Bağımsızlık Demokrasi Özgürlük Eşitlik Birlik

‘İstişare Grubu’: Şogen Ümit Dinçer

İstişare üyeleri ile söyleşileri sürdürüyoruz. Seyfullah Dağıstanlı ve K’areşey Selçuk’la (https://jinepsgazetesi.com/2026/09/istisare-grubu/) eylül, Neğey Cehdi (https://jinepsgazetesi.com/2026/10/istisare-grubu-negey-cehdi/) ile ekim sayılarımızda yaptığımız söyleşilerden sonra bu sayımızda Şogen Ümit Dinçer konuğumuz.

“Çalışmalara başladığımız günden beri çok net bir şekilde dile getiriyoruz ki yürüttüğümüz çalışma hiçbir kurumu hedef almayan ve hiçbir kuruma alternatif olmayan bir çalışmadır. Biz yeni bir dernek, vakıf, federasyon veya parti arayışında değiliz, yeni dernek ya da federasyonun gereksiz olduğunu düşünüyoruz. Daha sivil, daha katılımcı ve daha politik bir ortaklaşmanın peşindeyiz” diyen Dinçer devamında “Kimseyi, hiçbir kurumu hedefe koymuyor ve dilimizi, diskurumuzu kavga zeminine oturtmuyoruz, yeni bölünme ve kavgaların olmaması için de geçmişin septik hatıralarından, dehlizlerinden uzak durmaya çabalıyoruz” ifadelerini kullanıyor ve İstişare’nin çağrısını net ifade ediyor:

“Bizim çağrımız, bir yapı inşa edecek isek bunu birlikte inşa etme çağrısıdır. İlk adım gerekli olup olmadığını tartışmak, günü ve gündemi iyi tahlil etmektir. Sonrasına hep beraber karar verebiliriz.”



Şogen Ümit Dinçer: ‘Daha sivil, daha katılımcı ve daha politik bir ortaklaşmanın peşindeyiz’

Şogen Ümit Dinçer

-Süreç nasıl başladı, neler konuşuldu, tartışıldı?

-Takdir edersiniz ki bu tür çalışmalara spesifik bir tarih koymak zordur. İstişare grubunun yaptığı çalışmalar da spesifik olarak bir tarihe refere edilemez. Ancak çalışmaların başlangıcına dair biraz bilgi vermeye çalışacağım. Bu çalışma uzun yıllardır devam eden sorun ve çözüm arayışlarının bir sonucudur. Bu çalışmanın bir süredir İstanbul Kafkas Kültür Derneği ve İstanbul’daki bazı kurum ve kuruluşlarımızda çalışan ve yıllardır bu meselelere emek vermiş, kafa yormuş insanların kimi akut veya kronik meselelere ilişkin görüş alışverişinde bulunduğu, NE YAPMALI sorusunu ve cevabını tartıştığı platformlardan köken aldığını söyleyebiliriz.


“Sürecin başlangıcındaki itki gücü ve motivasyon sadece kültür dernekçiliği perspektifinin toplumsal ihtiyacı yeterince karşılamadığı ve günün ihtiyaçlarına, şartlarına göre yönlenmeler olması, yeni baş gösteren sorunlara yeni yaklaşım ve enstrümanlarla müdahale edilmesi gereğine olan inanıştır”

Sürecin başlangıcındaki itki gücü ve motivasyon sadece kültür dernekçiliği perspektifinin toplumsal ihtiyacı yeterince karşılamadığı ve günün ihtiyaçlarına, şartlarına göre yönlenmeler olması, yeni baş gösteren sorunlara yeni yaklaşım ve enstrümanlarla müdahale edilmesi gereğine olan inanıştır. Bu gruplarda ve ikili konuşma ve tartışmalar bir süre kâh güncelin tartışıldığı, kâh geleceğin tartışıldığı konular şeklinde seyretti ve bu süreç bir süre sonra biraz daha ete kemiğe bürünmeye başladı.

