Açılım Konuşulurken

0
7

Erhan Hapae
Kaf-Fed’in çeşitli cılız beyanlarından ne demek istediği pek anlaşılmıyor. “STK olarak neden bizi çağırmadılar? Birlik bütünlüğe her zaman destek olduk ve olmamız gerekir. Bizler hiçbir zaman sorun çıkarmadık” filan gibi yeni hiçbir şey söylemeden, eski resmi söylemleri mırıldanıp CHP genel merkezini ziyaret ediyorlar. Hemen çıkış sonrası ise ‘iktidar partisi bizi hala görüşmeye çağırmadı’ diye biraz sitem eder gibi yapıyorlar.
CHP’yi ziyaret etmelerinde bir yanlışlık yok elbette, görüşebilirler, ama CHP’nin ne olduğunu kavrayarak gidiyorlarsa tabi. Bunun biraz farkında olmak gerekiyor çünkü sayın Baykal; Dil bizi böler, diyor bu gün. Bunu kuruluşundan beri söyledi bu parti. (ŞİP) Şark Islahat Planı’nı çıkarıp uygulayan ve her yıl belirli sayıda Kürt’ün batıya sürülerek asimile edilmesine uğraşan parti yani. Bu gün Türkiye, devlet yapılanmasında var olan kusurların büyük bir kısmı bu partinin eseri. Ecevit işi savsaklayıp biraz halka yanaşarak bizi bir on yıl aldattı. Baykal ise aslına döndürdü. Bunun farkında olarak gidip görüşüyorlarsa mesele yok ama pek sanmıyorum.
Bu böyle, bir de internette çeşitli mail gurupları arasında yazışmalarda bir şaşkınlık var ve pek bir şey söylenmiyor. Söylenenlerin en cesuru ise ‘hani bize, hani bize’ türünden ve meseleyi kavramaktan uzak yazılar.
Dönüş çok başarılı olsa ve yüz binlerce insan Çerkesya’ya dönse dahi bu ülkede bir-iki milyon Çerkes yaşamaya devam edecek gibi görünüyor. Ve bu mesele ne kadar doğru çözülürse, bütün Türkiye halkının olduğu gibi, bu kalan Çerkeslerin de hayatına olumlu etkiler yapacaktır. Kalanlardan bize ne denemez. Herhalde kalanlar da bizi biraz ilgilendirir. Bu böyle ise, Türkiye vatandaşları olarak bizi çok sıkı bir şekilde ilgilendirir bu mesele. Eğer öyle ise bu konuda bir görüş oluşturmak gerekir diye düşünüyorum. Ben Kürtler konusunda biz Çerkeslerin herhangi özgün bir görüşünün olduğunu sanmıyorum. Kurumlarımız hangi siyasi görüşün sahibi olurlarsa olsunlar, ağızlarından çıkan genel beyanat “o gün devlet neyi söylüyorsa” onu tekrar etmekten ibarettir. Buna bir görüş denemez.
Kürt kanaat önderlerinin bir kısmı, Kürtler dışındakilerin teferruat olduklarını dillendiriyor, sonra ne dediklerinin farkına varıp, onların da hakları olmalı elbette diye biraz düzeltmeye çalışıyorlar. Bu bizim arkadaşları celallendiriyor hemen. Diğerlerinin muhacir olması nedeniyle ve dönebilecekleri toprakları var düşüncesiyle söylüyorlar söyleyeceklerini muhtemelen. Bir de demokratik herhangi bir muhalefetin içinde bu son yüz elli yılın göçmenlerinin hiç yer almaması da söyletiyor olabilir böyle şeyleri. Ancak yine de doğru bir yaklaşım değil bu. Bu onların kusuru.
Bu onların kusuru da, biz ne diyoruz peki. “Onları dövmeyin, onlara sövmeyin, haklarını verin, rahatça geliştirsinler dil ve kültürlerini” filan mı? Öyle diyenimiz var mı? Var da ben mi rastlamadım.
Bu konu üzerinde biraz duralım.
Bu mesele bir demokratik çözüme kavuşursa AB standartlarında bir demokratik değişimin eseri olacak. Yani Bolşevik devrimin milli mesele konusundaki merkezden çözümleri gibi değil, birinci harp sonrası Ortadoğu haritasının çizilmesi gibi değil, Danimarka, Belçika benzeri ülkelerin özgürleştiği dönemler gibi değil. Çözüm AB normlarında, mesela İspanya veya İngiltere de olduğu gibi bir şey olacak. Demokratik haklar sadece Kürtler için gelmeyecek, tüm farklı kültürler için olacak kaçınılmaz olarak ve ülke çok güzelleşecek.
Ve bu, çok uzun bir süre almayacak. Onun için Çerkeslerin tutup statükoyu savunur hale düşmeleri yanlış olur. Ne menfaat gördüler ki mevcut durumdan? Dillerini koruyabildiler mi, zenginleştiler mi, özgürleştiler mi?
Belki bir küçük kesim, bürokrat olarak hazineden geçinmiş olabilir (ki bu, mesela Rumlar için söz konusu bile değil) evet ama Türkiye Çerkesleri genel olarak epeyce yoksullar. Derneklerinin hallerine bak anlarsın durumu. Zenginlerin derneği bizimkiler gibi mi?
E o zaman bize ne statükodan.
Çerkesler demokratik değişimden yana olmalılar.
Diğer yollar yenilgidir.
CARI

Sayı : 2009 10

Yayınlanma Tarihi: 2009-10-01 00:00:00