kocaeli katılımıyla istişare/28.07.2026



Seyfullah Dağıstanlı: ‘Birlikte uyum içinde üretebilmek gerekiyor’

-Süreç nasıl başladı? Neler konuşuldu, tartışıldı?

-Seyfullah Dağıstanlı (S.D.): 5-6 yıl önce, İKKD bünyesinde kurulu Kitap Kulübü’ne fikir paylaşımlarının da gelmesiyle ayrı bir Fikir Kulübü WhatsApp grubu kurmuştuk. O platformda başlayan düzeyli tartışmalar, fikir beyanları, öneriler, Sn. Recep Yurdakul’un ısrarlı Çerkes Meclisi kurulması gerektiği paylaşımları, o dönem DÇB ile ilgili hayal kırıklıkları, Türkiye’de çözüm sürecinde Çerkeslerin atıl kalışı, farklı STK’larımızın ortak bir söylem geliştirememesi ve karşılıklı “büyük güçlerin ajanlığı” suçlamalarına varan güven eksiklikleri, mesafe alınabilecek ortak konularda işbirliğinin sinerjisinden yararlanmanın önünde iletişim eksikliğinden, ortak bir istişare zeminine sahip olmamaktan kaynaklanan olumsuzluklara karşı sessiz çoğunluğun memnuniyetsizliği, bir şeyler yapılması gerektiğine dair beyanlar giderek yükseliyordu. Bu konuda harekete geçmek bir inisiyatif kullanma eksiğinden kaynaklı ise buna bir start vermek amacıyla yola çıktık. Fikir Kulübü üyeleri arasında başlayan süreçte, o dönem KAFFED Başkanı olan Sn. Ümit Dinçer’i de gruba davet ettik. Bursa’da Sn. Yaşar Nogay Abi’nin organize ettiği bir toplantıya Yalçın Karadaş ve Ümit Dinçer’le beraber katıldık, bölgeden katılımcılara konuyu açtık ve herkesçe olumlu karşılandı. Ümit Dinçer, konuyu KAFFED YK gündemine getireceğini belirtti ama sonraki gelişmeler nedeniyle orada bir ilerleme olmadı.

Benim ofisimde Ümit Dinçer ve Muktedir İlhan’la yapılan toplantıdan sonra Sn. Cengiz Gül toplantı mekânı olarak Şamil Vakfı’nı önerdi. Sonrasında eklenen, farklı görüşten hepsi iyi niyetli katılımcılarla bölgesel yüz yüze toplantıları planlamaya başladık. Yöreye göre, kendi uygunluk durumumuza göre mümkün mertebe tüm duyarlı hemşerilerimizle bir araya gelmeye; kendimizi, yola çıkış gerekçemizi anlatmaya çalıştık. Çok değerli insanlar tanıdık, bakış açıları dinledik. Farklı yöresel, kurumsal ya da siyasi aidiyetlerin bakış açısını, beklentilerini anlamaya çalıştık.

En büyük problem, ivmesi giderek hızlanan asimilasyondu, herkesin ana kaygısı buydu. Dilin giderek -maalesef Kafkasya’da da- kaybolması, mevcut seçmeli ders uygulamasının buna ilaç olamadığı genel mutabakat gören konulardan biriydi.

STK’lara alternatif bir oluşum olup olmadığımız konusu çeşitli toplantılarda gündeme geldi. Ne olduğumuzdan önce ne olmadığımız konusunu izah etmemiz gereken bir süreç yaşadık. Meramımızı anlattığımızda ise genelde çok olumlu karşılandık ve destek sözleri ile uğurlandık.


“Ayağımıza dolanmış en büyük problemin farklı kümelenmeler arası iletişim eksikliği olduğundan hareketle bu farklı kümelerin hangi konularda beraber davranabileceği, hangi konularda rasyonel olarak ayrıştığını anlamanın yolunun iletişimden, istişare etmekten geçtiğini düşünüyoruz”


-Neden isimlendirme “İstişare”? Neden bu isimler?