Ne yapmalı sorusunun cevabına odaklandık ve uzun süren tartışmalar sonrasında kaba hatlarıyla şöyle bir netlik ortaya çıktı: Kuzey Kafkasyalıların diaspora ve anavatanındaki sorunlarının tespiti ve çözümleri sadece derneksel faaliyetlerle çözümlenebilir şeyler değildir. Daha geniş cepheden ve daha politik bir duruşla meseleleri ve çözümleri ele almak gerekir. Lakin karşı karşıya olduğumuz toplumsal ve kurumsal ayrışmalar gücümüzü her geçen gün zayıflatıyor ve verimsizleştiriyor. Bunun çeşitli sebepleri ve çözümleri var elbette, bunlar da değerlendirilebilir tabii. Ancak öncelikle diyalogla, ortak aklı harekete geçirerek, birbirimizi ötekileştirmeden farklı analiz ve çözüm önerilerini, farklı enstrümanları bir istikamete yöneltebilmeyi başarabilmemiz gerekir diye düşündük.

Toplumun farklı kesimlerinin yaslandığı farklı siyasal, sosyoekonomik ve kültürel zeminlere rağmen zoru başarmak ve bu farklılıkları verimli, güncel bir güçbirliğine yöneltebilmenin gereği tartışıldı, konuşuldu. İşte bu konuşulan ve tartışılan şeylerin üzerinden İstanbul İstişare grubumuzda bulunan insanlarla bir değerlendirme ve bir süreç yönetimi yapma kararı aldık. Tabii doğal olarak uzunca bir süre grubun oluşturulması, kendi içinde tartışması, ortak perspektif konulması gibi konularla geçti. Daha sonra Türkiye sathında bir ziyaret çalışması ve planlaması yapıp bunu hemen hemen sona kadar getirdik. Türkiye’deki Kuzey Kafkasyalıların yaşadığı yerlerde meramımızı kurumsal kimliklere değil, toplumun ilgililerine, kanaat önderlerine, endişelilere anlatmayı hedefledik. Konuşulan ve tartışılan şeyleri yakında yayına girecek olan sosyal medyalarımızda da paylaşacağız.

-Neden isimlendirme “İstişare”? Neden bu isimler?

-Esasında grubun isimlendirmesi biraz toplumsal ihtiyacımıza vurgu yapmak şeklinde tezahür etti. Şu anda Türkiye’de Kuzey Kafkasyalıların sorunuyla ya da Çerkes sorunuyla ilgilenen insanların, grupların, kurumların bir istişareye, bir restorasyona ve başarabilirsek farklılıklarımızla bir istikamete bakabildiğimiz yeni bir yapılanmaya ihtiyacı var. Ortak ve zorlu bir geçmişi paylaşan bizlerin ortak geleceğimizi kurgulamak anlamında atacağımız adımlar ancak açık, akılcı, yapıcı, önkabullerden arınmış, geçmişin verimsiz ve engelleyici bariyerlerini arkada bırakabilen danışma süreçleri ile mümkün olur. Dolayısıyla hedefimizin en önemli hayatiyetine vurgu yapması açısından danışmayı, diyaloğu ön plana çıkaran, herhangi bir aidiyete vurgu yapmayan, kimsenin kendini dışında hissetmeyeceği bir isimlendirmede karar kıldık.

Neden bu isimler?

Yıllardır kurumsal yapıların içerisinde görev almış, deneyimlenmiş insanlarımız var. Öte taraftan toplumun mücadelelerine tanıklık etmiş, onların bir parçası olmuş büyüklerimiz, yazarlarımız, entelektüellerimiz, işinsanlarımız var. Bunlarla konuyu paylaşıp olabildiğince farklı siyasi ya da dünya görüşlerinden oluşan ama derdi Kuzey Kafkasya, Çerkesler, diaspora, anavatan, sadece geçmiş değil aynı zamanda geleceği ve buna ilişkin sorunları çözmek olan kişilerle yürümenin doğru ve verimli olabileceğinden hareket ettik. Türkiye sathında da yaptığımız toplantılarda bu çerçeveye oturan kişilerle görüşmeye gayret ettik. Doğal olarak süreç içerisinde farklı gerekçelerle gruptan kopanlar, ayrılanlar vesaire oldu ama biz bunu bir süreç odaklı çalışma olarak değerlendirdiğimiz için yolumuza devam ettik.

-Birey olarak neden İstişare’desiniz?

