Bağımsızlık Demokrasi Özgürlük Eşitlik Birlik

Anadilinde yaşamak: ‘Anadili Kadınları’

Üç sene önce akademik çalışmalarım sebebiyle Türkiye’ye geldiğimde Bilgi Üniversitesi’nde diller ve kültürler üzerine birtakım çalışmalar yapıldığını gördüm. Süreç içinde yapılan güzel işleri takip etme şansım oldu. Elif Yıldız ile de bu çalışmaların etkinlikleri sırasında tanıştık. Bundan tam 1 yıl önce Elif beni aradı ve 21 Şubat için yapılan etkinliklerde kadınların pek yer almadığını ve bu konuda bir Kadın Anadili Çalıştayı düzenlemek istediklerini; farklı dillerle yolları kesişen kadınları bir araya getirmek istediklerini söyledi. Cevabım “Ben dilbilimci değilim” oldu. Bu grupta nasıl bir katkım olabileceğini kavrayamamıştım. Ancak Elif, “Diller, kültürler kesişiminde ne yapabilirsek onu” deyince gruba katılmaya karar verdim. O zamandan bu zamana sorduğumuz sorular hep “kimiz, ne istiyoruz ve birlikte neler yapabiliriz” oldu. Sadece toplumda öteki sayılan dillerden biri anadilim olduğu ve bir diğerini de ilerlemiş yaşlarda öğrenerek konuştuğum için değil de; aslında tam olarak bu çok kimlikli ve çokdilli varoluşlarımızın, toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesinin, barış arzumuzun, akademik ya da sivil hareketler içinde tüm bu kesişimselliklerle duruşumuzun birbirine benzeyen çok fazla hikâyesi, acı tecrübesi, sözü, müziği, çiçeği, böceği, umudu, hayali, korkusu, kaygısı ve yarına bırakmak istedikleri mesajları olduğu için bugünlere gelebildik. Zaman içinde kendimize Anadili Kadınları dedik, ama ne sadece analığı, ne sadece tektip bir kadınlığı, ne sadece bir dili diğerine üstün gördük. Birbirimizden öğrenerek çıktığımız yolda her gün birimiz bir yerlerde hikâyemizi anlattık. O yüzden Anadili Kadınları’nın hikâyesini sadece ben anlatmak istemedim sizlere. Anadili Kadınları’nın hikâyesini benden önce bu işin içinde olan iki insana, Elif Yıldız ve Aylin Karakaş’a sordum.


-Öncelikle sizleri tanıyabilir miyiz?

-Elif Yıldız (E.Y.): Ben Elif Yıldız. İstanbul Bilgi Üniversitesi Türkiye Kültürleri Araştırma Grubu’nda çalışıyorum. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyoloji bölümünde lisans ve yüksek lisans eğitimimi tamamladım. 2016 yılından beri Türkiye’de kültürel çoğulluk, Çerkesler ve kimlik alanında çalışıyorum. Bu süre zarfında birçok eğitim ve araştırma projesinde yer aldım. Türkiye’de konuşulan Türkçe dışı dilleri temel alan “Çoğul İstanbul Medyası” (2018) ve “Bir Dilin Peşinde” (2019) sergilerinde aktif olarak çalıştım. Günümüzde Anadili Kadınları ve Dil Hakları İzleme Belgeleme ve Raporlama Ağı’nda (DHİBRA) geniş ekiplerle dil üzerine çalışmalar yürütmeye devam ediyoruz. Anadilim Türkçe, baba tarafım ise Dağıstan göçmeni ve konuştukları dil Avarca (Maarulca). Bu konulara olan ilgimin temelinde bu bağımın olduğunu söyleyebilirim.

-Aylin Karakaş (A.K.): Slav u rez (selamlar ve saygılar). Ben Aylin, Kürt anne ve Kürt babanın üçüncü çocuklarıyım. Çok evvel Ermeni halkıyla yaşayan bir köyden köklerimi alıyorum. Çokdilli, çokkültürlü bir geçmişin ardından bana kalan, anadilinde gündelik sohbetlerin dışında konuşamamak; sanatı, felsefeyi, bilimi başka bir dilden anlamaya çalışmak oluyor. İnsan öyledir ya, güdülerin çok dışında maneviyatı derin bir varlıktır. Doğayı, şarkıyı, şiiri hissetmek ister. Hisler anne karnında başlar, anadilde başlar. Özcesi hislerinin peşinde, hakikatinin izinde bir arayışçıyım. Yolum kadim tarihin çokkültürlü, çok halklı, çokdilli geçmişinin izlerine karışmış. Bana düşen, yolun yolcusu olmak. Elbette ki arayışın varacağı bir durak “Anadili Kadınları” grubu oldu.

-Geçen 25 Kasım’da ve 21 Şubat’ta Anadili Kadınları’nın bildirisi yansıdı basına. Nasıl bir ihtiyaçtan ortaya çıktı?

-A.K.: Kürt kadınları, çokdilli bir kadın çalıştayı için çağrı yaptı.7-8 kadın ile ilk hazırlık toplantısı yapıldı. Çalıştay çağrısından sonra grup 30 kişiye çıktı, burdan sonra çağrı DHİBRA ekibinin de yaygınlaştırmasıyla çok daha geniş bir grupla ikinci çalıştay hazırlık toplantısı yapmaya hazırlanırken pandemi süreci yaşandı. Kadınlar dönem itibariyle daha kapsamlı bir yol yürüme isteminde bulundu. Erkek egemen dilin tüm toplumsal yaşamı cendere altına aldığı bu dönemde kadın bakış açısıyla, cinsiyetçilikten arınmış, eşit ve özgür bir iletişim tüm toplum için temel bir ihtiyaç. Dillerin, tarihin ilk toplumsal iletişim kanalı olduğu bilimsel bir gerçek iken, insan inşası kurumların diller için sınır belirlemesi, dillerin yaşamsal kılınması için koşul oluşturmaması temel çelişkidir. Doğru belirlenmeyen politikalar sadece dilleri yok etmez, aynı zamanda kültürleri, gelenekleri dayanışmayı da yok eder.

-E.Y.: Fakat özellikle belirtmem gerekiyor, bu grupta yer alan hiçbir kadın için bu sorunun cevabı aynı değildir. Hepimiz ayrı ayrı yerlerden, ayrı ayrı bağlantılardan birbirimizi bulduk. Benim için Türkiye Kültürleri Araştırma Grubu’ndan Ferda Önen’in “Kürt kadın arkadaşlar anadili ile ilgili kadınlardan oluşan bir çalıştay düzenlemek istiyorlar, kimleri davet edebiliriz?” sorusuyla başladı. 2020’nin başlarındayken gelen bu sorunun üzerine uzun yıllardır farklı işlerde kesiştiğimiz birçok isimle irtibata geçtik.
Küçük bir grupla ilk başta fiziki bir buluşma gerçekleşse de pandemi nedeniyle tüm diyaloglarımız çevrimiçi platformlarda devam etti. Uzun süre birbirimizi tanımak, ne yapmak istediğimizi anlamak için haftalık buluşmalar düzenledik. Birinin düzenli olarak bu buluşmalara katılamaması hiç problem olmadı. Her zaman kişinin kendini iyi hissettiğinde, uygun olduğunda dahil olacağı bir grup oldu Anadili Kadınları.
Nasıl bir ihtiyaçtan ortaya çıktığına gelirsek; sebebi çok net aslında. Sivil toplum örgütlerinde ve yerel alanlarda diller üzerine yapılan çalışmalar, işler çok erkek egemen. Kimi zaman bu erkek egemen alan, kadınların bu tür çalışmalardan -savaşarak ve/veya bezerek- uzaklaşmasına neden oluyor. Anadili Kadınları, toplu bir organizasyondan çok, anadili meselesini dert eden kadınların birbirine destek verdiği, nefes aldırdığı bir alan. Tabii bu kadar farklı dille, farklı işlerle uğraşan kadınlar bir araya gelince ortaya çok güzel şeyler de çıkıyor.

-Peki, hangi dilleri konuşan veya çalışan kadınlar yer alıyor grupta?

-E.Y.: Abhazca, Adigece, Arapça, Ermenice, Gürcüce, Hemşince, Kurmanci, Lazca, Ladino, Rumca, Süryanice, Zazaca dillerini sıralayabiliriz. Genelde çoğu kendi dilinin, anadilinin üzerine düşünen ve çalışan insanlar. Dilbilimci ya da farklı dillere merak saranlar da aramızda tabii ki.