-S.D.: Ayağımıza dolanmış en büyük problemin farklı kümelenmeler arası iletişim eksikliği olduğundan hareketle, bu farklı kümelerin hangi konularda beraber davranabileceği, hangi konularda rasyonel olarak ayrıştığını anlamanın yolunun iletişimden, istişare etmekten geçtiğini düşünüyoruz. Bizim de yola çıkışımız tüm duyarlı, iyi niyetli hemşerilerimizle kurumsal ya da bireysel olarak istişare mekanizması oluşturmak, önyargıdan kaynaklı paranoyaları ayıklamak ve varsa geride kalan gerçek görüş farklılıklarında uzlaşma zemini oluşturmaktır. En haklı, en doğru fikre de sahip olsa herhangi bir kümelenmenin sonuç alacak yeterli ses vermesi pek mümkün görünmüyor. “Çerkesler ne istiyor?” sorusuna dış dünyada “her kafadan başka bir ses çıkıyor” algısının hiçbir hedefe götüremeyeceği çok açık. “Birlikteysek güçlüyüz”ü böyle anlıyoruz.

İsimler biraz spontane gelişti. Davet edilen ya da kendi arzusu ile sürece katılmış olan, toplumda her biri karşılığı olan katılımcılardan, istikrarla aktif devam eden aksiyon grubuyla şu ana kadarki toplantıları tamamladık.

-Birey olarak neden İstişare’desiniz?

-S.D.: Diyalogla, pek çok sorunun çözülebildiğini yeterince deneyimlemiş biri olarak, bu dönemde gerek duyulan böyle bir zeminin oluşmasında katkı verebileceğime inandığım için buradayım. Atay Ceyişakar Abi’nin çağrısı, Fikir Kulübü’ndeki bahsettiğim gelişmeler derken hayatın doğal akışında ben de kendimi bu sürecin içinde buldum.

Ankara’da öğrencilikten bu yana 45 yıllık aidiyetim, dostluklarım KAFFED ve öncülleri çerçevesinde şekillenmiş olmakla beraber katkımı daha çok mesleki alanda konumladım. Zaman zaman “derin KAFFED”, “Politbüro”, “kapalı kapılar ardında dar yönetim” gibi konuları ben de hissettim, ama ihtiyaç duyuldukça maddi manevi katkılarımı yapmaya çalıştım. Yetkin olduğum ilaç alanında o dönem dünyada çok ihtiyaç duyulan Maymun Laboratuvarı için Abhazya’daki “Maymun Bahçesi”ni ziyaret ettim ve uluslararası akreditasyon fizibilitesi zemini aradım. Ya da Nalçik Üniversitesi’nde “Klinik İlaç Araştırmaları Birimi” kurma hayali kurdum ve girişimlerde bulundum ama uygun şartlar oluşmadı. Bunu, olası katkıma, misyonuma bakış açımı anlatmak için söylüyorum.

Sonrasında dönemin KAFFED Başkanı Yaşar Aslankaya’nın deport edilmesi, Yıldız Şekerci Başkan ve kadın gazeteci üzerinden Hauti Sohrokov’un kadına bakış açısı gibi, Rusya Federasyonu’nda federe cumhuriyetlerimizdeki hakların geriye gitmesi gibi konularda KAFFED’in, bir büyüğümüzün deyişiyle “öğrenilmiş çaresizlik” içinde kalışını üzüntüyle izledim.

İster KAFFED’e bu yönde bir motivasyon, ister KAFFED’in DÇB içinde kendince haklı nedenlerle söyleyemediklerini dile getirecek bir zeminin varlığını önemsiyorum.

Aynı şekilde, Türkiye’de içinden geçtiğimiz süreçte de Çerkeslerin nabzını doğru tutmak ve doğru dile getirmek için böyle bir zeminin olmazsa olmaz bir gereklilik olduğuna inanıyorum.

-Çerkes bireyler neden İstişare’nin açmaya çalıştığı yola adım atsın?

-S.D.: Hissiyatlarını, gelecekten beklentilerini ifade edebilmek ve bu uğurda çaba gösterebilmek için.

-Dernek, federasyon, vakıf… Var olan herhangi bir örgütlenmeye alternatif misiniz?

