Araştırmacı yazar İzzet Aydemir anıldı

0
211

İstanbul Kafkas Kültür Derneği, 15 Aralık 2005’te yitirdiğimiz İzzet Aydemir’i anmak için “Saygı Gecesi” düzenledi. 12 Ocak’ta gerçekleştirilen etkinliğe Maykop’tan İbrahim Çetaw, Bandırma’dan Cevdet Yıldız Hapi, Bursa’dan Beçhan Aydemir katıldı ve İzzet Aydemir’i anlattılar.

Bir öncü ışık, perıt; İzzet Aydemir

Maykoplu Çuşha Yisak’ın oğlu Zekeriya büyük sürgünde Osmanlı topraklarına göç etmiş, ailesi ile birlikte Balkanlarda yerleştirilmişti. Osmanlı ordusunda asker olarak görev yaparken Priştine şehrinde 1906 yılında vefat etti. Altı çocuğu vardı, en büyüğü İlyas’ın Priştine’de başlayan yaşamı Yemen savaşında şehit olmasıyla sonlandı, çocukların en küçüğü 1892 doğumlu Harun Bey, ailenin kalanıyla beraber önce Amman’a, ardından Suriye’ye, Osmanlı askerlerinin o bölgelerden çekilmesi sonucunda Kilis’e göç ederek 400 kişilik bir Çerkes grubuyla bir mahalleye yerleşti. Burada gümrük muhafızlığı görevinde çalıştı.

Şuu Ömer Aytek Bey’in kızı Hüsniye hanımla evlenen Çuşha Harun Bey’in 1925 yılında Kilis’te ilk çocukları doğdu. Adını Ahmet İzzet koydular. Harun Bey, gümrük muhafızlığı görevinden çeşitli nedenlerle ayrılarak emniyet teşkilatına girdi ve ülkenin çeşitli bölgelerinde görev yaptı. Dolayısıyla Ahmet İzzet’in çocukluğu farklı yerlerde geçti. İlkokulu Afyon’da, ortaokulu Burdur’da okudu. İkinci Dünya Savaşı’nın en acımasız döneminde ve yokluğun kol gezdiği günlerde İstanbul Kabataş Erkek Lisesi’nde okudu, bitirdi. O günleri anarken yüzünden tebessüm gider, yerini hüznün ve yokluğun kırık burukluğu alırdı. Hayata bir an önce atılmak için 1949 yılında askere gitti. Askerlik süresi 1949-1952 yılları arasında Gelibolu’da geçti. Üniversite eğitimine evlendikten sonra Hukuk Fakültesi’nde başladı, fakat tarihe olan ilgisi ağır bastığından Ankara Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Sanat Tarihi bölümüne girdi ancak son sınıftayken, ekonomik nedenlerle bırakmak zorunda kaldı. İller Bankası’nda çalışıyordu. 1956 yılında Bağ Münir Bey’in kızı Sümer Hanım’la evlendi. Büyük oğlu Beçhan 1957’de, her zaman “Koças” olarak çağırdığı küçük oğlu Janberk ise 1964 yılında dünyaya geldi.

60’lı yılların başında Ankara’da bir dernek kurmak için girişimler yapıldı. Hazırlanan tüzük “bu iş olmaz” diyen zamanın büyüklerine rağmen avukata teslim edildi. Aylarca hasıraltı edilip kaybolduğu söylenilen tüzüğü, Ahmet İzzet yeniden hazırlayıp, bizzat kendisi başvurarak, en yakın arkadaşlarıyla birlikte, 1961 yılında tüm baskı ve engellemelere rağmen Ankara Kuzey Kafkasya Kültür Derneği’ni kurmayı başardılar.

Dernek ilk kurulduğu günden itibaren, Ankara ve çevresindeki tüm Kafkasyalıları çatısı altında birleştirmeyi başardı. Sayısız etkinliğin yapıldığı, insanları birbirine kaynaştıran çok verimli bir süreç başladı.

Ahmet İzzet Bey önceleri Kurtuluş semtinde oturuyordu.Yayıncılık hayatına 1962 yılında daktilo ile yazıp, teksirle çoğaltıp dağıttığı broşürle başlamıştı, Kafkasya -Kültürel Dergi- adı altında yayınlamaya başladığı uzun soluklu dergisi yayına 1964 yılında Kurtuluş’ta başladı. Daha sonra Emek Mahallesi 75. Sokak, 61/5 deki adrese taşındı.

