Çerkes Bir Tenor Ali Taşlo

0
18
Tıjın Çurey*

Müzik, varlığımızı ve birbirimizi anlamayı daha da anlamlı kılar. Bu işlevin bir an olmadığını veya yok olduğunu düşününüz; yaşam ne çekilmez bir işkence olurdu! Tek başına sanatın bu dalında özel yetenek çok önemlidir. Ancak salt yetenek yeterli değildir. Bu özel yetenek eğitim ve öğretimle beslenmediği taktirde kısa zamanda solacaktır. Güzel bir ses duyduğumuzda hepimiz “Tanrı Vergisi” deyip geçeriz. İşte güzel ve tanrı vergisi dediğimiz bu özel yeteneği daha güzel ve daha kalıcı ve hatta ölümsüz kılan “şey” eğitim ve öğretimdir. Toplum katmanlarında her an ve her zaman var olan özel yetenekli insanları bulmak ve onları toplumun değerleriyle özdeşleştirip evrensel platformlara taşımak ancak devletin gücü ile mümkündür. Bireysel uğraş ve özel destekle bu değerleri uzun ve kalıcı mesafeye taşımak olanaksızdır. Müzik ve dans türü önce ait olduğu toplumun değer yargılarıyla yükselir, güçlenir ve evrenselleşir. Doğaldır ki müzik ve dansın bu yolculuğunda onun en can dostu ve ayrılmaz parçası halkın ilgisi sevgisi ile aynı paralelde gelişen enstrümanlardır. İşte bu olguların himayesinde O “Tanrı vergisi güzel ses” veya özel yetenek gök kubbenin sonsuzluğunda ebediyen yankılanır. İnsan toplumlarında, dini, dili ve ırkı ne olursa olsun bu ilahi sese sahip çıkar ve onunla yaşamaya başlar.
Gezegenimizin ev sahipliğinde var olan tüm canlıların içinde algılama ve sorgulama yetisi sadece insana aittir. Onun için tüm değişim ve gelişmeler insan aklı çerçevesinde oluşmaktadır. İnsan emeğinin başat olması ise insanın insana saygısını beslemektedir. Emek, ses ve yetenek müzik ve dansın ana kaynağıdır. Bu üçgende dokunan müzik ve dansın gelişen enstrümanların eşliğinde tüm insanlığın ortak ürünü haline geldiğinde ölümsüzleşir. Her şeyi tanıyıp tanımlayan insanoğlu, iyi ile kötüyü de o belirler. Yani her şeyi “kendisi merkezli” gören ve öyle kabul eden “Ben” yani insan kendi yarattıklarını kendisi kutsallaştırır. Oysa kutsal olanda veya olmayanda insanın kendisidir. Sanatın sadece müzik ve dans bölümü değil, diğer dallarını da insan yaratısı kabul edilirse insanın insana saygısı artar.
Müzik ve dans giderek inanılmaz biçim, şekil ve sese dönüşürken, teknoloji denilen insan buluşu yaratıların küçülen dünyamızda yarattığı etki karşısında insanoğlunun kendisi de şaşkın. Hemen-hemen her konuda olduğu gibi müzik ve dans da din, dil, ırk ve ülke sınırlarını hiçe sayan evrensel bir ortak kültür haline geldi. Müziğin ve dansın icrasında kullanılan özel enstrümanların ortaya çıkışı ile o alışa gelen geleneksel özel ve hatta yerel icra tarzları adeta ikinci plana itildi. O ait olduğu toplumu coşturan, düşündüren, müzik aletleri ve okunan şarkılar, türküler ve o binbir çeşit ezgiler doğduğu yerde sıkışıp kaldılar, insana özgü insan sesi ve insan dili ise baskın kültürlerin hegemonyasında sadece “inilti” halinde varlığını korumaya çalışmaktadır. Bu bağlamda bir bütün olarak baktığımızda her şeye rağmen, genelin özeli tamamen yok edemediğini de görürüz. Her konuda değilse bile müzik ve dans kültüründe bu korunma refleksini tespit etmek mümkündür. Biz diyoruz ki, insan sesi en önemli müzik aletidir. Ses, tonu ile ayırt edilirken bugün müzikoloji bilimiyle ilgilenen otoritelerde insan sesini müzik içinde kriterlere ayırdılar. İşte elinizdeki o kitapçık da böylesi bir sesten yani Tenor ALİ TAŞLO (Teş) dan söz etmektedir. Bu sese gerçekten kulak verin ve onu dinleyin.