-S.D.: Kesinlikle alternatif değiliz. Tüm STK’ların varlığını, yaptıkları işleri hayati derecede önemli buluyoruz. Ama ana işi kurgusu gereği kültürel faaliyet olan yapıların alanlarında uzmanlaşması, bugüne dek gereksinime binaen insan hakları, diplomasi, politik ilişkiler gibi alanlarda yetkinleşmiş olan ve aktivitelerini dernek ve vakıflarda sürdüregelen arkadaşlarımızın daha doğru, daha sağlıklı ve daha kale alınacak bir zeminde bu faaliyetlerini sürdürmelerinin daha etkili olacağına inanıyoruz.


“Başka örgütlerin yapamadığını yapma iddiasında değiliz, tek başına yapılamayanı beraber, doğru zeminde, tek ses olarak yapabilme çabasındayız. Yani ne yapacaksak hep beraber yapacağız”

-Mevcut örgütlenmelerin yapamadığı neyi yapacaksınız?

-S.D.: Bu soruyu daha genel ve masaya yayarak cevaplayacak olursak, aynı çarkın dişlileriyiz. Sadece biz değil, mesela etkili bir film, bireysel bir dil çalışması aksiyonu ya da yakın zamanda Anıt Baba örneğindeki gibi bir inisiyatif alma, konularda uzmanlaşmalar derken ağaç gibi tek ve hür ve aynı ormanın parçası olarak birlikte uyum içinde üretebilmek gerekiyor. Başka örgütlerin yapamadığını yapma iddiasında değiliz, tek başına yapılamayanı beraber, doğru zeminde, tek ses olarak yapabilme çabasındayız. Yani ne yapacaksak hep beraber yapacağız.

-Yapılan kent toplantılarında temel muhalefet başlıkları nelerdi? Temel destek başlıkları nelerdi?

-S.D.: Öncelikle anlamaya çalıştılar. STK’ların bir alternatifi olup olmadığımız, kimden destek aldığımız gibi sorular soruldu. Çoğunlukla çok nazik bir misafirperverlikle karşılandık. Amaç konusunda büyük çoğunluğun desteği vardı. Türkiye’de daha görünür olmak, asimilasyonun önlenmesi için daha talepkâr olmak konusunda tam bir destek vardı. Başarı konusunda ise yer yer rezervlerle karşılaştık.

Kafkasya’ya yönelik demokrasi talepleri, mevcut kazanımların kaybı, dönüş, oturma izni, vatandaşlık konularının kolaylaştırılması için daha talepkâr olmakla ilgili bunun olması gerektiği ve bu taleplerin daha çok reaksiyon yaratacağı olmak üzere iki farklı görüş vardı.

Birkaç yerde dile getirilen önemli bir konu, örgütlenme merkezlerinin hep İstanbul ya da Ankara oluşuydu. Bölgelerin yeterince temsil gücüne erişemediği, hep “Ankara ya da İstanbul dukalıklarından” dikte edilen politikaları uygulamaları beklendiği, oysa temel politikaları belirlemede daha etkin olmaları talebi önemliydi.

En barizini Samsun’da yaşadığımız yerel bölünmüşlükler de üzücüydü. Herkesin kendi kurum ya da grubuna yüksek aidiyet duyduğu, mevcut statükodan vazgeçme konusunda bir direncin olacağı da gözlemlerden biriydi. İnsan olmanın doğal tepkisi yanı sıra, geçmişten gelen ve rasyonalitesi olmayan bagajların varlığı da bir olumsuz etmen olarak varlığını hissettirdi.

Belki de çağımızın önemli bir özelliği olarak çoklu aidiyetler de dikkati çekti. Hem Türk hem de Kafkas/Çerkes milliyetçisi olan ya da örneğin kadın hakları bakımından Atatürk’e minnettar olan ama Cumhuriyet’in tekçi politikalarından da mustarip, ikilem yaşayan ya da kültürel hak kovalayan ama Kürtleri terörist gören ciddi bir kitlenin yön bulma gereksinimine de cevap verecek yol haritasına ihtiyaç olduğu gözlendi.

-Kent toplantıları bitiminde hedef nedir?

