Krizin Gölgesinde yerel seçim

0
12

Türkiye yerel seçim döneminde. Dünyanın her köşesini etkisi altına alan global krizin çok ciddi yansımaları yaşanırken üstelik. İktidarın en yetkili ağzı ‘bize teğet geçer’ derken iktidarın ittifak güçlerinden söz ediyordu, teğet ve kirişi karıştırdığı sanılmasın. IMF anlaşmasının dayatıldığı, iş çevrelerinin oluşturduğu borç yükünün dar ve orta gelirlilerin sırtına yüklenmesi için hazırlıkların sürdüğü, işsizliğin hızla arttığı bir dönemde yerel seçimler yapılacak. Sorumlusu olmadıkları krizin yükünü omuzlamaya zorlanan kesimlerin, ekonomik, demokratik ve kültürel hak taleplerini yükseltecekleri bir dönem olacak seçim dönemi.

Türkiye 2007 de genel seçim yaşamıştı. Çerkesler Türkiye diyaspora tarihinde bir ilke imza atarak farklı bir yönelim sergileyeceklerini işaret ettiler. Temsili demokraside ‘oy’ un bir güç olarak kullanılabileceğinin farkında olduklarını gösterdiler. Yerel seçimlerde, Türkiye geneline uygun şekilde her sosyal tabakadan Çerkes’in varlığı dikkate alınırsa, krizin faturasına yönelik tavırların yanı sıra yine demokratik ve kültürel haklar sorgulanacaktır. Krizin etkilerini dar ve orta gelirlilerin daha hafif yaşamasının koşullarından birinin daha fazla demokrasi olduğunun bilinci ile kullanılacaktır ‘oy’ lar.
Dernekler

Derneklerin siyasetle uğraşması yasaktır. Ülkenin üzerine kara bir bulut örneği çöken 12 eylül cuntası ve destekçileri (siyaset ve iş çevreleri), dikensiz gül bahçesi örneği yeni bir Türkiye modeli oluşturur ve uzun vadeli hesaplar yaparken, anayasacı yandaşlar da yasal çerçeveyi oluşturmuştu. Bu işin teorisi, pratik ise şudur; her seçim arefesinde derneklerimiz siyasilerce ziyaret edilir. Tesadüfen seçim öncesine denk gelir ziyaretler.
Seçimler biter, siyasetçilerin ayağı derneklerden kesilir. Seçim yasağını, gönüllü denetleyici dernek üyeleri sürdürür: ‘Siyasi paltonuzla derneklere girmeyin’. 
Seçimlerde, etnik kimliğimizi meydanlarda yüksek sesle reddeden partilerden de; parti programı ile etnik kimlikle işi olmadığını belli eden ama ‘kültürlerini korusunlar’ yaklaşımı ile oy avcılığı yapan partilerden de Çerkes adaylar söz konusu olur ve bir şekilde destek de verilir. Adayın Çerkes oluşu siyaset üstü bir hava yaratır sanki.

Bir başka parti adayı ya da bağımsız adaylar çıkar, sesleri çıkmayanların kendilerini özgürce ifade etmesinden, demokrasinin yetersizliğinden, memleketin zenginliklerinden insanların eşitçe yararlandırılmadığından söz eder, bizi etnik kimliğimizle tanıdığını yüksek sesle ifade eder, ‘oy verelim’ deriz, sesimizi yükseltiriz, birileri der ki ‘aman ha, zaten oy verelim diyenler bir avuç, bakmayın siz onlara’.
Doğrudur, etnik kimliğimizin kabul şartını, taleplerimiz olabileceğini, olması gerektiğini, demokrasinin daha fazlasının gerekliliğini, onlarca yıldır bir kandırmacanın sürdüğünü haykıranlar bir avuçtur gerçekte. Türkiye geneline benzer yani. Ama daha fazla olacakları öylesine bellidir ki bunu geciktirmek için tepki vermek gerekir.

Talebimiz olmalı

Genel siyasi yapı içinde etnik kimliklerin durumu demokrasinin gelişmişlik düzeyine sıkı-sıkıya bağlıdır. Programına ‘daha fazla demokrasi’ vaadi koyan bir parti, etnik kimlik ve o kimliğin ifadesi için gerekli tüm kültürel-demokratik haklar için gerekenleri programına koyar.
Ve Genel – Yerel bütün seçimlerde; önlerini ilikler ve gelir siyasiler, ‘bize oy verin’ derler, vaadlerde bulunurlar. Biz de pozisyonumuz gereği talep etmeliyiz.
Kendi adaylarımızı çıkarmak da bir girişimdir. Bunun için uygun partilerle görüşülebilir, olmadı yoğun yerleşim bölgelerinde bağımsız adaylar çıkarılabilir ve demokrasi yanlısı güçlerle ittifaklara da girilebilir. Kısaca bütün seçeneklerin değerlendirilmesi gerekir. Ama bütün Çerkes adaylara oy verin kolaycılığı ile, örneğin ırkçı-milliyetçi parti adayı “Çerkesi” desteklemek bir seçenek değildir.
Abhazya ve Güney Osetya’nın bağımsızlığı, kimliğimizin/bütün kimlikerin resmi düzeyde tanınması, köy isimlerinin iki tanımla anılabileceği, anadil konusundaki açılımlar -gerek eğitim, gerek yayın, gerek üniversitelerde kürsü vb.-, Çeçenya’da onurlu barış gerekliliği, diyasporik halkın anavatanı ile ilişkilerinin önemi, çifte vatandaşlık, soy isimlerin engelsiz kullanılabilmesi, .. gibi ve diğer kültürel-demokratik konularda samimi yaklaşımlarda bulunan adaylar ve partileri tabi ki destek görecektir.

Varlığımızı tanımayan, haklarımızdan söz etmeyen, bizi bu ülkenin eşit haklara sahip ama farklılıkları olan yurttaşları olarak görmek istemeyen, dilimizi-kültürümüzü koruyup geliştirmek için gerekli şartların olgunlaştırılmasını programına almayan, askeri vesayet yanlısı, din bezirganı, ırkçı-kafatasçı parti adaylarına ise verecek oyumuz olmamalı.
Gözümüzün önünde gerçekleşiyor partilerin yaklaşımları; onlarca sivilin katledildiği Filistin konusunu iç siyasete malzeme yapmaktan çekinmiyor iktidar; vatandaşa kömür, beyaz eşya dağıtıyor, tesadüfen seçim arefesinde, Kürtçe tv ile “açılım” yapıyor; ana muhalefet partisi ise çarşaf ve Kuran kursu “açılımı” na giriyor. Kısaca “açılım” oy derdinden kaynaklanıyor. Oy için herşeyin geçerli olduğu bir ortamda, bizlerin pozisyonumuzu yeniden değerlendirmemizde yarar vardır.

Kriz

İktidar IMF ile yapacağı anlaşmayı geciktiriyor. Ülke kaynaklarının hortumlanması olarak özetlenebilecek IMF anlaşmalarının yükünün dar ve orta gelirlilere çektirildiği artık çok açık. Yine bu talep var. Diyor ki işveren çevreleri; biz bu borcu kumar oynayarak oluşturmadık, üretim yaptık, istihdam yarattık, ihracat yaptık, şimdi borç var, imzalasın hükümet anlaşmayı, borcu ödesin Türkiye’. Nasıl ödenecek borçlar? Yıllardır söylenen meşhur laf, ‘kemer sıkma’. Kimin kemeri dersiniz? Şimdi deyim değişti, ‘ümük sıkma’, kimin ümüğü dersiniz?
O kadar açık ki pazarlık. İşveren çevreleri açıkça ‘imzala IMF anlaşmasını ve oluşturduğum borcu Türkiye’ye ödet’ diyor hükümete. Başbakanının beklediği şey vatandaşın ümüğünü kurtarmak değil, kendi ümüğünün derdinde, yerel seçimler için hovardaca harcamasını yapmalı, yoluna koymalı planladıklarını, sonra imzalayacak tabi ki. 

Borç

Türkiye’nin dış borcu:                     
2003 başında 129.6 milyar dolar,                                                                                  
2008’in haziran ayı itibariyle 284.4 milyar dolar.
Borç tutarının neredeyse tamamı özel sektör borcudur.

Kriz ve sonuçları

-Bir yıl içinde 400.000 kişi işinden oldu,
-Kapanan işyeri sayısı artışta,
-Toplu işten çıkarmalar, ücretsiz izin uygulaması,
ücret indirimleri söz konusu.

Zamlar:

-1 Ocak 2008’den itibaren Doğalgaz %72, Elektrik %57.
-Ekmek %30, Makarna %38, Kırmızı et %15,
Margarin %16, Patates %8, Kuru fasulye %33,
Mercimek %118, Toz şeker %16, Çay %12,
Pirinç %48, Bulgur %53.

Asgari ücret:

-İlk altı ayda 16 yaşından büyükler için net 527,13 ytl,
İkinci altı ayda net 546,48 ytl.
-2009’un ilk altı ayı için %4.3,
İkinci altı ayı için %4.1 artış.

Açlık sınırı:

-Aralık 2008 itibarıyla Açlık sınırı 750 ytl,
Yoksulluk sınırı 2 bin 500 ytl.
-SSK kayıtlarına göre; 6 milyona yakın çalışan
750 ytl altında ücret alıyor.
15 Şubat 2009 Pazar günü İstanbul Kadıköy’de “Krizin Bedelini Ödemeyeceğiz; İşsizliğe ve Yoksulluğa Karşı Birleşik Mücadele! Emek ve Demokrasi Mitingi” gerçekleştirilecektir.
İşçileri, emekçileri, işsizleri,
Ayın sonunu getiremeyen emeklileri,
Tencere kaynatmakta zorlanan ev kadınlarını,
Geleceği karartılan gençlerimizi, kadınlarımızı,
Yok edilmek istenen çiftçilerimizi ve tarım emekçilerini,
İşsizliğe, yoksulluğa, pahalılığa karşı
Omuz Omuza İstanbul’a,
Kadıköy Meydanı’na davet ediyoruz.
Krizin Bedelini Ödemeyeceğiz!
Haydi Türkiye!
DİSK, TÜRK-İŞ, KESK

Sayı : 2009 02

Yayınlanma Tarihi: 2009-02-01 00:00:00