“Tanklarla ezmeden geçemezler”

0
13

“Tanklarla ezmeden geçemezler”
Eksi 4 derece soğukta birbirine sıkı sıkı sokulmuş Türk, Çerkes, Laz, Kürt, Boşnak işçiler. Emekçilerin önüne konmuş ırk, dil, din gibi tüm yapay barikatları aşmışlar. Şimdi sırada 4C var. “Biz kazanırsak ülkemizdeki diğer kamu çalışanları da kazanacak. Bizi tanklarla ezmeden geçemezler” derken vurgularındaki kararlılık hiçbir tereddüde yer bırakmıyor.
 
Ahmet Cevat Benk – (Jıneps Ankara Temsilcisi)
Türkiye’nin başkenti Ankara’da, Ankara’nın tam göbeğinde Sakarya caddesinde iki ay önce kurulmuş; naylon ve brandadan oluşan, odun sobaları ile ısıtılan; seyyar leğenlerden lavaboları, kırık ayaklı masalardan sofraları olan bir gecekondu semti var.
İki günde bir çadırların önünden geçiyorum. Geçen haftaki geçişimde -4 derece soğukta birbirine sıkı sıkı sokulmuş Türk, Çerkes, Laz, Kürt, Boşnak Türkiye’nin her renginden insanlar gördüm. Irkçı söylemlerle birbirine karşı kışkırtılmaya çalışılan insanları sınıf mücadelesi birleştirmiş.
Bir çadıra sokuldum, kendimi tanıttım, birisi ekmek birisi çay uzatıyor, akrabalarını görmüş gibi davranıyorlar. ‘Hal hatır’dan sonra en çok neye ihtiyaçlarının olduğunu sordum. Güldüler… “Sağ olsunlar Ankaralılar bize bakıyor, aç bırakmıyorlar, aç değiliz” dediler, ardından da  “Ancak, gördüğün gibi üşüyoruz, battaniye ihtiyaç” diye eklediler.
Aradan bir hafta geçti. Çadırkent daha da genişlemişti. Merak ettim. Çerkesler’in Tekel direnişine duyarlılığı nedir diye… İlk önce Hatay çadırında bir Çerkesin olduğunu öğrendim. Onu bulmuşken hemen bir röportaj yapmak istedim. Röportaja başladıktan sonra duyan başka Çerkesler de geldiler. “Ne kadar Çerkes var eylemde” diye sorduğumda “çok ama kaç tane olduğunu bilmiyoruz” dediler. Ancak; Tokat ve Samsun çadırında oldukça fazla olduğunu söylediler. Sonra araştırdım Türkiye’de Çerkeslerin nüfusa oranı ne kadar ise, Tekel işçilerinin içinde de o kadar Çerkes varmış. Bir bölümüyle hatıra fotoğrafı da çektirdik. Daha sonra Mithat Erkuş’la röportaja devam ettik.
Mithat Erkuş, Hatay Reyhanlı doğumlu. Baba Abaza ve Agaçe ailesinden, anne Adıge-Abzah ve Tuğuj ailesinden. Kendisi ana dilini kullanmayı tercih ediyor. Üç kız, üç erkek, altı çocuğu var. Tam 59 gündür Tekel direnişinde, sadece 3 gün memleketine gitmiş. Diğer günler Ankara’da. Hatay Tekel işçileri direniş çadırında yaşıyor. Günlerdir kamuoyunun gündeminde olan tekel grevini bir Çerkes gözü ile Mithat Erkuş anlattı. 
-Nedir sizi karda kışta burada durmaya zorlayan neden? 
-Tabi ki 4/C 
-Nedir bu 4/C 
-4/C işsizlik demek, güvencesizlik demek, kimliksizlik demek, yoksulluk demek, aldatılmışlık demek. 
– ‘Kimliksizlik’ten neyi kastediyorsunuz? 