-S.D.: Genişletilmiş bir istişare toplantısı, ardından arama konferansı, o toplantıların sonunda oluşacak yapının ekseri kabul ile şekillendirilmesi.


“Bunun sabır isteyen uzun vadeli bir süreç yönetimi olduğunu, hemen çabucak çok somut çıktılar beklemenin doğru olmadığını en başa yazmak gerek”

-Kentlerden katılacak kişiler nasıl belirlenecek? Bir tarif/tanım var mıdır?

-S.D.: Hem ziyaretler boyunca tanışma olanağı bulduğumuz, hem yerelde toplumsal karşılığı olanların davet yoluyla katılımları sağlanmaya çalışılacaktır.

-İstişare grubu sürecin sonunda ne yapacak?

-S.D.: Aslında misyonunu tamamlamış olacak. Bir bölümümüz, hayal edilen seçilme süreçlerinde toplumdan onay alırlarsa süreç sonunda oluşacak yapılarda aktif şekilde katkılarını sürdüreceklerdir. Kişisel olarak benim farklı bireysel başka ajandamdan ötürü ben affımı isteyeceğim.

-İstişare grubu için yürütülen sürecin başarı ve başarısızlık ölçütleri neler olabilir?

-S.D.: Bunun sabır isteyen uzun vadeli bir süreç yönetimi olduğunu, hemen çabucak çok somut çıktılar beklemenin doğru olmadığını en başa yazmak gerek.

Ama bölgelerin %80-90’ı ziyaret edilmiştir. Tek başına bu bile başarı sayılabilir.

İstanbul Koordinasyon Kurulu’nun deprem gibi süreçlerde gösterdiği ortak dayanışma, farklı formatlara sahip olmanın birlikte ortak hedefler belirleyip ilerlemeye engel olmadığını kanıtlamıştır.

4-5 kalem somut konuda görüş birliği ve tek sesle dünyaya seslenebilmek, sesini duyurmak başarı olur.

İKKD: İstanbul Kafkas Kültür Derneği

KAFFED: Kafkas Dernekleri Federasyonu

DÇB: Dünya Çerkes Birliği

STK: Sivil toplum kuruluşu



K’areşey Selçuk: ‘Farklılıklarımızı koruyarak, ortak geleceğimiz için birlikte ne yapabiliriz? İstişare’nin cevap aradığı temel soru bana göre budur’

-Süreç nasıl başladı? Neler konuşuldu, tartışıldı?

-K’areşey Selçuk (K.S.): Süreç aslında benim katılımımdan önce, pandemi döneminde başlamış ve sonrasında doğal bir gelişim göstermiş. Yaklaşık 20 yıl boyunca özel nedenlerle STK’larımızdan uzak kalmak durumunda kaldım. Yeniden zamanımı daha rahat yönetebilir hale gelip STK’larımız ve arkadaşlarımızla bir araya gelmeye başladığımda, yalnızca İstanbul’da 20’yi aşkın STK’mız olduğunu öğrenmek beni oldukça şaşırttı.

Sayısal olarak çok sayıda STK’mız vardı; ancak bu niceliğin toplumsal etki ve ortak hareket etme kapasitesine aynı ölçüde yansıdığını söylemek zordu. Ayrıca, yalnızca geleneksel STK modelleri aracılığıyla gerek yaşadığımız ülkelerde gerekse anavatanımızda hak taleplerimizi yeterince görünür kılmanın ve sonuç almanın giderek zorlaştığını düşünüyordum.

Beni asıl kaygılandıran ise zaman içerisinde birbirimizden uzaklaşmamız, ortak paydalarımızı ikinci plana itmemiz ve kimliğimizin giderek daha çok folklorik bir alana sıkışması ihtimaliydi. Asgari müştereklerde buluşmakta zorlanmamızda geçmişten gelen kırgınlıkların, kişisel ilişkilerin, farklı aidiyetlerin ve zaman zaman kişisel önceliklerin de etkili olduğunu düşünüyordum. Çevremle bunları konuşurken, benzer endişeleri taşıyan çok sayıda arkadaşımız olduğunu gördüm.

