Oubykh Mektupları Mayıs 2013

0
1358

 

Dağın zirvesini, göremeyen olur…
Sadece kar değildir onu örten, bulutlar da örter onu..
Sis örter…
Kendini göstermek istemez, istemediğine…

Bir fotoğraf istenir, bir anneden…
Kardeşi bilmez, oğlu bilmez, kızı bilmez istenen bu fotoğrafı…

Çıkar ansızın karşılarına…
Hepsinin…
Duvarda ‘mızıka çalan’, davet eder, İstanbul Resimleri’ne…

Tespihli çizdiği, sayfaların en başındadır…


Hiç, bizi çizmiyorsun, diyenlere…
Önce, ‘koskocaman elleri’ çizerek cevap verdi…
Yetmedi…
Sardunyaları, boş yağ tenekelerinde yetiştirenleri çizerek cevap verdi…

Sonraları, pek oralı olmadı…
Yamçı yüzünden herhalde…

İstanbul…
Cadde-i Kebir…
Tramvay…
Güvercin, güvercinler…
Camilerin avluları…

Madam Anahit’e, bir bardak ‘sarı gazoz’ ısmarlamış olacak ki, yapmacık gülüşünü çizebilmiş…
Madam Anahit’in, bizim ezgileri çaldığını, daha doğrusu çaldığını görmedim…

Bay Şapka…
Belki bir tek, Bay Vitali görmüştür, dinlemiştir…

Güvercinler, güzel şapkalı kadınlar…
Şemşiyeli kadınlar…
Yağmurda, İstanbul…
Kırmızı, en çok onun elinde canlı…

Pazartesi deneyeceğim görebilmeyi, ‘duvara’ asılmadan önce…
Bir şansım daha olur belki, gece-gündüz gördüğüm İstanbul’un resimlerini görmeye…

Bir anneanne…

‘Mızıka Çalan Kadın…’
Çaldığını duyar gibiyim…
Boğazın esintisiyle kulağıma geliyor mızıkanın sesi…

Ses ile yaşayacak…
Mızıka gördükçe, her mızıka çalanı gördükçe…
Ay çıkacak karşımıza…

Dağ, saklasa bile kendini, ay kendini saklayamayacak…
Gece kapkaranlık bile olsa, ay aydınlatacak karanlıkta kalanları…

""

 

Sayı: 2013 05
Yayınlanma Tarihi: 2013-05-01 00:00:00