
“Dördüncü Sinema”, Yeni Zelandalı Māori Film’in yapımcısı Barry Barclay tarafından ortaya atılan, yerli halkların kendi deneyimlerini, kültürlerini ve bakış açılarını anlattıkları filmleri tanımlayan bir sinema kategorisidir (George Zarkadakis’in “In Our Own Image” adlı, 1990 tarihli kitabı). Bu kavram, sinemayı üç ana kategoriye ayıran geleneksel sınıflandırmaya bir eleştiri ve ek getirme amacı güder:
Birinci Sinema: Hollywood’un anaakım ticari sineması (işgalci sinema olarak da adlandırılır).
İkinci Sinema: Sanat evleri ve bağımsız sinema filmleri.
Üçüncü Sinema: Üçüncü Dünya ülkelerinin sömürgecilik karşıtı, politik ve aktivist filmleri.
Barclay’e göre, yerli halkların sineması bu mevcut kategorilerin hiçbirine tam olarak uymaz, çünkü yerli kültürler modern ulus-devlet anlayışının ve ulusal ortodoksinin dışındadır. “Dördüncü Sinema”nın temel özellikleri şunlardır:
Öz-Temsil: Filmler yerli toplulukların kendileri tarafından yapılır, anlatılır ve kontrol edilir.
Kültürel Kimlik: Anaakım sinemanın klişelerinden ve egzotikleştirilmiş bakış açılarından kaçınarak, yerli kültürün içsel (manevi) değerlerini ve dünya görüşlerini yansıtır.
Topluluk Odaklılık: Ticari başarıdan ziyade, filmlerin öncelikli hedef kitlesi ve amacı yerli toplulukların kendileridir.
Temsil ve Sesin Geri Kazanılması: Kendi hikâyelerini kendi sesleriyle anlatma arzusu, bu sinemanın temel itici gücüdür. Amaç, pasif kurbanlar olarak gösterilen klişeleşmiş imgeleri reddetmek ve modern bağlamda var olan dirençli karakterler sunmaktır.
Politik Aktivizm: Yerli halkların topraklarına, dillerine ve egemenlik haklarına ilişkin meseleleri gündeme getirir; sömürgeleştirme tarihine karşı bir duruş sergiler. Yerli halkların zengin sözlü geleneklerini, ruhani bağlantılarını ve çevreyle ilişkilerini yansıtır.
Özetle, “Dördüncü Sinema” yerli halkların kameralarını kendi ellerine alarak kendi hikâyelerini kendi yollarıyla anlatmalarını sağlayan, kültürel direnişin ve kimlik inşasının güçlü bir aracıdır.
“İlk halkların sineması” için Jesse Wente; “Alışılmış paradigmalara tam uymaz, egemen kategorilere ve yorum biçimlerine başkaldırır. Bu filmleri izlemek yalnızca film tarihinin şimdiye dek ihmal edilmiş olan bir kanadını keşfetmek değil aynı zamanda filmin kendisinin ne olduğunu ve ne olabileceğini yeniden düşünmektir” diye yazar.
Yönetmen olarak Rachel Perkins, Taika Waititi, Barry Barclay ve Merata Mita gibi yerli Avustralyalı ve Maori “auteur”ler örnek verilebilir.
Gilles Deleuze farklı bir bağlamda‚ “kayıp insanlar”ın yeniden ortaya çıkmalarından bahseder. Efendi ya da sömürgeci‚ “burada daha önce insanlar yaşamadı” beyanında bulunduğu anda kayıp insanlar gecekondu mahallelerinde ya da kamplarda-gettolarda ve politik sanatın muhakkak katkıda bulunması gereken yeni mücadele koşullarında oluş halinde kendilerini keşfederler.
Sinemanın ilk olana, köklere ve aslolana yakın ilgisi sebebiyle insanlık tarihiyle bağları ve hâlâ muhafaza edilen kültürlere yaklaşımı dönüştürücü bir işlevselliğe yakındır, birçok Hollywood filminde gördüğümüz fantastik ya da korku unsurlarının çoğu bu gelenekselliği ve halkların sözlü anlatılarını (şarkı ya da ağıt) modern aracın diline çevirerek yeniden canlandırır.
Hollywood’u etkilemiş filmlere örnek olarak;
-Kanehsatake: 270 Years of Resistance – A. Obomsawin
-Skinwalkers, A Thief of Time, Smoke Signals – Chris Eyre
-Atanarjuat: The Fast Runner – Z. Kunuk, Bearwalker – S. Cheechoo
-The Whale Rider – Niki Caro, Bran Nue Dae – R. Perkins
-Uncle Boonmee Who Can Recall His Past Lives – A. Weerasethakul verilebilir.
Kendi hikâyelerine yönelerek duruşlarını ve hayata bakışlarını “yerel müşterekler”den faydalanarak ortaya koyabilmek, kendi özgünlüğünün bilincinde olan toplumların kökleriyle olan bağını şüphesiz güçlendirmiştir.
Yerli medyası hareketlerinin en verimlilerinden biri Brezilya’daki “Video nas Adeias” (Köylerde Video) çok sayıda yerli sinemacı yetiştirip Amazon’un 37 yerli halkını temsil eden 100’e yakın film üretmiştir.
Bu demek oluyor ki sinema sanatı zamanın “değerlerden uzaklaşma ve ahlaki çöküntü” trendini aşabilecek insanlığın toplumsal hafızasını ve unutulan “müştereklik” (community) özelliğini kanlı canlı ortaya çıkarabilecek araçları kadim toplumların kültürel ve folklorik zenginliklerinde bulabilir.
Robert Stam’ın “Yıkıcı Film: Medya Estetiğinde Anahtar Sözcükler” adlı çalışmasından faydalanılmıştır.