-Endişeliyim. Neden endişeliyim? Özellikle diasporada Kuzey Kafkasyalıların, Çerkeslerin gidişatını, gelecek perspektifini zor, problemli hatta zaman zaman dehşetli buluyorum. Halkımızı niteleyen tüm kavramlar -kimlik, dil, kültür, anavatan, haklar vs.- her geçen gün zayıflıyor, flulaşıyor ve hegemonik, homojenize edici, tektipleştirici güçlerin de etkisi ile cılızlaşıyor. Haklarımız her geçen gün ulaşılması daha güç hale geliyor, toplumsal aktarım imkânsızlaşıyor. Dolayısıyla bazı adımlar atmamız gerektiğini düşünüyorum.

Hiçbir makul gerekçe şu anda ihtiyacımız olan toplumsal diyaloğun önünü tıkayamaz, hiçbir gerekçe gelecek talebimizin ve haklarımızın dile getirilmesinde yekvücut olmayı engelleyemez. Eğer bu zorlu durumda bile bir arada olamıyor isek, endişelenmiyor isek, hatta dehşete kapılmıyor isek doğru yerde değiliz demektir. Dolayısıyla her kim, grup, kurum ya da yapı Çerkesliğin geleceğiyle ilgili rasyonel endişeler taşıyorsa mutlaka bir güçbirliği, ortak akıl ve ortak çalışma arayışında bulunmalıdır. Ben de hem kimlik bilincimin, aidiyetimin bana yüklediği motivasyonla hem de yıllardır bu işlerin içerisinde olmaktan ötürü geleceğe dair perspektifim böyle bir çalışmada ve arayışta olmam gerektiğine dair bir anlayış oluşturdu. O açıdan da İstişare grubunda elimden gelen gayreti, katkıyı sunmaya çalışıyorum.

-Çerkes bireyler neden İstişare’nin açmaya çalıştığı yola adım atsın?

-Bu durum bizim çağrımızın içinde net olarak mevcut aslında. Gerekçe olarak bizim değerlendirmemiz ve önermemiz şu: Çerkesler diasporada 160 yılı aşkın bir süre geçirdiler, bu süreçte belli bir yere kadar kültür, kimlik, toplumsal kodlar, aidiyet gibi konularını taşıyabildi ve var edebildiler. Ancak artık gelinen noktada tehditler çok daha ciddi. Zaman ve dünyanın evrildiği nokta çok daha öğütücü, çok daha acımasız. Pek çok dezavantajları olan bir halk olarak muhataplarımızın -gerek kurumsal ve gerekse devletler nezdinde- çok da şefkatli ve hakkaniyetli olduklarını söyleyebilmek de mümkün değil.

Gelinen noktanın işaret ettiği korkutucu gelecekle mücadele edebilmek artık iki önemli şeyi gerektiriyor. Bunlardan ilki “ortak geleceğe” bakabilmek, diğeri ise “politik güç” olabilmektir. Eğer biz önce bir ortak geleceğe bakamazsak ve bunun gerektirdiği birlikteliği sağlayamazsak mevcut düzenin ve şartların bizi geleceğe taşıması, anavatanımızla duygusal ve rasyonel bağlarımızı oluşturması söz konusu olamayacaktır. Bu manada mücadeleyi kendi kendimizle, kendi içimize vermekten vazgeçip, yaslandığımız farklı sosyolojik zeminleri, siyasi kimlikleri bir güç birlikteliği, mücadele kararlılığı için bir araya getiremez isek, hülasa tüm farklılıklarımızla bir büyük çatının, bir büyük şemsiyenin altında olamaz isek mevcut durumun yaratacağı büyük bir ivmelenme mümkün görünmemektedir. Dolayısıyla yaşadıklarımız, ihtiyaçlarımız aslında bize yeni bir bakış açısı, yeni bir paradigma konusunu dayatmaktadır. Zira dünya değişmektedir ve toplumlar “toplumsal menfaatleri” gerektirdiği için büyük kavgalardan, büyük kırgınlıklardan ve hatta kadim düşmanlıklardan vazgeçmektedir. Toplumlarını var edebilecek, kültürel aidiyetlerini güçlendirecek, varlıklarını ileriye taşıyabilecek yeni ve akılcı işbirliklerini ve gelecek perspektiflerini tartışmakta, yeni siyaseti hayata geçirmekte ve en önemlisi birbirlerini dinlemektedir. Bizi her yönüyle tehdit eden global homojenizasyondan, tektiplilikten, yaşadığımız ülkelerin öğütücü cenderesinden ancak beraber korunabiliriz.