Yeni biriyle tanıştığınızda adınızı ve ne iş yaptığınızı söylersiniz. Doktorsanız doktorum, Tekel işçisi iseniz Tekel işçisi, çiftçiyseniz çiftçiyim dersiniz. Düşünün biz 4/C yi kabul etmiş olsak bizi nereye verecekleri belli değil. Ne zaman işten atacakları belli değil. Demek ki işimiz belli değil, elimizi uzattığımızda yüzümüz kızaracak kimliğimiz olmadığından. Yüzümüzün kızarmaması için mücadele ediyoruz. 
-Hükümet zaman zaman açıklamalar yapıyor, kamuoyunun da kafası karışıyor. Örneğin hükümet; “İşlerini garantiliyoruz. Hesaplarına 30-40 bin lira yatırıyoruz” gibi açıklamalar yapıyor, yalan mı söylüyorlar? 
-Efendim olur mu öyle şey? Yatırdıkları para bizim kıdem tazminatımız. Bizim kazanılmış hakkımız o para, bir bağış falan değil ki… Zaten her çalışana, işten atıldığında ya da emekli olduğunda verilmek zorunda. ‘İş güvencesi’ dedikleri ise 11 ay çalıştırma sözü. Bunları hukuksal güvence altına almıyorlar ki. Sadece söz, şimdi başlatır yarın atarlar… 
-Yani hakkınızın yasa ile garanti altına alınmasını istiyorsunuz.
-Tabi ki. Ayrıca bu  4/C ve özelleştirmeler ve mağdurları konusu hükümet konusu değil ki, hükümet bu konuda taşeronluk yapıyor. Türkiye’deki KİT leri ve doğal kaynakları pazarlayarak elde ettiği gelirin bir kısmını kömür ve sosyal yardım adı altında yoksul halka dağıtmak ve bu yöntemle yeniden seçilip talanı devam ettirmek için var. 
-4/C yi uluslararası tekellerin mi dayattığını söylüyorsunuz? 
-Elbette, yoksa hükümet bu kadar direnir mi 10.000 işçi için… 
-Peki tekel neden bu duruma geldi sizce? 
-Gayet açık. Uluslararası tekeller ekonomimizi belirliyorlar. Şu anda borsa 50 binlerde, dolar  1500’lerde. Uluslararası tekeller, hükümet kendilerine boyun eğmezse tıpkı Ecevit hükümeti gibi 15 günde bitirirler. Bir günde borsaya dip, dolara tavan yaptırırlar. Küreselleşme adı altında saldırıp yönetiyorlar. Öncelikli yem bizim gibi ülkeler. Önce ekonomimizi batırıyorlar, batırıyorken de çıkartırken de kazanıyorlar. Batırıyorken daha fazla kazanıyorlar. Örneğin; bir kriz çıkarttıklarında hemen yüksek fiyattan borsadan satışa başlıyorlar, sonra elde ettikleri paralarla ucuz olan dolardan alıyorlar. Yani yüksek fiyattan hisse satıp düşük fiyattan dolar alıyorlar. Bu arada borsa dibe vuruyor, dolar tavana çıkıyor. Sonra ‘eyvah’ feryatları yapıyorlar. Peşinden IMF’yi gönderiyorlar. IMF borç para veriyor, açıkları borçla kapatıyorlar. Kaçan para bizim gibi çalışanlara yazılıyor, cefasını biz çekiyoruz. Sonra Erdoğan gibi bir kahraman buluyorlar. O kahraman ekonomiyi ve halkı kurtarıyor.
-Nasıl yani? 
-Şöyle, eli kolu bağlı ve her denileni yapmaya hazır bir başbakan var ortada. İster Irak’a asker göndertin, ister Ortadoğu’daki sorunlarınızı  çözdürtün. Her şeyi yaptırırsınız. İstediklerinizi yaptığı sürece ekonomisiyle borsası ile doları ile oynamazsınız. Ama bir gün istediğinizi yapmazsa bir gecede kredi kuruluşlarının notu b eksiye döner. Oylar yüzde iki buçuğa iner.