Hem Kurtuluş hem Emek’teki ev adeta ikinci bir dernek, deyim yerindeyse bir öncü okul gibi görev görüyordu. İş ve öğrenim için Ankara’ya gelenlerin, Kafkasyalı olup birbirini tanımak, fikir alışverişinde bulunmak isteyenlerin doğal bir uğrak noktası olmuştu.75.Sokak 65/1 ve PK:549 EMEK, o günleri bilen ve yaşayanların ezbere bildikleri, adeta hafızalarına kazıdıkları ibarelerdi. Bunda Ahmet İzzet’in sıcak sevecen, ilgili, dost yaklaşımının yanında ev sahibesi Sümer hanımın gelenleri o dar, memur bütçesiyle, ” gelen kısmeti ve bereketiyle gelir” inancı doğrultusunda daima güler yüzle ve dostça karşılamasının da büyük payı vardı. Sümer Hanım, Ahmet İzzet’in adeta akıl defteri gibiydi, hatırlamaya çalıştıklarını, detayları hep ona sorardı.

Dönüş, Büyük Sürgün, Anavatan, Kafkasya söylemlerinin Türkiye’de, diasporada vücut bulup kök salması Ahmet İzzet’in evi ile Ankara derneği çevresindeki yoğun ilişki ve deneyimlerin sonucunda hayat buldu.

Bu çevreden tanıdığı ve daha sonra anavatana yerleşen Ürdünlü Thabısım Semih’in daveti üzerine 1969 yılında Anavatanı görmeye gitti. Bu gezi ile ilgili anılarını Kafkasya Dergisi sayı 23, 24, 25’te yayınlanan “Kabartay- Balkar’da Geçen On gün” adlı makalesinde anlattı. Gördüğü olumluluk ve olumsuzlukları olduğu gibi, çekinmeksizin aktardı.

Bu gezide, Anavatanda tanıştığı birçok yazar, tarihçi, siyasetçi ve diğer insanlarla samimi kalıcı dostluklar kurdu. Bu ziyaret sonrasında Anavatandan Türkiye’ye gelenlerin uğrak yeri yine Emek adresi, yani Ahmet İzzet’in eviydi.

1972 yılında Ürdün ve Suriye gezilerini gerçekleştirdi. Bu gezi ile ilgili anılarını yine Kafkasya Dergisi sayı 35’te “Ürdünlü Çerkes Kardeşlerimiz Arasında” adlı makalesinde anlattı.

1977 yılında, kurduğu ilişkiler, yaptığı çalışmalar ve yayıncılığından dolayı sürekli kontrol altındaydı, bu yüzden mimlenmişti, çalışma hayatı boyunca hiç terfi alamadan emekli oldu. Düzce’ye, yerleşti. Kültürel çalışmalarına burada da devam etti.

1988 yılında, 1864 Büyük Sürgününü anlattığı “GÖÇ” adlı yapıtı yayınladı.

1990 yılında Adıgey Cumhuriyeti ve Kıyıboyu Şapsığ gezilerini gerçekleştirdi.

1991 yılında yerleşmek üzere Kabardey-Balkar Cumhuriyeti başkenti Nalçik’e gitti.

1991 yılında “MUHACERETTEKİ ÇERKES AYDINLAR” adlı yapıtını yayınladı.

Çerkesya’da Sosyal Yaşayış ve Adetler, Kafkas Hikayeleri Antolojisi, KazanukoJabağı adlı eserler onun emek ve çabaları sayesinde hayat buldu.

1997 yılına kadar Türkiye ile Anavatan arasında gidip geldi, yılın yarısından çoğunu Anavatanda geçirdi.

1998 yılında ailece Anavatanın zirvesi Oşhamafe’ye çıktılar. Bu onun Anavatanı son görüşüydü. Hastalandı, bir daha gidemedi.

2005 yılında, çok sevdiği Arapçiftiği köyünde, hayattaki ender kişisel zevklerinden kovboy filmi seyrederken geçirdiği kalp krizi sonucu hayata veda etti.

O Çerkes halkının öncülerindendi.

Dönüş fikrinin öncüsü oydu.

Büyük Sürgün görüşünü topluma benimseten oydu.

Tüm baskı ve korkulara rağmen Anavatana ilk patikayı açan oydu.

O, diasporanın sönmeyen meşalesidir.

Hey koca PERIT yolumuzu hala aydınlatıyorsun.

Işığın; ışıttığın gibi bol olsun.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz