İleri Bir Saatte Buluşalım!

0
913

“Faşizm iki insan arasındaki ilişkide başlar” demiş, Simone de Beauvoir, yani bir kadın…  

Her türden hiyerarşinin şiddet ürettiği bir gerçek ama cinsiyetler arası hiyerarşinin en ağır şiddeti ürettiği daha da tartışılmaz bir gerçek.  

Her gün bir başka kadının en vahşi, en ilkel gelenek, görenek ya da inançlara kurban edildiği bir toplumda şiddetin ölümcül olanlarının dışında kalanlar kuşkusuz “hafif” geliyor çoğumuza. Ama en “hafif”inden sayılanlar bile en kötücül şiddetin zeminini, perde arkasını, bereketli topraklarını işaret ediyor.  

Çünkü cinsiyetler arası hiyerarşi yalnız bireysel ilişkileri belirlemiyor. Başta siyaset ve iş dünyası olmak üzere yaşamın her alanını belirliyor, tanımlıyor, yönetiyor. “İktidar”, cinsiyetten geçiyor! İktidar aracı olarak kullanılan cinsiyetçi silah, diğer bütün değerleri; aklı, zekayı, birikimi, etiği ezip geçiyor. Aynı cümleler bile olsa, söyleyenin sesi, vurgusu, görünümü söylenenlerin önemini bile azaltıp çoğaltmaya yetiyor. Ve sanılanın aksine, bu “erkek iktidarı”, eğitimli, aydın, demokrat, ilerici gibi tanımlarla ifade edilen ‘rafine’ grubu dışında bırakmıyor. Ama yöntemlerini değiştiriyor. Daha akılcı, daha sinsi, hatta daha da etkileyici yöntemlerle ‘yok etmeye’ devam ediyor. Belki öldürmüyor ama yok ediyor; dışlıyor, sindiriyor, yıldırıyor! Belki en yaralayıcısı da bu oluyor. Direnmeyi seçen kadınların sürekli kollayarak yaşamak zorunda kalması, ödedikleri bedelin en hafifi oluyor.  

Simone de Beauvoir’ın ‘faşizm’ tanımı, yaşadığımız dünyanın en temel gerçeği olarak bugünlerde hep gözümün önünde asılı kalıveriyor. Katiller, yasaların tanımına sığmıyor. Yaşamsal katiller, sosyolojik katiller, ruh katilleri etrafımızı kuşatıyor. Soğukkanlı, kibar, eğitimli ve saygın! Ve tehlikeli! Daha stratejik, daha analitik, daha profesyonel ve daha kamufle…  

Oysa iktidar, daima iktidarsızların hedefi olmuştur! O nedenle kadınlar iktidara talip değildir. Onlar için iktidarın tercümesi üretim ve direniştir. Bedenlerinde ve beyinlerinde, doğarken getirdikleri gücü, doğadan alırlar. Doğuma hazırlıklıdırlar. Doğum sancısına ve acısına! Çünkü üretmenin acı verici olduğunu genetik kodlamalarından bilirler. Üretmeye programlıdırlar; tüketmeye, yok etmeye değil. Her tür ortak üretime hazırdırlar. Kendilerini korumaya da!  

Eğer yok etmeye, tüketmeye başladılarsa bu; onlara öğretilendir. Ama yok ettikleri zaman bile, kendilerine saldıranlara yönelir yok edicilikleri.  

Evet, faşizm iki insan arasındaki ilişkide başlar! Sürdüren biz olmamalıyız! Faşizmi üretmemeliyiz. Eğer Murathan Mungan’ın dediği gibi; “En yakınımızdakiyle bile saat farkı varsa aramızda”, saati geri almamalıyız.  

İleri bir saatte buluşmalıyız! Umarım ileri bir saatte buluşabiliriz!  

 

Sayı: 2006 12