-Siz özetle tekel işçilerinin sorunlarını globalizm mi çıkarttı diyorsunuz ? 
-Tabi ki. Bakın Türkiye’de 5-10 yılda bir kriz çıkartılıp IMF gönderilir, IMF yeniden yapılandırır ekonomiyi, alacağını tahsil edebileceği gibi… 
-Bunun tekelle ilgisi ne ? 
-Tekel’le ilgisi şu; önce denetimsiz ve kalitesiz tütün ektirdiler, sonra bunları depolara doldurtup beklettiler, sonra sigara fabrikaları zarar ediyor diye sattırdılar. Amaç piyasayı yabancı tekellere teslim etmekti ve ettiler. Şimdi biz ellerinde kaldık. Bizi de bir şekilde başlarından atmaya çalışıyorlar. 
-Siz olsaydınız ne yapardınız? 
-Kaliteli tütün ektirirdim. Tarlada denetlettirirdim. Tekel fabrikalarını modernize ederdim. Yabancı sigara piyasasını azaltır, paranın köylümüze ve işçimize gitmesini sağlardım. Bu sadece tütünde değil diğer tekel ürünlerinde de böyle… 
-’Devlet işletmecilik yapmaz’ tezine siz nasıl bakıyorsunuz? 
-Bu sadece AKP’nin anlayışı değil, global sömürü düzeninin tezi. Bilimsel düşünün. Bir işyerinin başarısı ya da başarısızlığı, işyeri sahibinin kamu ya da özel sektör olması ile ilgili değildir. Tamamen kurduğunuz sitemle ilgilidir bu. Koç da, Sabancı da kendilerine sistemler kurmuşlardır. Ama hiçbiri işyerlerinin başında durmaz, sistem işler. Kamu iyi bir sistem kurarsa hiçbir sıkıntı olmaz. Geçmişten örnekler de verebiliriz. Et Balık Kurumu, SEK, Sümerbank gibi kuruluşlar Türkiye’nin gözde kuruluşları idi. Çok başarılıydılar, ama satıldılar, yok edildiler. Bakın etin kilosu 30 bin lira oldu. EBK olsaydı olur muydu? SEK ve EBK olsaydı tarım biter miydi?
-Anlıyorum. Peki 59 gündür ne yiyor ne içiyorsunuz ? 
-Ankara halkının sayesinde yaşıyoruz. Bizi hiç aç bırakmıyorlar.
-Türk-İş vermiyor mu yemeğinizi? 
-Yüzde doksanını Ankara halkı, yüzde 10 unu sendika karşılıyor. İnanın ilginç destekler alıyoruz. Evlerden pasta börek getiren kadınlar, 1500–2000 adet köfte ekmek getiren esnaflar, sol-sosyalist gruplar herkes destek oluyor, sağ olsunlar var olsunlar. Şu önünü kapatıp iflas ettirdiğimiz Maydonoz adlı birahane tamamen kendini kapattı. Bizim tuvalet, yeme-içme ihtiyaçlarımızı karşılamamız için bize açtı. Buranın sahibi eylemden kısa süre önce açmış burayı, 30 bin lira da borcu varmış. Kendisinden özür dilemeye kalktığımızda gülümseyerek “Ben işçi sınıfı mücadelesi için cezaevinde yatmış bir sosyalistim. O nedenle kaybedeceklerimi gözüm görmez, sizin kazanmanız benim de kazanmam demektir” dedi. Çok duygulandık. 
Sadece o değil bir çok esnaf gönülden destek veriyor. Hatta bazıları bize geceleri işyerinin anahtarını veriyor, bir çok arkadaşımız oralarda kalıyor gece. 
-Peki ya siyasi partiler? 
-Siyasi parti temsilcileri gelip konuşmalar yapıyorlar. Ama somut bir destek yok. Daha çok sosyalist partiler koşturuyor. 
-Basının tutumunu nasıl karşılıyorsunuz? 