Ümit Hoca da bunlardan biriydi. Böyle bir istişare grubunun oluşturulması önerisi ondan geldi; ben de memnuniyetle karşıladım.

İlk aşamada mevcut durumun tespiti üzerinde durduk: Bugüne kadar neler yapılmıştı, hangi alanlarda çalışmalar yürütülmüş, hangi alanlar ise yeterince ele alınmamıştı? Ardından vizyon, misyon ve nasıl bir model oluşturulabileceği tartışıldı.

Temel yaklaşımımız, yukarıdan aşağıya yeni bir örgütlenme kurmak ve mevcut STK’lara bir yenisini eklemek yerine; onlarla rekabet etmeyen, faaliyet alanlarına müdahale etmeyen, mümkün olduğunca Kafkas kökenli geniş bir toplumsal kesimi kapsayabilen ve hak temelli bir kimlik siyaseti geliştirebilecek bir zeminin mümkün olup olmadığını araştırmaktı.

Bunun gerçekten toplumsal bir karşılığının bulunup bulunmadığını anlamanın en doğru yolunun da geniş katılımlı bir “arama konferansı” veya “çalıştay” düzenlemek olduğunu düşündük. Ancak bunu da doğrudan merkezden organize etmek yerine, öncesinde bölgeleri ziyaret ederek toplumun farklı kesimlerinin görüşlerini dinlemeyi, mümkün olduğunca geniş bir katılım ve destek sağlamayı amaçladık.

Nihai hayalimiz, toplumumuzun farklı kesimlerinin temsilcilerini büyük bir toplantıda bir araya getirerek ortak yol haritası oluşturabilmek. Bölge toplantıları süreci artık tamamlanmak üzere.


“Amacımız yukarıdan aşağıya bir örgütlenme modeli oluşturmak veya yeni bir yapı ilan etmek değil; önce ihtiyacın ne olduğunu birlikte tespit etmek, ardından çözümün de mümkün olduğunca geniş bir toplumsal katılımla şekillenmesini sağlamak”

-Neden isimlendirme “İstişare”? Neden bu isimler?

-K.S.: İstişare ismi aslında yaklaşımımızı oldukça iyi tarif ediyor. Amacımız yukarıdan aşağıya bir örgütlenme modeli oluşturmak veya yeni bir yapı ilan etmek değil; önce ihtiyacın ne olduğunu birlikte tespit etmek, ardından çözümün de mümkün olduğunca geniş bir toplumsal katılımla şekillenmesini sağlamak.

Bir anlamda şapkamızı -ya da kalpağımızı- önümüze koyup düşünmemiz gerekiyor. Nerede olduğumuzu, neleri doğru yaptığımızı, neleri eksik bıraktığımızı ve geleceğe yönelik ne yapabileceğimizi açık biçimde konuşabilmeliyiz. Bunu yapmadan yalnızca geçmişte yaşananları tekrar etmek veya sorunlarımızdan yakınmak bizi ileriye götürmeyecektir.

Grupta yer alan arkadaşlarımızı da toplumun farklı kesimlerinden gelen, farklı bakış açılarına sahip; ancak mümkün olduğunca önyargılardan uzak durmaya, geçmişten gelen yükleri geride bırakmaya, konuşmaya, tartışmaya ve gerektiğinde sorumluluk almaya hazır insanlar olarak tarif edebilirim.

-Birey olarak neden İstişare’desiniz?

-K.S.: Tek kelimeyle ifade etmem gerekirse: Endişe.

Toplumumuzun mevcut dağınık yapısının kimliğimizi koruma ve gelecek kuşaklara aktarma konusunda bizi giderek zayıflattığını düşünüyorum.

Çok sayıda STK’mız var; ancak yaşadığımız ülkelerde, günümüz dünyasının ve temel insan haklarının sağladığı imkânlardan kimliğimiz adına yeterince yararlanabildiğimizi söylemek kolay değil. Kimliğimizle karar alma mekanizmalarında yeterince görünür olamadığımız gibi; bireysel düzeyde de dilimizi, kültürümüzü ve kimliğimizi yaşatma ve geliştirme konusunda ciddi güçlüklerle karşılaşıyoruz. Çabalar çoğu zaman bireysel veya küçük grupların gayretleriyle sınırlı kalıyor.