Farklı angajmanları ve istikametleri olan bireyleri veya toplumları bir araya getiren bazı önemli durumlar vardır. Katastrofik durumlar… Afetler, savaşlar, hastalıklar gibi insanlığın ya da toplumların varlığını tehdit eden bu katastrofik durumlar tali meselelerin bir tarafa konulmasını ve aynı hedefe yoğunlaşmayı doğal olarak beraberinde getirir. Bir apartman yangını metaforu kullanıyorum bu durumlarda. Eğer apartmanınızda yangın çıkmışsa hangi dairedeki komşunuzla iyi geçinemediğinize bakmazsınız. Size kovayı uzatanla aranızdaki münakaşayı öne çıkarmazsınız. Öncelik yangını söndürmektir. Çünkü ortak varlığınızı ve ortak geleceğinizi tehdit eder. Bu açıdan benim de kişisel görüşüm -ki bunu İstişare grubundaki diğer arkadaşlarım da paylaşıyorlardır- şu anda Kuzey Kafkasyalıların, Çerkeslerin kültürel ve etnik kimlik manasındaki geleceğimiz büyük bir tehlike, büyük bir tehdit altındadır. Böyle durumda detaylarda ayrışmak, detaylarda boğulmak ferasetli ve aklıselim toplumların yapacağı şeyler değildir. İşte bu vizyonla Çerkeslerin geçmişine vâkıf, bugününden ve geleceğinden endişe eden bir kişi, İstişare grubunun yapmaya çalıştığı ortak akıl ve ortak gelecek kurgusunun bir parçası olmak için grubun çalışmasına katılabilir, açtığı yola ayak basabilir. Bireyler, eğer ortak geçmiş söz konusuysa ve ortak bir gelecek ancak “ortak aklımızı bir çatının altında” toplayarak kurulabilecekse “bu çalışmanın bir parçası olmalıyım, geleceğe dair yapıyı beraber oluşturmalıyız” diyerek İstişare’nin çalışmalarına katılabilir.

-Dernek, federasyon, vakıf… Var olan herhangi bir örgütlenmeye alternatif misiniz?

-Çalışmalara başladığımız günden beri çok net bir şekilde dile getiriyoruz ki yürüttüğümüz çalışma hiçbir kurumu hedef almayan ve hiçbir kuruma alternatif olmayan bir çalışmadır. Biz yeni bir dernek, vakıf, federasyon veya parti arayışında değiliz, yeni dernek ya da federasyonun gereksiz olduğunu düşünüyoruz. Daha sivil, daha katılımcı ve daha politik bir ortaklaşmanın peşindeyiz. Diğer yandan mevcut kurumları bir araya getirmeyi hedefleyen, konfederasyon hedefleyen bir çalışma da değildir. Bu yeni bir toplumsal pozisyon ve fonksiyon arayışıdır. Biz yeterince kurumumuzun olduğunu, bunların da kendi fonksiyonlarını olabildiğince, şartların izin verdiği ölçüde iyi yaptıklarını, mevcut çalışmalarını daha çeşitli ve nitelikli hale getirmeleri gerektiği kanısındayız. Tartıştırmayı hedeflediğimiz yeni yapı ise politik güçbirliğini hedefleyen bir yapı olup kültürel mücadelenin biraz dışına taşmayı ve hepimizin ortaklaşabileceği yeni bir statüyü tartışmak ve karar alabilirsek birlikte kurmak niyetindeyiz.

-Eski Kafkas Dernekleri Federasyonu (KAFFED) başkanısınız, olağanüstü genel kurul süreci “biz ve ötekiler” ayrışmasına neden oldu. Şimdi İstişare süreci ve sözcülük yapıyorsunuz. KAFFED ve bağlı derneklerde direkt dile getirilemese de muhtemelen rövanşist tutum değerlendirmeleri yapılıyordur? Böyle düşünenlere ne söylersiniz? KAFFED başkanlığı da yaptığınız için KAFFED’in yapamadığı neyi yapmayı murad ediyorsunuz İstişare grubuyla?

-Evet, zaman zaman bazı kentlerdeki toplantılarda da açık açık dile getirildi. Öncelikle bazı insanların akıllarına bunun gelmesini normal diye değerlendiriyorum ve bundan gocunmuyorum. Ben yıllardır mücadelemi hep kurumlarımızın içinde verdim ve hâlâ da bu kurumların içinde var olmaya devam ediyorum. KAFFED yönetimi sürecim belki alışılagelmiş süreçlerden farklı tezahür etmiş olabilir. Günahını veya sevabını toplumsal vicdan ve tarih yazacaktır. Ben ne federasyon sürecimi bir yenilgi ne de federasyonu hasım ya da düşman olarak görmedim, rövanş alınması gereken bir unsur olarak görmedim. Rövanş peşinde olsam yeni bir federasyon hedeflerdim ya da daha makul olanı federasyon yönetimine aday olup mücadele ederdim. Zira rövanş, federasyon gibi bir yerde federasyona karşı adımlarla, bir parça gizli saklı yapılır. Biz yola çıktığımızdan beri hedefimizin ne dernekler ne federasyonlar olmadığını defalarca dile getirdik. Bunun ilerisi niyet okumaya girer ki hiç ahlaki ve rasyonel değildir. Ancak KAFFED sürecinde neyi yapamadım sorusuna bakacak olursak pek çok gerekçe ile yukarıda saydığımız şeyleri sıralayabilirim. Ancak süreçlerin sonunda anlıyorum ki ihtiyacımız olan güçbirliğini sadece KAFFED veya KAFFED unsurlarından beklemek rasyonel değilmiş. Zira KAFFED ve onun yaslandığı sosyolojinin tek başına yapabileceği bir şey değil. Açık, akılcı ve geniş toplumsal mutabakatın hedeflenmesi gerektiği konusu tüm çıplaklığı ile ortadadır. İşte KAFFED sürecinde yapamadığım ve hayıflandığım en önemli unsur budur.

Olağanüstü genel kurul süreci ile oluşan “biz ve diğerleri” algısından mutlu değilim ama tek başına müsebbibi olmadığımı da gayet iyi biliyorum. Diaspora tarihi açısından bakıldığında farklı cephelerin ya da grupların oluşması ya da ayrışma hatları ne sadece bizim zamanımızdaydı ne de bizimle son bulacaktır, bu toplumsal mücadele süreçlerinin her ne kadar arzu etmesek de soğuk gerçekliğidir. Ama şunu toplumu temin etmek için rahatlıkla söyleyebilirim ki ne bir düşmanlık ne de bir rövanş peşinde değilim. Kaldı ki bu çalışma benim tek başıma yürüttüğüm bir çalışma değil ve grubun bileşenlerinin hiçbiri benim federasyon geçmişimde herhangi bir pay sahibi değiller. Bu denli açık çalışan ve topluma mal olmuş insanların benim rövanş arayışımın payandası olduğu iddiası grubun diğer üyeleri için haksızlıktan bile ötedir. Öte yandan rövanşın ruhuna da uymayacak şekilde biz mevcut parçalanmışlığımızı başka bir ortak çatı altında gidermeyi hedefliyoruz.

-Yapılan kent toplantılarında temel muhalefet başlıkları nelerdi? Temel destek başlıkları nelerdi?

-Tabii ki biz kent gezilerini “Bu yola neden çıktık, ne öneriyoruz, ne düşünüyorlar, toplumun güçlü, zayıf, kırılgan noktaları nedir” onu görmek üzere planladık. Öncelikle şunu söylemek isterim ki biz tüm yönleri ile karar verilmiş, süreci planlanmış ve sonucu keskin sınırlarla çizilmiş bir yapıyı önererek gitmedik. Kuzey Kafkasyalılar içinde bulunmadıkları, harcını karmadıkları yapıları kolay kolay benimsemiyorlar. Haklıdırlar. Bir yapıyı topluma mal edebilmek için paydaş etmek gerekir. Bu düşünce ile gittiğimiz bölgelerde en çok sorulan soru “Ne kuracaksınız?” oldu. Net yanıt vermediğimiz için eleştiriler aldık doğrusu. Ama bu kurulacak yapı birlikte pişirilip taşırılmadıkça ortak ve kabul görmüş bir yapı olmayacaktır. Bu, süreç ve sabır gerektirir.