-Basın önceleri bizi umursamadı? Sadece Hayat Tv, Ulusal Tv sürekli bizi gündem yaptı. Bir iki gazete, Birgün, Evrensel, Gözcü, Sözcü vb. Ancak; son zamanlarda diğerleri de bizi mecburen gündemine almaya başladı. 
-Hükümetin zaman zaman ‘işçileri marjinal gruplar yönetiyor’ gibi açıklamaları oluyor. Buna ne diyorsunuz?
-Evet TKP, ÖDP, SDP, EMEP gibi partiler ve Halkevleri bizi destekliyor, sabaha kadar burada nöbet de tutuyorlar. Hatta gece üstü açılan işçilerin üstünü bile örtüyorlar. Mahallelerden yiyecek-giyecek toplayıp dağıtıyorlar bize. En büyük desteği onlardan gördük. Onlar marjinalse biz de marjinaliz. Bu söylemler aslında bir gelenek. Hani Tayyip bey her türlü düşünceye saygılı idi. Neden onları farklı ifade ediyor? 
-Burada işçiler arasında siyasal bir birlik ya da fark var mı? 
-Hangi anlamda sorduğunuzu anlamadım ama anladığım kadarı ile; burada ideolojik anlamda farklı insanlar yok. Burada hak-hukuk, işçi sınıfı ideolojisi var. Ama sistem tarafından yaratılmış suni ideolojileri soruyorsan, türbanlı-türbansız, MHP’li, AKP’li, CHP’li, BTP’li her türlü düşünceden insan var. Hiç bir sorun yok. Zaten emekçiler için konmuş barikatlar vardı, biz onları kaldırıyoruz. 
-Nedir onlar? 
-Irkçılık, dincilik vb. 
-Ne kadar işçi var burada direnen?
-Burada sürekli duran 1000-1500 işçi var. Ancak sürekli değişen, gelip gidip nöbet devralan 3500 işçi var.
-Kaç  yıldır tekelde çalışıyorsunuz? 
-12 yıldır. Eşim de 4/C’li. 8 yıl önce aynı durumla karşı karşıya idi. O zaman kaybedilmişti. Şimdi eşim mahalli idarelerde çalışıyor. O zaman tayinini çıkarttılar, hamile olduğu için kabul etti 4/C’ yi. 
-Hükümet ay sonunda müdahale edecek. Ne yapacaksınız? 
-Buradan, bizi tanklarla ezmeden geçemezler. Asla ve asla teslim olmayacağız. Yenilmeyeceğiz. Hiçbir güç bizi dağıtamaz. Bunun için Ankara halkını dağıtmaları gerekir. Ankara halkı bizim çevremizi çevirecek o gün. 
-Kadınların oranı ne burada? 
-Aslında kadınlar çok dirençli ama kadın olmaktan kaynaklı sorunları var ne yazık ki, çocuklarına da bakmak zorundalar, sık sık memleketlerine gidiyorlar. Ama şu anda oran yüzde 20 civarında. 
-Başka hangi kurumlar destek veriyor?
-Unuttuğum en önemli kurumlar kamu sendikaları, özellikle KESK ve bağlı Eğitim-sen seferberlik halinde. Her sorunumuzda yanımızdalar. Gerek yardımlarda, gerekse görüşmelerde.
-Son olarak eklemek isteğiniz bir şey var mı?
Bakın bu uluslararası bir saldırı. Biz kazanırsak ülkemizdeki diğer kamu çalışanları da kazanacak. Biz kazanırsak Yunanistan’daki işçiler de kazanacak. Biz kazanırsak Kore’deki işçiler de kazanacak. Dünyadaki işçiler kazanacak. Nasıl dünyada mal ve hizmetlerin değerini şu anda kapitalizmin yarattığı piyasa belirliyorsa, bizim emeğimizi ve ücretimizi  de biz belirleyeceğiz. Bizim belirlediğimiz emek, mal ve hizmetlerin fiyatını belirleyecek. Direnecek ve kazanacağız.
 

Sayı : 2010 02

Yayınlanma Tarihi: 2010-02-01 00:00:00