Birlik Sorunsalı Ve Kimi Değinmeler

0
11
Büyük bir uygarlık kendi içinden yok edilmedikçe fethedilemez.
                                                                                                                                 W. Durant

Uzun pelerinleriyle halkların üzerinde karanlıklar artmaya devan ediyor. Dünyanın yeniden yapılanması çerçevesinde gerek devletlerin kendi içlerinde gerekse de devletlerarasında pazar paylaşımı ve kar hırsı artarak devam etmektedir. Bu durum ‘paylaşımın yeniden paylaşımı’ olarak da okunabilir. İçinde yaşadığımız kapitalist sistem krizlere gebe ve krizlerle beslenen muhtevaya sahip olduğu son ekonomik kriz ile de iyice belirginleşmiştir. Kapitalizmin 20.yy itibariyle dünyada egemen güç olması iki kutuplu (SSCB’li yıllar) dünyanın tek kutuplu hale gelmesiyle kapitalizmin birey üzerindeki şekillenişi yeni bir rakıma yükselmiş durumda. Bu durum bireyin hem yaşadığı toplumla hem de kendisi ile yabancılaşma sürecini de beraberinde getirmekte. Bir taraftan yaşamak istediği etik kurallarla – doğasının yansıması olan insani değerlerle var olmak isterken, diğer taraftan da kapitalizmin bireyci, rekabetçi yaşam tarzı arasında sıkışıp kalmış durumda. Bireyin özgürleşmesi, bilimsel açıdan hiç kuşkusuz dünyanın özgürleşmesi demek.  
Diasparodaki Kafkasya
Derneklerin, çeşitli sivil toplum örgütlenmelerinin vb oluşumlarımız halkımızla yeteri kadar bağını kuramamaktadırlar. (bunların nedenleri arasında statükocu yaklaşımları, azınlık psikolojisi ile var olana entegre olmayı vs. hatırlamak ve hatırlatmak yerinde olacaktır.)
Halkımıza olan bağlarının zayıflığı iki etkili olguyu, pratik mücadele ve örgütsel yapılanış temelinde ele alınmasını zorunlu kılıyor. Nasıl bir cephe sorusu ise içinde bulunduğumuz koşullar ve birlik oluşturması hedeflenen unsurların subjektif durumlarıyla ilgilidir. Bizim dışımızda geniş çerçevede demokratik güçlerde demokratik halk cephesine içermelidir. Birlik sorununa dar grupçu çıkarcı bir nedensellik ile ele alınmasını etkili olabilecek bir gücün daha doğmadan ölmesine neden olacağı tecrübe ile sabittir. Burada sorunu ele alırken yöntem, yaklaşım konusunda da mesai tüketilmesi zorunluluğu ortaya çıkıyor. Kafkasyalıların eşit özneler olarak birlik perspektifine sahip olmalı ve diğer demokratik güçlerle birlikte cephe şeklinde örgütlenmesi kendi kimlik mücadelemizin mevzilerinden biri olarak görmek yaşadığımız tüm coğrafyalarda var olmamızın en onurlu ve insanı yoludur.  
Bu kadar parçalanmış oluşun gerekçeleri defalarca anlatılmış olmasına rağmen kimlik ve kültürel tarihimizde sakıncalarından ve olumsuz birçok sonucundan yeterli oranda bahsedilmemiştir. Bu da duruma ilişkin klasik öznelci yaklaşımın yaygınlığının göstermektedir. Herhangi bir siyasal yapının herhangi bir konuda haklı olması bir şeydir, haklılığını tartışmaya açması, paylaşması, diğer yapılara kabul ettirme derdi olması başka bir şeydir. Bu iki seçeneğin hangisinin tercih edileceği bilimsel yönteme ve bilime bakış açısıyla ilgilidir. Daha da ötesinde bağımsızlık, eşitlik, demokrasi diye nitelendirilen nasıl bir birlik anlayışının tercih edilmesiyle ilgilidir.
Bir uçağın kanadı, gövdesi, kuyruğu vb olmazsa yalnızca motorla ne kadar kuvvetli olursa olsun uçulamaz. En genel anlamıyla içinde yaşadığımız Türkiye diasporasında Jıneps, sahip olduğu fikriyatlar ve niyetler doğrultusunda katalizör ve öncü karakterini taşımak zorundadır. Bu hal Kafkasyalılar arasında hakim ve geliştirilebilinir kılınırsa ancak başarılı olunabilinir. Öncü ve kitleyi bıçakla kesilmiş gibi birbirinden ayırmak doğru değildir. Doğru olan öncüleşen bir demokrasi anlayışının ve pratiğinin geliştirilmesidir.
Değiştirmemiz gereken bir şeyler var
