Uluslararası Kafkasya Konferansı / Satır Başları

0
71

Konferansa ilişkin yazacak çok şey var ve yazılacaktır da. Ben burada konuşmacıların sözlerinden alıntılar yapmakla yetinmek istiyorum. Her biri bana göre oldukça derin anlamlar içeren bu cümleleri okuduktan sonra, uzun yorumlar yapmamız ve aklımızı başımıza alıp, organize olarak çok çalışmamız gerekecek.

İsmail Tunçbilek (Kafkas Vakfı Başkanı): “…Kafkasyalıların enformatik körlüğü artık bitmeli. …Adaletin değil, gücün üstün tutulduğu bir zamandayız.”

Fehim Taştekin: “…Rus, Kazak ve Gürcüler hiç telaşlanmasınlar, sürgündeki Çerkesler hallerinden memnun görünüyorlar. …Neden dönmedi Çerkesler? Yüksek uyum yeteneği ve sadakat en önemli nedenler bence. Ayrıca dönüşçülerin “u dönüşü” de irdelenmeli.

Soğuk savaş dönemi önyargıları (ajanlık vs.) da hala alışkanlık olarak sürüyor. …Çerkesler’in dedelerinin sürülme gerekçeleri RF’de hala devam ediyor.”

Ömer Duran: “…RF’de devlet destekli yükselen yabancı düşmanlığı ve ırkçılık, 25 milyon Rus’un azınlık haline geldiği eski Sovyet ülkeleri ve RF’nin bazı bölgelerinde tersine teperse sonuç nereye gider düşünmek gerek. …Dağıstan hızla ikinci Çeçenistan olma yolunda. …Gürcistan’da deneyimsiz genç yönetim Abhazya ve G. Osetya’da şiddet kullanma eğiliminde.”

Sefer Berzeg: “…Çerkes sürgünü gerçek bir soykırım olmasına karşın, yenilgiyi hazmedemeyen Kafkas aydınları bu gerçeği ortaya koymakta geç kaldı. …Kafkasya’da Rus ideolojisiyle şekillenen mikro milliyetçilik, son günlerde büyük bir dert olarak karşımıza çıktı. Kafkasyalılardaki bölünme, Ankara Derneği’nin bir genel kurulunda bir gencimizin, artık Kafkas adını bırakıp, derneğimize Adıge-Abhaz Derneği diyelim önergesi verecek kadar tehlikeli noktalara ulaştı. Kaynak Rusya tabii. …SSCB tüm dünyada enternasyonalizm propagandası yaparken, diğer yandan Kafkas halklarını atomlarına ayırdı. …Bu ülkeye çok şey verdik, ancak TC yönetimleri dilimize, kültürümüze bile tahammül edemediler.”

Georgi Ançabadze (Açba): “…Kafkas-Rus savaşları Rusya İmparatorluğu’nun tarihindeki en uzun ve pahalı savaş olmuştur. Her yıl 2500 kayıp verdiler ve bütçenin 1/3’ü bu savaşta harcandı.”

Anzor Kuşhabiyev: “SSCB döneminde yapılan Kafkas Savaşı ile ilgili araştırmalar ideolojik idi. Savaş yayılmacı olarak değil, savunmacı olarak yansıtılıyordu. Kafkas halkları fanatik Müslüman, geri halklar, kötü insanlar olarak propaganda edilmiştir. Daha pozitif bakanlar, anti emperyalist ve sömürge karşıtı bir bakışa sahip oldular. Sürgün, Osmanlı ve fanatik Müslümanların bir ajitasyonu olarak gösterilerek temize çıkartılmaya çalışılmıştır… Savaşın başlangıcı 1763 yılı olarak kabul edilebilir. Bu tarihte Kabardey feodalleri ile Rusya arasında şiddetli çatışmalar başlamış ve 1825 yılında Yermolov’un Kabardeyler’i yenmesiyle Adıgeler Batı Çerkesya, Çeçenya ve Dağıstan’a sürülmüşlerdir. 1864’teki büyük sürgünle Çerkesler’in % 90’ı anavatanları dışına çıkartılmışlardır.”