Uzunyayla Festivali bunun üzerinde düşünmeye değer güzel bir örneği. Son festivalde 100 bine yaklaşan bir katılımdan söz ediyoruz. Kayseri’deki siyasi partilerin temsilcileri ve mülki erkân oradaydı. Buna karşılık, bu kadar güçlü bir toplumsal varlığa rağmen ilin parlamentodaki temsilcileri arasında toplumumuzdan bir hemşerimizin bulunmaması, üzerinde düşünülmesi gereken bir durum.

Parlamentoda veya farklı karar alma mekanizmalarında yer alan hemşerilerimiz ise çoğunlukla kendi bireysel başarıları ve çabalarıyla o noktalara geliyorlar. Bu da bana, toplumun bileşenlerinden biri olarak daha görünür olmamız, kendimizi daha doğru anlatmamız ve meşru taleplerimizi demokratik zeminde daha sistematik biçimde ifade etmemiz gerektiğini düşündürüyor.

Bunun için öncelikle talep etmeyi öğrenmemiz, ardından taleplerimizi ortaklaştırabileceğimiz ve ifade edebileceğimiz platformlar oluşturmamız gerekiyor.

Son iki yılda anavatana üç kez seyahat ettim. Maalesef orada gözlemlediğim tablo da kaygılarımı azaltmadı. Bugünkü eğilimlerin devam etmesi halinde, birkaç kuşak içerisinde diasporada ve daha uzun vadede anavatanda dil ve kimlik açısından çok ciddi bir aşınmayla karşı karşıya kalabileceğimizi düşünüyorum.

Bu süreci edilgen tutumlarımızla, kişisel veya grupsal önceliklerimizle ve küçük farklılıklarımızı ortak paydalarımızın önüne koyarak hızlandırmamalıyız. Aksine, asgari müştereklerde bir araya gelerek bu olumsuz süreci tersine çevirmeye, en azından yavaşlatmaya çalışabiliriz.

Bizden sonraki kuşaklar bir gün bize “Siz ne yaptınız?” diye sorduğunda verebileceğimiz bir cevabımız olmalı. Bunun tarihsel bir sorumluluk olduğuna inanıyorum.

“Birlikteysek güçlüyüz” diyoruz. Tarihimiz ise ne yazık ki bir araya gelemediğimiz dönemlerde bunun bedelinin ne kadar ağır olabileceğini gösteren örneklerle dolu.


“Çerkes kimliğini gelecek kuşaklara aktarmak istiyorsak yeni yollar bulmak, mevcut yolları geliştirmek veya gerektiğinde yeni yollar açmak zorundayız”

-Çerkes bireyler neden İstişare’nin açmaya çalıştığı yola adım atsın?

-K.S.: Hannibal’e atfedilen ve günümüzde sıkça kullanılan bir sözle cevap verebilirim:

“Ya bir yol bulacağız ya da bir yol açacağız.”

Çerkes kimliğini gelecek kuşaklara aktarmak istiyorsak yeni yollar bulmak, mevcut yolları geliştirmek veya gerektiğinde yeni yollar açmak zorundayız. Mevcut eğilimlerin bizi nereye götürebileceğini görmek çok zor değil.

Dolayısıyla derdimiz bir kurum daha oluşturmak değil; birlikte yürüyebileceğimiz yolu bulmak veya gerekiyorsa o yolu birlikte açmak.

-Dernek, federasyon, vakıf… Var olan herhangi bir örgütlenmeye alternatif misiniz?

-K.S.: Hayır. Zaten adı da İstişare.

Amaç, toplumun mümkün olan en geniş kesiminin üzerinde uzlaşabileceği asgari müşterekleri tespit etmek ve bu müşterekler üzerinden geleceğe yönelik bir strateji oluşturabilmek.

Böyle bir yaklaşımın mevcut STK’ların alternatifi olması için bir neden görmüyorum. Tam tersine, onların çalışmalarını tamamlayabilecek, aralarındaki iletişim ve ortak hareket imkânlarını güçlendirebilecek bir zemin olabilir.

