Ekvador, El Salvador, Panama, Paraguay ve Bolivya’da sağ zaten iktidardaydı. Bu ülkeleri 2025 güzünden itibaren sırasıyla Arjantin, Şili, Kosta Rika, Peru ve Kolombiya izledi. Latin Amerika’da sağ artık sadece “Güney konisi”nde değil, “Andlar”da iktidarda. Bölgede “pembe dalga” neden geri çekildi? Sağın zaferini sadece Trump etkisi veya Latin solunun başarısızlığı ile açıklamak mümkün mü? İki tezde de doğruluk payı var. Ama tek başlarına açıklayıcı değiller.
Milei’ye ait bir deyiş olan “sağ enternasyonal”in vaatlerini popülizm veya manipülasyon olarak yaftalamak fazla kolaya kaçmak olur. Mesele bu kadar basit değil. Asıl yapısal sorunları görmek gerekiyor. Bu sorunlar giderek kötüleşen kamu hizmetleri, ekonomik istikrarsızlık ve derinleşen tekinsizlik duygusu başlıkları altında toplanabilir. Kuşkusuz bu sorunlar geçmiş sağ iktidarlar döneminde de vardı. Hatta bu sorunları yaratan onlardı. Ama seçmen nezdinde siyasetin dünü yok, bugünü var.
Latin Amerika ciddi bir paradoksla karşı karşıya; son on yıllarda toplumsal göstergeler iyiye gitse bile, yurttaşlar demokrasiye inançlarını yitirmiş durumdalar. Şöyle açayım: ABD’de bir “Amerikan Rüyası” vardı. Batı Avrupa on yıllar boyunca “Keynesyen refah devleti”nin keyfini sürdü. Amerikalılar ve Avrupalılar bugünün belirsizlik dolu ortamında geçmişi özlüyorlar. Latin Amerika halklarının ise özleyebilecekleri istikrarlı bir geçmişleri yok. Tersine, geçmişleri ekonomik krizler, diktatörlükler, şiddet ve eşitsizliklerle dolu.
Kıta çapında yükselen bir trend olarak enformel istihdam dikkat çekiyor. 2026 yılı ortası itibariyle bu rakam Kolombiya’da %55, Peru’da ise %70 gibi yüksek oranlara tekabül ediyor. Şili ve Uruguay gibi ülkelerde enformel istihdamın pek yaygın olmadığını görüyoruz. Ama ücretli emek geleneğinin güçlü olduğu Arjantin’de bile enformel istihdam tarihte hiç olmadığı kadar yüksek ve yükselmeye devam ediyor. Bunun anlamı şudur: Latin Amerika’da çok sayıda işçi ve emekçinin düzenli bir geliri yok; emeklilik hakkından yoksunlar, sigortalı değiller. Güvenli çalışma koşullarından ve ücretli tatilden bahsetmiyorum bile. İşçiler ve emekçiler büyük olasılıkla geçmişte de iş yasaları tarafından korunmadılar. Sendika üyesi değillerdi. Büyük olasılıkla emeklilik planından bile haberleri yoktu. Bu yüzden de alt-orta sınıf işçiler istikrar ve güvence arayışı içindeler. Düzgün işleyen bir kamu düzeninin hayata geçeceğine ilişkin en ufak bir umutları yok. Çünkü geçmiş deneyimleri bunu gösteriyor. O yüzden de istikrar-güvenlik-güvence vaatlerinin peşinden gidiyorlar.
Şu örneğe dikkat edin… Kolombiya’da sol, geleneksel olarak kent yoksulları (Bogota ve Medellin) ve topraksız köylüler (Karayip ve Pasifik kıyıları) arasında güçlüdür. Ama son seçimde bu “gelenek” bozuldu. “Nasipsizler” sağa oy verdiler. Çünkü sol siyaset seçkinci bir yapıya bürünmüş, metropol elitlerine hitap etmeye başlamıştı. Başka bir deyişle işçi ve emekçinin gerçek dünyasından kopmuştu. Yine de bu destek sağın kazanmasına yetmiyordu. Espriella’ya seçimi kazandıran, çok spesifik ve sıkça dikkatlerden kaçan
bir demografinin desteği oldu: Orta irilikteki Kolombiya kentlerinde yaşayan alt-orta tabaka. Bu demografi aslında iktisadi olarak çok kırılgan. İlk krizde yoksulluğa yuvarlanması işten bile değil. Ama yine de neoliberal nutuklar atan sağa oy verdiler. Statü göstergeleri olan araba ve küçük bir miktar toprağa sahip bu sosyal tabakanın en büyük korkusu ise yoksullaşmak. Seçmen tavırlarına bu kronik korku yön veriyor. Arjantin’de Milei, Kolombiya’da Espriella işte bu korkuyu teşhis edip üzerine gittiler.
Latin Amerika’da sağ liderlerin kurulu düzen karşıtı söylemleri de seçim başarılarına ciddi katkıda bulundu. Bir gecede yolsuzluğun kökünü kazıma, anti-demokratik yöntemlerle de olsa kamu düzeninin tesis edilmesi (El Salvador’daki mega hapishaneleri anımsayın) gibi çarpıcı vaatler tek önceliği istikrar ve bu sayede toplumsal basamakları tırmanmak olan alt-orta tabakaya mensup esnaf, küçük ticaret erbabı ve küçük üreticinin desteğini almak için yeterli oldu. Böylece, orta sınıfı ikna etmekte başarılı olamayan Latin Amerika solu Brezilya ve Meksika’ya sıkışıp kaldı. Sol; eşitlik, adalet ve kamu yararı gibi ilerici temaları dillendirirken; güvenlik, özgürlük ve kişisel zenginleşme gibi vaatlere giderek daha duyarlı hale gelen bir kesimin gelişini göremedi.
Arjantin’de 1976 darbesi sosyal devleti tasfiye etti. Arjantin halkı 50 yıldır devletin çirkin yüzünü, yani beceriksizliği ve yolsuzluğu görmeye alıştı. Devletin kamu yararına hizmet edebileceğine inanmıyorlar. Milei (ve benzerleri) işte bu “sinizm” dalgasının üzerine oturarak büyük resme dahil oldular. Eli testereli eksantrik liderlerin şovlarına dikkat kesilirken sebep-sonuç ilişkisini gözden kaçırmamak gerekiyor.