-A.K.: Kimisi dilin akademisyeni, kimisi dilin aktivisti. Aslında anadilinde yaşamak isteyen kadınların grubu… Ayrıca kendini büyütmeye, daha çok kadınla bir arada dayanışmak için çağrı yapmaya devam ediyor.

-Ne tür çalışmalar yapıyor Anadili Kadınları?

-A.K.: 25 Kasım’da tercüman verilmediği için gördüğü şiddeti anlatamayan Fatma Altınmakas, Anadili Kadınları grubunun neden bir araya gelmesi gerektiğinin bir cevabıydı. Kadınların şiddetin her türlüsünü gördüğü bir ortamda yaşadığı acıyı, şiddeti ifade edememesi şiddetin başka bir türünü oluşturuyordu. Bu acı hepimizin, tüm kadınların. Anadilin yaşatacağını, İstanbul Sözleşmesi’nin yaşatacağını anadil grubu olarak o gün bir bildiri ve çokdilli bir video ile ifade ettik. Kadınları ve dillerimizi yaşatmak için birbirimize ne kadar ihtiyacımız olduğunu bu vesileyle bir kez daha anlamış olduk.
25 Kasım bildirisi sonrası anadil grubu olarak 21 Şubat’a giderken bir haftaya yayılan bir program çıkardık. 21 Şubat’ta hem DHİBRA’nın dil hakkı bildirisini imzaladık hem de Anadili Kadınları olarak kendi bildirimizi yayımladık.

-E.Y.: 25 Şubat’ta DHİBRA ile birlikte kadın hikâyelerinin anlatıldığı bir söyleşi düzenledik.

-A.K.: Farklı dillerin, farklı hayatların, aynı duyguların kesiştiği bu söyleşide herkes kendinden bir parça buldu.

-E.Y.: TV ve radyo programlarına katılarak kadın hikâyelerini ve Anadili Kadınları’nı anlattık. YouTube üzerinden hazırladığımız oynatma listemizden her gün bir parçayı sosyal medya hesaplarımızdan paylaştık.

-A.K.: Çokdilli, kadınların dilinden kadınların hikâyelerini konu alan bir müzik listesi bu. Yine kadınların emeğiyle yapılan oyuncaklarla çokdilli bir stop motion/animasyon filmi çekildi. Şunu söyleyebilirim, 21 Şubat Anadili Günü kapsamında kadınlar olarak oldukça yoğun tempolu bir çalışma içerisindeydik. Sadece kadınların yer aldığı bu çalışma, kadın dayanışmasının moral ve coşkusunu bir kez daha bize hissettirdi. Umuyorum ki Anadili Kadınları grubu zaman geçtikçe kadın dayanışmasını büyütür, kadınlar dillerini yaşatmak için etkin adımları attırmayı sağlarlar. Bu çalışmaya ve tempoya dahil olup bizimle dayanışma içinde olduğunuz için sizlere de dil grubumuz adına teşekkür ederim.

-E.Y.: Eğer bize ulaşmak istiyorsanız Anadili Kadınları adıyla Instagram, Facebook, Twitter ve YouTube’da bizi takip edebilirsiniz.

Yazarın Diğer Yazıları

Adigey’de Çeraşe Zeynep’in anısına uluslararası dilbilim sempozyumu düzenlendi

İlk Çerkes bilimkadını Çeraşe Zeynep Çeraşe Zeynep, 2. Dünya Savaşı nedeniyle mimarlık okuma hayalleri askıya alınınca, Çerkes Eğitim Enstitüsü’ne (bugünkü Adigey Devlet Üniversitesi) girerek...

Adigey ve Abhazya’da destek hesapları açıldı

Türkiye ve Suriye’de gerçekleşen depremler, Kafkasya’da günlük hayatta önemli bir yer buldu.  Türkiye’deki ve Suriye’deki Adige ve Abhazların durumlarını merak eden, tanıdıkları ve görüştükleri...

Guma Sanat İstasyonu ve Opera Viva

Guma Sanat İstasyonu: Bir gençlik projesi 16 Temmuz 2021 tarihinde Abhazya’nın başkenti Sohum şehrinin merkezinde yer alan Guma Tren İstasyonu, sanat merkezi olarak hayata döndü....

Sosyal Medyalarımız

4,890BeğenenlerBeğen
1,353TakipçilerTakip Et
4,000TakipçilerTakip Et

Son Yazılar

- Advertisement -spot_img