Gazetemizin hemen hemen her sayısında sizlere ulaştırdığımız gibi coğrafyamız kaynamaya/kaynatılmaya devam ediyor. Kafkasya’da ilerici aydın halk savunucuları infaz ediliyor, gazetecilerimiz ‘kaza sonucu’ ölüyor. Kafkasya’da gerilim bir diğerine yenileri eklenerek devam ediyor.
Olaylara bakış açılarımızın farklı olmasının nedenlerinden biri de kullanılan terimlerin anlamlarına uygun olmayan biçimde kullanılmasıdır. O nedenle birçok kez taraflar birbirlerini anlamadan ya da anlatmak istediğini anlamadan birbirlerine ateş püskürüyorlar. Eğer anlatılmak istenen adı ile telaffuz edilir ise anlamak ve anlaşılmak daha kolay bir durum olacak kuşkusuz. Bu nedenle nesneyi adı ile çağırmak gereklidir. Nasıl ki elma diye tarif ettiğimiz şey değişik birkaç renkte olabilen, yetiştiği yere göre bir takım farklılıkları olmasına rağmen biçimi belli olduğu için kolayca kavraya bildiğimiz bir kavrama sahipse olayları anlatma da kullandığımız terimlerde net ve anlatılmak istenileni tarif etmelidir.
Geldiğimiz durumda artık birlik fikriyatı kendini daha derinden hissettiren bir durumdadır. Dünya sermayesini elinde bulunduranların dünyayı yeniden paylaşım planı çerçevesinde Ortadoğu, Balkanlar ve Kafkasya’da gün geçmeden artan olaylar, yaşadığımız diasparolarda çıkan milliyetçi ırkçı egemen anlayışın bekası niteliğinde çıkan yasalar kültürel kimlik bir yana insan olarak hayatlarımız gasp edilmeye devam etmektedir. Hal böyle olunca da ülkenin aydınlıkçı ilerici yüzleri demiz parmaklıklar ardına yollanarak sistem kendi reorganizasyonunu yapmakta ve muhalif basını baskı altında tutmaya devam etmektedir.
Kafkasya, Balkanlar ve Ortadoğu’dan yükselen savaş çığırtkanlıkları egemenler tarafından her ne kadar demokrasinin yeşermesi gibi gösteriliyorsa da görülen odur ki kapitalizm mevzilerini perçinleştiriyor. Kendi aralarındaki çıkar çatışmaları için güç elde etme ve olanı muhafaza etme yarışındalar. Bizleri zor zamanlar bekliyor. Her birimizin kapısının hemen ardında ölüm haberlerini duyacağımız günler çok yakın görünüyor. Biz bu ateşi aradan geçen yaklaşık 150 yıldır biliyoruz. Şu anda Kafkasya’dan gelen kargaşa ve ölüm haberlerinden biliyoruz.
Birlikte birleşmek
Nereden ne şekilde geliyor olursak olalım bunlar en derinden bizleri ilgilendiren ve kendi kültürel kimlik deformasyonunda karşı durulması gereken birbirinden ayrılmaması gereken olgular. On yıllardır sorulan bir soru çıkıyor karşımıza şimdi de: Nasıl yapmalı?
Bizim temel sorunlarımızın en başatı kuşkusuz birlik anlayışımızın gelişkin olmaması. Bunun en önemli nedeni belli başlı ilkeler olmaması haliyle de kendimizi anlatacak ve onun üzerinden yürüyebileceğimiz bir programatiğe sahip olamamamız. Oysa birlik olmamanın nedenleri ne kadar fazla ve çeşitli ise birlik olmanın nedenleri de o kadar fazladır. Bu kadar kolaydır ve bu kadar zordur. 
Birlik kendi kültürel kimlik sorunsalımıza hizmet edecekse tarife muhtaç kalıyor. Temel ayrılık noktaları iyi belirlenmiş amaçlar etrafında şekillenen bir birlik olmalı. ‘Benim gibi düşünenlerin birliği’, ‘şöyle mücadele ekseni belirleyenlerin birliği’, ‘benim inandığım değerlerinin birliği’ vs. ve bunlar esasında birlik olunmaması için gerekli bahaneler gibi görünüyor. Bu iş uzadıkça da yüklü miktarlarda kâğıt, emek, zaman ve para kaydından öteye gidemeyerek kısıtlı imkânlar amaca hizmet etmeyen yollarda berhava ediliyor. Kendi küçük kalelerimizi terk etmeyen ortak niyetlerin müzakere edilip en geniş çevrelerde tartışılıp kesinleşen ilkeler üzerinde bir birlik anlayışımız olmalıdır. Ayakları sokaktan ayrılmayan sokakta taleplerinin haykırıldığı bir perspektife sahip olunmalıdır. Bu tip bir birlik anlayışı bu birleşmenin her bir bileşeninin kendi özerkliğini koruyan aynı zamanda da onu zenginleştiren, farkında olmadan kendi kültürel kimlik mücadelemizin yerine küçük kalelerimizin verdiği egoizmi de frenlemeye hizmet edecektir.
Zaman birlik, mücadele zamanıdır.
Özer Kalafat

Sayı : 2011 11

Yayınlanma Tarihi: 2011-11-01 00:00:00