Ayrılıkları kovalamanın zamanı değil

0
11
21 Mayıs; Yine mi Ruh Yıkama Seansı?
Fuat Uğur

Son günlerde aklıma takılan soru şu? Yok olacağından korktuğumuz bir kimliğin bize yüklediği ortak paydaya sahip insanları ne(neler) ayırır birbirinden? Güçlü ve trajik hikâyeleri olan bir geçmişin omuzlarımıza yüklediği sorumluluk, gelecek nesillere anlamlı bir miras bırakabilme çabasının her bireyin ayrı ayrı önüne koyduğu görevler olmasaydı daha mutlu olur muyduk?
Örneğin, şöyle bir düşünüyorum da bu topraklarda bir Türk olarak doğup büyüseymişim eğer, en azından hayatımdan bir “sorun” eksilirmi. Ya da en azından Çerkesliğimi yok sayma becerisini gösterebilseydim ve laikçilerin hep söyleyegeldiği “Benim anneannem da başörtülüydü ve namazını kılardı ama kimsenin haberi bile olmazdı” klişesinde olduğu gibi ben de “Benim annem ve babam da Çerkesti ama onlar bizi hep Çerkes milliyetçiliğinden uzak tuttular, bize önce Türk, sonra Çerkes olduğumuzu öğrettiler” diyebilseydim ve kendi milletime görünmez olabilseydim.
O zaman hayat kim bilir ne kadar kolay olacaktı…
Ama heyhat! Allah (Siz ideolojik meşrebinize göre Tanrı, kozmoz ya da yaşam diyebilirsiniz) herkese aynı “armağan”ı sunmuyor.
Yıllar önce karar verdim ve “Bana düşen görev bu. Ne yapsam ve etsem de rüyalarıma giren sorumluluk hayatımın en anlamlı rengi” dedim.
İşte bu yüzden, 300 bin Çerkes’in yaşadığı söylenen İstanbul’da, bu kadar duyuruya, tanıtıma rağmen 2. Çerkes Hakları Mitingi’ne sadece 1500 kişinin katılması beni hiç üzmüyor. Tersine 1500 yürekli insanın, benim gibi omuzlarına sorumluluk almış Çerkesin varlığını hissetmekten büyük mutluluk duyuyorum.
İşte bu yüzden, kendilerini çeşitli adlarla “taçlandırmış”, derneklerini masonik teşkilatlara dönüştürmüş ve entrikayı hayatlarının bir parçası olarak tanımlamış Çerkes örgütleri yöneticilerinin yıkıcı kampanyalardan etkilenmiyor, onların yıllardır bilinçli ya da bilinçsiz yapmadıklarını nihayet yapabilmiş olmanın hazzını yaşıyorum.
İşte bu yüzden, dostlarımın ve hâlâ beni sevdiklerini sandığım arkadaşlarımın, tuhaf bir tecelliyle kendilerini bu çabanın dışına atmalarının, bununla da yetinmeyip anlayamadığım bir şekilde “zehir ve nefret üretme” robotuna dönüşmelerinin yarattığı üzüntüyü üzerimden kısa zamanda atabiliyorum. Çünkü bu yaştan sonra bir kere daha test ettim ki insanları birbirine en çok yaklaştıran şey, aynı ortak paydada insani değerleri yakalayabilmek ve bunları yine paylaşılan bir üretimle geleceğe taşıyabilme çabası.
Şimdi yukarıdaki soruya dönüyorum.
Yok olacağından korktuğumuz bir kimliğin bize yüklediği ortak paydaya sahip insanları ne(neler) ayırır birbirinden? 
Aradığım yanıtı sonunda bir kitapta buldum. Geçen ay elime ulaşan bir kitap bu. Çok geç keşfedebildiğim bir kitap çünkü ilk baskısı 2005 tarihini taşıyor ve Mutlu Antiçen’e ait:
Metropol Çerkeslerinin Kararsız Kitabı…
Kitabın sonuna doğru Metropol Çerkeslerinin Destanı var…
O destan’da sanki Secret’ı okuyormuş gibi aradığım tüm soruların yanıtlarını buldum. Bu uzun destandan birkaç satır paylaşayım istedim:
Adları üzerinde/Metropolde yaşarlar/Bu yaşam biçimine/Hem de pek çok şaşarlar/Aidiyet periyodik olarak giderilir/Giderirken engine/Sığmaz Sığmaz taşarlar/Thamadeler toplanmış/Örgütlenelim diye/Gün günü kovalamış/Halive yiye yiye/Nasıl bir örgüt olsun/Diye düşünürlerken/Asker olan en yaşlı/Demiş “henüz çok erken”/Dil mil mevzularını/Hiç karıştırmayalım/Kültür haklarımızı/Hiç soruşturmayalım/Adetlerimizi öğretsek/Yani bize saygıyı/Küçücüklerimize/Boşver başka kaygıyı/Bölücü denilmesin/Sakın bize aman ha/Türkoğlu Türküz yani/Gökyüzünde Allah var/Kim istiyor başka Tha?/Güzel bir isim olsun/Hem birleşik olalım/Hem de olalım Konsey/Kafkasyalılık da yeter/Giymeyelim bir de Tsey/Düğün, kermes göçü an/Bazen nedensiz toplan/anma değil adeta/ruh yıkama seansı/Adeta bir ibadet/Elbette ana maksat/Rahatlasın şu vicdan…
Bu destan çok uzun ama ben burada kesiyorum çünkü bıraktığım yer size sözünü etmek istediğim gelecek 21 Mayıs’ın anlamına ilişkin.
Önümüzde 21 Mayıs var. Bildiğim kadarıyla Çerkes Hakları mitinglerini düzenleyen ÇHİ düzenlenen tüm 21 Mayıs etkinliklerine kitlesel olarak katılacak. Burada önemli olan şu. Artık yukarıda alıntıladığım destanda da çok veciz biçimde aktarıldığı gibi 21 Mayıs’ları “ruh yıkama seansları” ya da “adeta bir ibadet”e dönüştüren vicdan rahatlatma ritüelinden çıkarmanın zamanı çoktan geldi.
Sanırım 12 Mart Ankara ve 17 Nisan İstanbul mitingleri bu gerekliliğin ilk ipuçlarını verdi.
O halde söz belli.
Şimdi 21 Mayıs zamanı. Ayrılıkları kovalamanın değil.

Sayı : 2011 04

Yayınlanma Tarihi: 2011-04-01 00:00:00