Pek çok araştırmacı yazar, dönem-dönem ilginç yaşam öyküleri kaleme alırlar. Bu özel insanların başarılarıyla ilgilenirler. Onlara ait filimler, kitaplar ve resimler yayınlanır. Ama kaç kişinin bunları okuduğu hiç araştırılmaz ve soruşturulmaz. Yine bu özel yetenekli insanların toplumun her katmanında sevilmesi ve yaşatılması için özgün bir çalışmanın gerekliliğini üstüne basa-basa savunmaz. Dolayısıyla bir zaman sonra tüm çalışmalar ve belgeler rafların tozlu bölümlerinde kaybolur gider. Oysa toplumların kolektif hafızasında canlılığını kesintisiz olarak koruması gereken bu seçkin insanların, toplum dinamizmini ateşleyen fitiller olduğunu unutmamak gerekmektedir. Bu bağlamda Ali Taşlo (Teş) opera sanatı için hayat felsefesi olmalıdır. Operanın, şarkı söylemenin en üst seviyesi olduğunu unutmamak gerekir.
Müzik ve dans kültürü dünyada tarzlarıyla toplumların tanınması ve tanıtılmasında çok önemli roller üstlendi. Müziğin icrasında kullanılan özel enstrümanların ortaya çıkışı ile ana dillerin ve halk şarkılarının önemi de arttı. Çünkü dünya müzik kültürleri buluşma imkanı buldu ve bu anlamda kültürler arası iletişim dünya barışına da katkı sağladı.
‘Şimdi Tenor Nedir?’ sorusuna kısa yanıtlar vererek yazımızı sonlandırmak istiyoruz.
Tenor birçok dilde ayrı şekilde ifade edilmektedir. Fransızcada tenor sesin titreyerek düzgün hareketlerle çıkışı anlamında açıklanabilir. İlk olarak orta çağda kullanılmaya başlandı. Orta çağın çok sesli müzik dönemi olan (12-16 yy.), ana melodi sayılan cantus firmus müzik kompozisyonu içinde çok sesliliği ifade etmekte idi. Bunu icra edecek bir (1) sesin adı ise Voh principalis idi. Bu bir anlamda tenorun da doğuşuydu. Tenor, farklı insanlarda çok sesli müziği yorumlamak için vardı. Tıpkı momete, messe, ballade gibi iki sesli kompozisyon icralarında tenor hep bir alt sesten eşlik etmekteydi. 15. yüzyılda ise tenor terimi yerini kontra tenora bıraktı. Bu durum müzik otoritelerinde notalar özel tenor anahtarı ile simgelendi. Bu konuda Zigmunda, Vagnera ve Çaykovski önemli kişilerdir.
17. yüzyıl İtalyan operetlerinde tenor kolu değişmeye başlar. Daha çok dramın ağır bastığı operetler kullanılır. Bu dönemde tenor biraz yalnız kalmıştır. Rus müziğinin lirik-drama operetlerinde tenor sıkça görev alırdı. 19. yüzyıl sonu 20. yüzyıl başlarında dram ve tiyatrolarında tenorlara önem verildi. Dünya sanat tarihine adını altın harflerle yazdıran tenorlar oldu. Örneğin; İtalyan James Mario, Karuzo, Dijili, Delmeneko, Distefona, Alman Vindgassen, Simirrov, Erşov Pcevski gibi isimleri sayabiliriz. Pek çok ulusun kendine ait tenorları elbette ki yetişmiştir. Daha küçük toplumlarda böylesi ünlü isimlerin yetişmesi zor gibi görünse de Adığe halkının yetiştirdiği önemli müzik adamları vardır. İşte Ali Taşlo (Teş) onlardan biridir. Ali Taşlo (Teş) belki de pek çoğumuzun ismini ilk kez duyduğu Adığe tenorudur. Ali Taşlo Anayurtta tanınmış ve isim yapmış bir müzik insanıdır. Ancak gurbetteki Kafkasya’da da duyulmasını ve kültürel kuruluşlarımızca dikkate alınmasını istiyoruz.
Babam Sn. Ali Çurey, Ali Taşlo (Teş) yu ilk kez Kabardey – Balkar Cumhuriyetinin başkenti Nalçık Devlet Tiyatrosunda “OŞHAMAFE” adlı eserini seslendirirken tanıdı. Gözlerinin dolduğunu ve hatta ağladığını fark ettim. Konserin bitiminde ayakta alkışlanan Ali Taşlo’yu babam yalnız başına avuçlarının içi kıpkırmızı oluncaya dek alkışladı ve babam o akşam Ali Taşlo’yu kendi çapında ödüllendirmek istedi. Yapabileceği tek şey O’nun sanat yaşamını kısa da olsa yazmaktı, buna karar verdi, ben de destekledim.
Ali Taşlo’yu ben daha çok önceden tanıma fırsatı bulmuştum. Onu her dinlediğimde Adığeliğimle duyduğum gurur daha da arttı. Halkımın içinden böylesi bir sanatçının çıkmasının, herkesi ama daha çok kültür emekçilerini sevindirdiğine yürekten inan¬mak istiyor ve Sn. Ali Taşlo’ya sağlıklı bir ömür diliyorum.
(Filolog) – RF Bilimler Akademisi Adığe Dili ve Folklor Kürsüsü Öğretim Üyesi
Ali Çurey’in ‘Çerkes bir Tenor’ kitabından alınmıştır

Sayı : 2010 10

Yayınlanma Tarihi: 2010-10-01 00:00:00