Önemli olduğunu düşündüğümüz eleştirilerden biri de “Ne öneriyorsunuz?” sorusuna net yanıt vermeyişimiz ya da veremeyişimiz oldu ama biz bunu ortak akıl ve ortak toplumsal süreç yönetimi ile birlikte oluşturulacak bir yapı hayalini kurduğumuzu söyleyerek yanıtlamayı tercih ettik. Toplum gerçekten içedönük verimsiz kavga ve münakaşadan yorulmuş, görüşmelerden kaynakları -insan kaynağını, ekonomik kaynakları ve moral kaynaklarını- en verimli şekilde kullanmayı istediklerini anlıyoruz.


“Kimseyi, hiçbir kurumu hedefe koymuyor ve dilimizi, diskurumuzu kavga zeminine oturtmuyoruz, yeni bölünme ve kavgaların olmaması için de geçmişin septik hatıralarından, dehlizlerinden uzak durmaya çabalıyoruz”

Çok sorulan sorulardan biri de “Bu süreç yeni kırılmalara ve ayrışmalara zemin hazırlar mı?” oldu. Hiçbir şekilde bir toplumsal kırılma hedeflemiyoruz ve bunun olmaması için elimizden gelen azami çabayı sarf ediyoruz. Kimseyi, hiçbir kurumu hedefe koymuyor ve dilimizi, diskurumuzu kavga zeminine oturtmuyoruz, yeni bölünme ve kavgaların olmaması için de geçmişin septik hatıralarından, dehlizlerinden uzak durmaya çabalıyoruz. Endişe açısından bakıldığında, çoğunluk mevcut kurumsal yapıyı hedef alıp almadığı, yeni bir federasyon ya da konfederasyon arayışı olup olmadığı konusunda sorular ve endişeler paylaşıldı. Bunlara dair yaklaşımımızı yukarıda zikretmiştim.

Çok konuşulan konulardan biri de anavatanla ilişkiler konusu oldu. “Rusya Federasyonu ile ilişkiler kavga ve düşmanlık zemininde mi yürütülecek” gibi konular gündeme geldi. Hiç kimse ile düşmanlık zemininde ilişki kurmayı hedeflemiyoruz ve doğru da bulmuyoruz. Kuzey Kafkasyalıların sorunları Türkiye ve Rusya gibi iki büyük aktörden bağımsız olarak ele alınamaz ve çözülemez. Ancak hak mücadelesi noktasında muhataplığın nasıl olması gerektiğini de yine süreçteki tartışmalar şekillendirecektir. Akılcı ve tarihi gerçeklerin ışığında kurulacak verimli ilişki biçimi tartışılmalıdır. Anavatanın memba olma özelliğinden kopan bir diasporanın “başarması” mümkün değildir ve uzun gelecek bu anlayışla kurgulanmalıdır.

Gittiğimiz yörelerdeki destek noktalarından bakmak gerekirse eğer, güçbirliği ve politik bir merkez olma durumuna kahir ekseriyet çok pozitif yaklaştı. Böylesi bir açılıma ihtiyacımız olduğundan bahisle yürüttüğümüz çalışma için teşekkür ettiler, desteklerini açıkladılar.

-Kent toplantıları bitiminde hedef nedir?

-Kent toplantılarının bitiminde hedefimiz bir uygun lokasyon ve mekânda yapacağımız büyük bir “Ortak Akıl” toplantısıdır. Herkesin iyi anlaması için üzerine basarak söylüyorum ki bu bir süreç işidir ve bu büyük toplantı asla bir “nihai” toplantı ya da “karar” toplantısı olmayacaktır. Aksine ortak bir yolu her türlü olumsuzluğu gerimizde bırakarak birlikte yürüme kararlılığımızı gösterme toplantısı olacaktır. Eğer her türlü farklı görüşün, farklı çözüm sahiplerinin, farklı dernek veya federasyona gönül vermişlerin, bağlaşıksızların, kurumsal kimliği olmayan platformların aynı gelecek için ortaklaşabileceği UZLAŞI noktasını hedefleyeceğimiz “o şey” kızıl elmamız olmalıdır.

-Kentlerden katılacak kişiler nasıl belirlenecek? Bir tarif/tanım var mıdır?

