Gezi Anıları

0
300
Daha Da Çoğalacağız.
Doğduğumdan beri Kafkasya, Abhazya ve Çerkeslik sözcükleriyle iç içe yaşadım. Bu kavramlar hayatımda doğal olarak vardı. Hepsi soyut birer kavramdı. Büyüdükçe ilgim daha da attı. Ekibe gittim mesela. İlkokul 5. sınıftan başlayıp 3 sene Riraşe ekibinde oynadım.
Bunu hem ilgim olduğu için hem de keyif alarak yaptım. Çerkes müziklerine, danslarına ve kıyafetlerine hep bir hayranlığım vardı. Ekip çalışmalarında ve düzenlenen gösterilerde de hepsini bir arada yaşama fırsatı buldum. Ekip hocamız bize hep “okul dersleriniz ekip çalışmalarından önce gelmelidir” derdi. Ama ben dernek çalışmalarını okulumun önünde tutuyordum. Bu yüzden derneğe ve ekibe ara vermek zorunda kaldım. Üniversite zamanı devam etmek üzere Riraşeden ayrıldım.
Okul, dershane ve ev günleri sıkıntıyla geçerken bu tatilde ailem beni Nalçik’te bir gençlik kampına yollama kararı aldı. İlk duyduğumda çok şaşırmıştım. Gitme konusunda tereddüt etmiştim. Ama daha sonra bu konuya daha sıcak baktım. Ekipten en sık görüştüğüm arkadaşlarıma haber verdim. Ailelerinden onay aldıktan sonra sadece o günü hayal ettik. O gün geldiğinde ise karar aldığımız günden daha heyecanlıydık. Bu heyecan anavatana gitme heyecanıydı. Uçakta da bu heyecan sürerken Nalçik’e indiğimiz zaman bizi düğünle karşılayıp elimize gül verdiklerinde çok mutlu oldum. İnsanın anavatanında bu şekilde karşılanması çok hoş bir duygu…
Kalacağımız sanatoryumun adı Guruşavoya Roşa’ymış. Sabah kalktığımızda anladım Nalçik’te olduğumu. Camdan bakınca görülen eşsiz manzarasıyla, konuşulan diliyle ve yemekleriyle geldiğim yere hiç benzemiyordu. Programımız başladığında gezdiğimiz, gördüğümüz yerlerde bu fikrimi doğruladı. Dünya’nın en yeşil 2. şehri olduğu söyleniyor. En dikkat çekici yerlerden biride Sosruko’ydu. Benim de adımın geçtiği bu hikayeyi duymak ve Sosruko’yu tanımak da beni çok mutlu etti. Günlerimiz adigece öğrenerek, gezerek ve biraz da dinlenerek geçerken grup arkadaşlarımızla kaynaşmamız çok kısa sürdü. Kamp boyunca bir tek bizim grupla değil, orada bulunan Dağıstanlı, Çeçen ve Nalçik’te yaşayan arkadaşlarımız da oldu. Hepsiyle harika vakit geçirdik. 17 gün içinde Nalçik’e ve de arkadaşlarıma çok alıştım. Türkiye’ye dönmek istemiyordum ama günler sandığımdan daha çabuk geçti.
Dönüş günümüzde beni şaşırtan bir diğer şey de Ürdünlü dostlarımızın bizimle birlikte çok erken bir saatte kalkıp kahvaltıya gelmeleri ve ardından bizi havaalanına götürecek otobüsümüze bindirmeleriydi. Bir daha Nalçik’e ne zaman giderim bilmiyorum ama çoğu arkadaşımla seneye tekrar gitme arzusunu konuştuk. Hatta benim gibi oraya üniversite eğitimi için gitmeyi isteyenler de oldu. Türkiye’ye döndüğümüzde havaalanında birbirimizden zor ayrıldık. Giderken varlığından habersiz olduğum insanlarla dönüşte can ciğer dost olmuştuk. Sadece İstanbul’dan Çerkes arkadaşlarım varken, kamp sayesinde Türkiye’nin çeşitli yerlerinden hatta dünyadan da Çerkes arkadaşlarım olmuştu. Eve doğru yola çıkarken düşündüğüm tek şey ne kadar çoğaldığımızdı. Evet. Daha da çoğalacağız…
Bu kampı organize eden Kabardey Balkar Cumhuriyeti’ne ve KAFFED’e teşekkür ediyorum. Bu 17 günlük macerada bize eşlik eden Cevdet Soycan’a, rehberliğimizi üstlenen Lera Nenova’ya, Adigece dersi veren hatta son gezimizde bize eşlik eden Karina ve Zarina’ya, orada her türlü yardımımıza koşan Gupse teyze, Hüsnü amca ve Beycan amcaya, Leyla Cafe’de bizi ağırlayan Leyla teyzeye çok teşekkür ediyorum.
Nesren BAL (BALA)

Sayı : 2011 09