Fethi Güngör (oturum başkanı): Özellikle A.Kuşhabiyev’in Kafkas-Rus savaşı yerine “Kafkas Savaşı” terimini kullanmasından rahatsız olarak: “Rusya’dan gelen dostlar kavram kargaşası yaratıp, Kafkas Savaşı terimini kullanmaktan artık vazgeçsinler. Sanki Rus Devleti’nin hiçbir suçu yokmuş da Kafkasyalılar birbirleriyle savaşmışlar gibi konuşuyorlar.”

Lela Çamagua: “Sovyet döneminde Stalin ve Beria gibi Gürcü kökenli yöneticilerin desteği ile Abhazya’nın kolonileştirilmesi başlatılmış ve Sovyet sonrası daha da faşizan yöntemler kullanılmıştır. 1992’deki işgal girişimi kardeş Kafkas halkları ve diasporadan gelen kahraman kardeşlerimiz sayesinde kazanılmıştır. Hepinize minnettarız. Kafkas Halkları Konfederasyonu, Şamil Basayev ve onun gibi kardeşlerimize teşekkür ediyor, saygı duyuyoruz biz Abhazyalılar.”

Almir Abreg: “…RF ekonomik gerekçeler öne sürerek federal yapıyı üniter hale sokmaya çalışıyor. Kuzey Rusya’da birkaç bin kişilik nüfuslara sahip halkların tüm hakları referandum ile ellerinden alındı. Diaspora ve Kafkasya’daki kardeşlerimiz sayesinde buna izin vermeyeceğiz. Yüksek Rus bürokratları halkların geleceğini hiçe sayarak varlıklarını yok etme planından vazgeçmeyecek. Bu nedenlerle kim ne derse desin, anavatanımızın sahibi olan diaspora Kafkasyalıları olarak sürekli gelişmeleri takip edip, örgütlü tepkinizi koymaktan vazgeçmeyin. Zorbalık Rusya devlet yönetiminin siyasi kültürüdür; güç faktörü her zaman Rusya’da geçerlidir.”

Fatma Tlisova: “…Rusya’da fikir özgürlüğü ve hür basın yok. K.Kafkasya’da her şey daha da kötü durumda. Yönetimlerin saklaması gereken çok şeyleri var. Gazete editörleri yönetimlere bağlıdır ve Moskova’da uygarca yapılan şeyler bizim bölgemizde kaba ve gözü kapalı şekilde, yerel halka ve doğruyu yazmak isteyen basına güç kullanılarak çözümlenir ve bu doğal sayılır. Basın şu şekillerde susturulur:

-Sansür

-Yolsuzluk ve rüşvet

-Güç kullanımı

-İşkence

-İzolasyon ve bilginin saklanması

Adıge halkı soykırıma tabi tutulmuştur. Bu soykırım siyaseti günümüzde de sürmektedir. Bu yapılanlar Rus milliyetçi politikasının doğal araçlarıdır. Nalçik’te bu baskı ve zulme karşı yapılan başkaldırı devlet tarafından terör olarak nitelenmiştir. Doğruları her hal ve şartta söylemeye devam edeceğiz… Düşünce, konuşma ve toplum özgürlüğü Adıge halkının bileşenleridir.”

Natella Akaba: “..SSCB döneminde Sovyet halkları kastlara bölünmüştür. Ayrıca Gürcü kökenli Sovyet yöneticileri sürekli olarak Abhaz halkının aleyhine çalıştı. 1922’de bağımsız bir SSC olan Abhazya 1931’de Gürcistan’a bağlı hale getirildi ve karşı çıkan aydınlar yok edildi. 1992’de Le Monde Diplomatique gazetesinde, ‘10.000 Abhaz gencini yok edersek Abhazlar’ı yok ederiz’ diye demeç veren Haindrava, bugün başka şeyler söylese de soykırım politikaları devam ediyor.