-Toplantıya ya da toplantılara çağrılacak kişi ya da kişileri belirlemek için tabii ki bir çalışma içerisinde olacağız. Ancak bu sadece doğrudan kişilerin davet edileceği toplantılar olmayacaktır. Konuya ve sürece ilişkin katkı -ki bu destek, karşı argüman veya yapıcı eleştiri de olabilir- sağlayabilecek kişileri ismen veya kamuya yapılacak davet şeklinde de sürece dahil edebiliriz.

-İstişare grubu sürecin sonunda ne yapacak?

-Aslında İstişare grubunun bu haliyle çalışmasını ilk büyük toplantıda bitirmeyi hedefliyoruz. O toplantıdan sonra gençlerin, kadınların sürece dahil olduğu ve bundan sonraki süreci yürütecek yeni bir genişletilmiş yapıya devretmeyi/evriltmeyi hedefliyoruz. İlk çalışmada yapılacak tartışma ve görüşmelerde sürecin devamına dair bir motivasyon ve kararlılık ortaya çıkarsa toplantının sonrasında oluşacak olan yeni yapı gruplar ve komiteler şeklinde olabilir, bundan sonraki süreci o yeni güçlendirilmiş ekip yürütebilir.

-İstişare grubu için yürütülen sürecin başarı ve başarısızlık ölçütleri neler olabilir?

-Belki de yanıt verilmesi en zor soru bu sor soru olsa gerek. Bunu tek başıma yanıtlamak ya da sürecin geleceğini bugünden bir kıstasa bağlamak benim hakkım değildir, etik de değildir. Ancak pek tabiidir ki bu yürütülen sürecin verimli olup olmadığını en azından değerlendirmek bugünden yapılabilir. Kendi açımdan değerlendirecek olursam; bu sürecin başlangıç toplantısı olarak göreceğimiz ortak akıl toplantısı ya da genişletilmiş toplantıyı Türkiye’nin farklı kesimlerini aynı istikamete olmasa bile aynı ufka bakacak ve perspektifimizi birbirimize yaklaştırma ve ortak bir şemsiyeyi hedefleme konusunda bir kararla kapatabilirsek bunu verimli bulurum. Başarı, sonrasında o ortaklaşmanın ve toplumun işi olacaktır. Son tahlilde gördüğümüz rüya nedir diye sorarsanız bütün farklılıklarıyla ya da bütün ayrışmalarıyla ortak bir gelecek için diyalog kapısını ardına kadar açık tutabilen bir yapı oluşabilirse bu İstişare grubunun değil toplumun bir başarısı olacaktır.


“Toplumun tartışma ya da ayrışma hatları çok esaslı, derinlikli ve politik değil. Çoğunlukla güncel ve şahsi meselelerden köken almaktadır ve gerçek sorun ve çözümlerin üzerini örtmektedir. Süreçte daha ‘esaslı’ konularda tartışmak gerektiği açıktır”

Bu tür süreçleri başarılı ya da başarısız diye nitelendirmek ya da bir kriter koymak çok kolay değildir. Bunu toplantının sonrasında ancak değerlendirebiliriz. Başarı kıstası olarak katılımcı sayısı mı konulacak, bölgelerin katılımı mı kriter olacak ya da oluşacak olan yeni kurulun geniş ve istekli bir grup olması mı kriter olacak zaman içinde değerlendireceğiz. Buna ilk toplantıda ve sonrasında hep birlikte karar verebiliriz diye düşünüyorum. Ancak doğal olarak toplantıya katılanların geneli mevcut yapının, sistemin yeterli ve verimli olduğunu, yeni bir süreç yürütmeye ihtiyaç olmadığını bildirirlerse o zaman bu çalışma konusunda ısrarcı olmak mantıklı görünmemektedir. Ancak bu çağrıya karşı hasmane olanların, engelleyici tutum takınanların da her kim ya da kimler olursa olsun vebal sahibi olacağı aşikârdır. Başaramaz isek çok şey kaybederiz.

Sorunlarımızın çözümü için cesarete, iyi niyete ve farklılıklara, farklı düşüncelere tahammüle ihtiyacımız var. Kavgayı sürekli kendi içimize yapmak hem verimsiz hem de sürdürülebilir değil. Diasporada gerek kurumlar gerekse bireysel zeminde ciddi ayrışmalar yaşadığımız bir gerçektir. Bunun çok çeşitli ve herkesin durduğu yerden baktığında haklı gerekçeleri olabilir. Ancak toplumun tartışma ya da ayrışma hatları çok esaslı, derinlikli ve politik değil. Çoğunlukla güncel ve şahsi meselelerden köken almaktadır ve gerçek sorun ve çözümlerin üzerini örtmektedir. Süreçte daha “esaslı” konularda tartışmak gerektiği açıktır. Ancak mevcut yapıları yeniden “yekpare” bir hale tekrar döndürmek çok kolay görünmüyor. Bunun toplumsal maliyeti çoktur ve sonucu da genellikle verimsizdir.


“Bizim çağrımız, bir yapı inşa edecek isek bunu birlikte inşa etme çağrısıdır. İlk adım gerekli olup olmadığını tartışmak, günü ve gündemi iyi tahlil etmektir. Sonrasına hep beraber karar verebiliriz”

Sonuç itibariyle hedeflediğimiz şey toplumun farklı dinamiklerinden ortak ve güçlü bir vektör yaratabilmektir. Çerkes ya da Kuzey Kafkasya diasporası çok farklı dinamikler, farklı yöntemler, çözüm önerileri ve hedefler koymaktadır. Ancak görülen o ki bu kadar büyük farklılıkların bu toplumun geleceğini temin etme ve onu geleceğe taşıma konusunda yeterli gücü ve enstrümanı yok. Bunu ancak farklılıklarımıza rağmen bir çatı altında toplanıp hayati konularda güçbirliği yaparak, uzlaşarak aşabiliriz. Bizim çağrımız, bir yapı inşa edecek isek bunu birlikte inşa etme çağrısıdır. İlk adım gerekli olup olmadığını tartışmak, günü ve gündemi iyi tahlil etmektir. Sonrasına hep beraber karar verebiliriz. Çağrımızı bu çerçevede yapmanın hem kendimiz hem de çağrıya muhatap olanlar açısından daha doğru olduğunu düşünüyoruz.

Yaşar Güven
Yaşar Güven
1958’de, Düzce Köprübaşı Ömer Efendi Köyü’nde doğdu. 1980 yılında İTÜ Gemi İnşaat ve Deniz Bilimleri Fakültesi’nden mezun oldu. Üyesi olduğu Gemi Mühendisleri Odası’nın (GMO) 50. yıl ve İstanbul Kafkas Kültür Derneği’nin (İKKD) 60. yıl Andaç çalışmalarının editörlüğünü yaptı. Her iki kurumun yönetim kurullarında görev aldı. Kurucusu olduğu firmada iş yaşamı devam ediyor. 2005 yılı aralık ayında yayın hayatına başlayan Jıneps gazetesinin kurulduğu tarihten itibaren yayın kurulu üyesi.

Yazarın Diğer Yazıları

KAFFED başkanlığı için iki aday yarışacak

Kafkas Dernekleri Federasyonu (KAFFED), 12. Olağan Genel Kurulu’nu 7-8 Kasım günleri Ankara’da gerçekleştirecek. KAFFED’in genel kurul duyurusu şu şekilde: “Dünyanın, bölgemizin, ülkemizin ve toplumumuzun önemli...

‘İstişare Grubu’: Neğey Cehdi

Yapmak istediğine denk düşen adıyla “İstişare” grubundan Seyfullah Dağıstanlı ve K’areşey Selçuk’la yaptığımız söyleşiyi eylül sayımızda vermiştik. Bu sayımızda Neğey Cehdi ile yaptığımız söyleşiyi yayımlıyoruz. “Bizim...

‘İstişare Grubu’: Seyfullah Dağıstanlı – K’areşey Selçuk

İstanbul’da bir grup oluştu; adını, yapmak istediğine denk düşmesi için “İstişare” olarak belirledi. “Çerkeslerin 21. Yüzyılı”* kitabının yazarlarından Ayhan Kaya’yı duymuş olmalılar… Çerkesler hakkında araştırmaları...

Sosyal Medyalarımız

9,251BeğenenlerBeğen
2,745TakipçilerTakip Et
4,012TakipçilerTakip Et
677AboneAbone Ol

Son Yazılar

- Advertisement -spot_img