Mevcut kurumlarımızın birikimine ve emeğine ihtiyacımız var. Mesele bunların yerine başka bir şey koymak değil; var olan kapasitenin yanına bugün eksikliğini hissettiğimiz başka bir hareket alanı ekleyebilmek.

-Mevcut örgütlenmelerin yapamadığı neyi yapacaksınız?

-K.S.: Mevcut örgütlenmelerimiz, doğal olarak tabi oldukları mevzuatın ve kendi kuruluş amaçlarının çizdiği çerçevede hareket etmek durumundalar. Bu bir eksiklik veya eleştiri değil; kurumsal yapıların doğasının bir sonucu.

Bizim tartıştığımız ise daha esnek, toplumun geneline hitap edebilen, farklı kurum ve bireyleri ortak meseleler etrafında buluşturabilen bir platform modeli.

Dolayısıyla mesele mevcut örgütlenmelerin “yapamadığını yapmak” iddiasından çok, onların yapısal olarak faaliyet göstermedikleri veya göstermelerinin zor olduğu bir alanda tamamlayıcı bir işlev üstlenebilmek.

-Yapılan kent toplantılarında temel muhalefet başlıkları nelerdi? Temel destek başlıkları nelerdi?

-K.S.: Genel olarak düşüncelerimizi ve kaygılarımızı anlattığımız her yerde, ihtiyacın tespiti ve çözüm arayışı konusunda oldukça olumlu yaklaşımlarla karşılaştık.

Elbette bazı yerlerde farklı endişeler de dile getirildi. Özellikle bunun yeni bir STK’ya dönüşüp dönüşmeyeceği, mevcut yapılarla rekabet edip etmeyeceği veya yeni ayrışmalara neden olup olmayacağı konusunda sorular oldu.

Geçmişten gelen tecrübeler, kırgınlıklar ve farklı yaşanmışlıklar da gündeme getirildi. Bunları son derece doğal ve hatta sürecin sağlığı açısından gerekli görüyorum.

Aynı zamanda toplantılarda çok değerli tespit ve öneriler ortaya çıktı. Sürecin şekillenmesinde bunlardan önemli ölçüde yararlandık. Zaten kent toplantılarının temel amaçlarından biri de bizim anlatmamızdan çok, toplumun farklı kesimlerini dinlemekti.

-Kent toplantıları bitiminde hedef nedir?

-K.S.: Hedefimiz geniş katılımlı bir çalıştay veya arama konferansı düzenlemek.

Bu toplantıda toplumun önceliklerini ve üzerinde uzlaşabileceği asgari müşterekleri belirleyerek kısa, orta ve uzun vadeli bir strateji oluşturabilmeyi amaçlıyoruz.

Benim için toplantının başarısı yalnızca çok sayıda insanın bir araya gelmesi değil; sonunda uygulanabilir, sahiplenilebilir ve takip edilebilir bir yol haritasının ortaya çıkmasıdır.

-Kentlerden katılacak kişiler nasıl belirlenecek? Bir tarif veya tanım var mıdır?

-K.S.: Sanırım sürecin en hassas ve üzerinde en fazla çalışılması gereken taraflarından biri bu.

Temel ilkenin gönüllülük olması gerektiğini düşünüyorum. Bununla birlikte, katılımcıların yalnızca bireysel görüşlerini değil, geldikleri bölgenin veya toplumsal kesimin farklı eğilimlerini de mümkün olduğunca temsil edebilmeleri önemli.

Burada kusursuz bir temsil modeli oluşturmak kolay değil. Ancak olabildiğince kapsayıcı, dengeli ve farklı seslerin kendisini ifade edebildiği bir katılım yapısı oluşturmak hedeflenmeli.

-İstişare grubu sürecin sonunda ne yapacak?

-K.S.: Benim kişisel düşüncem, İstişare grubunun geniş katılımlı çalıştay veya arama konferansını gerçekleştirdiğinde mevcut misyonunun önemli bölümünü tamamlamış olacağı yönünde.

Sonrasında ne olacağına bugünden İstişare grubunun karar vermesi zaten sürecin ruhuyla çelişir.

Toplantıda ortaya çıkacak irade ve toplumsal talep ne yöndeyse, bundan sonraki yapılanmanın veya çalışma modelinin de buna uygun olarak şekillenmesi gerekir. Eğer yeni bir yapıya ihtiyaç olduğu sonucuna varılırsa süreç ona devredilir; başka bir model benimsenirse ona göre hareket edilir.

Önemli olan, sonucu baştan belirlemek değil; toplumun ortak iradesinin ortaya çıkabileceği zemini hazırlamak.

-İstişare grubu için yürüttüğü sürecin başarı ve başarısızlık ölçütleri neler olabilir?

-K.S.: Başarıyı, toplumumuzu mümkün olan en geniş biçimde temsil eden insanları bir araya getirebilmek, nitelikli ve özgür bir tartışma ortamı oluşturmak ve bunun sonucunda somut bir çıktı üretebilmek olarak görüyorum.

Bu çıktı, herkesin her konuda aynı düşünmesi anlamına gelmemeli. Böyle bir beklenti zaten gerçekçi olmaz. Başarı, farklılıklarımızı korurken ortaklaşabileceğimiz alanları tespit edebilmek ve bunları uygulanabilir hedeflere dönüştürebilmektir.

Başarısızlık ise bu geniş katılımlı toplantının gerçekleştirilememesi veya gerçekleştirilse dahi katılımcıların edilgen kaldığı, gerçek meselelerin konuşulamadığı ve sonunda uygulanabilir hiçbir sonuç üretmeyen bir toplantıya dönüşmesi olur.

Sonuçta bütün bu sürecin anlamını tek bir soruyla özetleyebiliriz:

Farklılıklarımızı koruyarak, ortak geleceğimiz için birlikte ne yapabiliriz?

İstişare’nin cevap aradığı temel soru bana göre budur.

STK: Sivil toplum kuruluşu

Yaşar Güven
Yaşar Güven
1958’de, Düzce Köprübaşı Ömer Efendi Köyü’nde doğdu. 1980 yılında İTÜ Gemi İnşaat ve Deniz Bilimleri Fakültesi’nden mezun oldu. Üyesi olduğu Gemi Mühendisleri Odası’nın (GMO) 50. yıl ve İstanbul Kafkas Kültür Derneği’nin (İKKD) 60. yıl Andaç çalışmalarının editörlüğünü yaptı. Her iki kurumun yönetim kurullarında görev aldı. Kurucusu olduğu firmada iş yaşamı devam ediyor. 2005 yılı aralık ayında yayın hayatına başlayan Jıneps gazetesinin kurulduğu tarihten itibaren yayın kurulu üyesi.

Yazarın Diğer Yazıları

‘Altı kez demokrasi şafağı söktü, ama hiç gündüze ulaşamadık’

Bülent Bilmez’le Temmuz 2025 sayımızda, “Osmanlı-Türkiye Demokrasi Tarihi / Türkiye’de Demokrasinin Hasta Kökleri” kitabıyla ilgili söyleşi yapmıştık. 1820’lerden 2020’lere demokrasi meselesini farklı bir açıdan ele...

Drau’ya giden yol: II. Dünya Savaşı’nda Kafkasya – 7. Bölüm

Yaşar Güven 2025 yılı ağustos sayımızda başladığımız ve 6 sayı sürdürdüğümüz “Drau’ya Giden Yol” dosyamıza önemli katkı sunan Ömer Aytek Kurmel’e çok teşekkür ediyorum. İki...

Drau’ya giden yol: II. Dünya Savaşı’nda Kafkasya – 6. Bölüm

Yaşar Güven Ocak ayında es verdiğimiz dizi yazımıza (tek nedeni tembelliğimdir, özür dilerim okurlardan) bu ay devam ediyoruz. Son bölüm olacak. Dosyalarımızda devam ettirecek kaynak,...

Sosyal Medyalarımız

9,251BeğenenlerBeğen
2,745TakipçilerTakip Et
4,012TakipçilerTakip Et
677AboneAbone Ol

Son Yazılar

- Advertisement -spot_img