Arabulucu dünya güçlerinin ana amacı, çok önceden karar almış oldukları, Abhazya’yı Gürcistan’a bağlama senaryosunu bize asla kabul ettiremeyecekler. Abhazlar’ın asimilasyonuna giden bu yolu bize kimse kabul ettiremez.”

İshak Kuçukov: “…RF federal hukuku, hukukun uygulayıcıları tarafından sürekli olarak saptırılmaktadır. Kafkas halklarının güçsüzlüğünden istifade ederek, hukuk dışı muameleleri layık görmektedirler. Bizim gücümüz ve sorun çözme yeteneğimiz ‘birlik’ olmaktan geçer.”

Hasan Kanbolat: “…Moskova bir günde kurulmamıştır… Bu salonların danslarımız olmadan da dolacağı günler gelecektir… Gürcistan en geç 2011’e kadar G.Osetya ve Abhazya sorunlarını çözmek zorundadır. AB’ye üyeliği hedef olarak koyan ve yönünü batıya dönen Gürcistan’ın başka seçeneği yoktur. Rusya Karadeniz’de Kuzey Batı Kafkasya kıyılarına sıkışmıştır. Yani bugün bu bölgenin önemi eskisinden de fazladır. Karadeniz’de Rusya’nın boşalttığı yeri doldurması gereken Türkiye hala ‘uyuyan dev’ olmaya devam ediyor.”

Yuliya Latinina: “…Rusya’da Kafkasya’yı elde tutmayı becerebilecek bir ordu yok. Para en önemli faktör orduda. Putin’in itiraf ettiği gibi ‘1.400.000 nüfuslu Rus ordusunda Çeçenya’yı ele geçirebilecek 55.000 kişi bulunamadı.’ Rusya Kafkasya’yı para ile yönetmeye çalışıyor. Bu paralar ‘çalınmak üzere’ konmuş. Hırsızlıklar durdurulamıyor. Rusya’da halk üçe bölünmüş durumda:

-Bütçeden çalanlar

-Askerler ve askeri hırsızlar

-Fakirlik içinde yaşamaya çalışan çoğunluk

Bu düzenin garantisi olan milisler her tür hareketlerinde serbestler ve karşı çıkanların adı da belli: TERÖRİSTLER!”

Lev Panamarov: “…İnsan hakları konusunda tüm dünya 11.09.2001’den beri kötüye gidiyor. Hükümetler, organizasyonlar ve devlet kurumları yalanlar söyleyerek insan haklarını kısıtlıyorlar. Durum Rusya’da yönetimin KGB odaklı insanlardan oluşmasıyla daha da kötü durumda… Putin ve adamları “zorbalık ve güç kullanımı” dışında yönetim şekli bilmemektedir. Bu kötü durumun Kafkasya’daki yansıması ortada.

Devlet bu topraklarda, kendi topraklarında ‘terörist’ faaliyetlerini sürdürmektedir. Rusya’nın her yerinde ‘yolsuzluk’ vardır. Kafkasya’da yaşanan olayların özü sürekli olarak saklanmaktadır. Yönetimler sürekli hırsızlık yapmakta ve halkı hiçe saymaktadırlar. 2500 ruble (yaklaşık 90 USD) ile insanca yaşamak mümkün değildir. Sisteme karşı gelenler artmaya başladı ve miting, yürüyüş, toplantı yapan insanlar sadece çözüm istiyorlar. OMON’lar ise her tür olaya sadece sertlik ve harekatla karşılık veriyor. Bunların cezalandırılması gerekli… Sonuna kadar bunların takipçisi olacağız.”

“Bölge yöneticileri de OMON’la aynı barbarlıkta davranıyorlar.” (Y.Latinina)

Anzor K’eref

Sayı : 2006 06

Yayınlanma Tarihi: 2006-06-01 00:00:00