Kafkasya Baharı geliyor mu?

0
844

 

Balkanlar, Ortadoğu ve Kafkasya sacayağının Balkanlardaki ateşi söndükten sonra Ortadoğu’da peş peşe yaşanan isyan ateşlerinden sonra sıra bir kez daha Kafkasya’ya geliyor gibi sanki.

Aslında bu yazıda vurgulamak istediğim konu; 21 Mayıs anma programına, başta Başbakan Recep Tayip Erdoğan olmak üzere ana muhalefet partisi başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve diğer siyasilerin kamuoyunda yankı bulan sözleri idi. Bu konuyla ilgili gerek olumlu gerek olumsuz yorumlar gırla giderken, Medet Önlü’nün Ankara’da öldürülmesi gündeme bomba gibi düştü. Daha yorumların mürekkebi kurumadan Medet Önlü’nün katledilmesi haberinin gündeme gelmesi, ister istemez “Neler oluyor?” sorusunu sorduruyor insana.

Cumhuriyet tarihinde belki de ilk defa ve bu kadar net bir şekilde siyasilerin, Türkiye’deki Kafkasyalı- Çerkes nüfusunun bir numaralı gündem maddesi olan 21 Mayıs sürgün ve soykırımı konusunda sözler söylemesi, ruhumuzu okşamadı değil hani.

Kendi adımıza bu kadar dağınık görüntümüz ve çıkardığımız cılız seslere rağmen siyasilerin “sürgün” demesine karşın, ‘herhalde’ bu şekilde cevap verdi sürgün ve soykırım’ın muhatapları.

Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan belli olur derler. Daha önce türkiye’de işlenen çeçen cinayetleri faili “meşhur” olduğu halde bir sonuç alınamadığı aşikar. Bunların üstüne önce Kuban Kural kardeşimizin sonra da Fuat Uğur arkadaşımızın malum odaklar tarafından tehdit edilmeleri işin tuzu biberi oldu. Sanki kaza bağıra bağıra geliyorum dedi ve acı piyango merhum Medet Önlü’ye vurdu.

Olayın içyüzünü yazıyı yazdığımız şu an itibarıyla bilmiyoruz. Bununla beraber rahmetli Medet Önlü’nün Çeçen İçkerya Cumhuriyeti Fahri Konsolosu olmasının yanı sıra, Çeçenya savaşları ve sonrasında bu konuda ismi en fazla gündeme gelen isimlerden olması ister istemez düşünceleri belli bir yöne kanalize ediyor.

Ben Medet Önlü’ye rahmet, yakınları ve hemşerilerimize sabır diliyorum. Bu hadise etrafında birleşen camiamızın “durumdan vazife çıkararak” bu birlikteliği anlamsız ve kısır tartışmaların içinden çekip çıkarmalarını diliyorum. Ve bundan sonra çizilecek yol haritalarında, bu enerjilerden ortaya çıkacak sinerji ile Türkiye, Ortadoğu ve özellikle Kafkasya’da demir yumruk olma hedefine kilitlenmeliyiz diye düşünüyorum.

Geçenlerde İstanbul Kafkas Derneği’nde verdiği konferansta sevgili arkadaşım Yalçın Karadaş’ın çok net bir şekilde dile getirdiği gibi, “ulus devlet” projelerinin dünyayı kana buladığı geçen yüzyılın acıları daha dinmeden; yeni “ulus devlet” projeleri ile bölüp parçalanıp yutulan birer lokma olmamaya çalışmalıyız. Bir adım sonrasının mikro milliyetçilik hezeyanları bulanmış, savaş kan ve gözyaşından başka bir şey olması mümkün olmayan ayak oyunlarına Kafkasyalı-Çerkes camiası dur demelidir.

Ari ırk ülküsü ile dünyayı kana bulayan manyakların ekmeğine yağ sürme sevdasından behemahal vazgeçmeliyiz. Tabi dünyada saf ve ari bir ırk kaldıysa eğer…

Her nerede olursak olalım eşit yurttaşlık ve herkese demokratik haklar çerçevesinde alınacak mesafe hem bizleri ve hem de aynı coğrafyalarda beraber yaşadığımız halkları mutlu kılacaktır. Ayrışmanın etkenleri olma değil de birlikteliğin katalizörü olma fikri; hamuru “barış ve saygıya” dayanan biz Çerkesler için zaten toplumsal bir özelliktir. Bunu mümkün olduğunca ortaya çıkarmaya çalışan çabaların hızla taraftar bulacağı gerçeğine ben yüzde yüz inanıyorum.

İncir çekirdeğini doldurmayacak tartışmaların mezesi olmak isteyenlere söyleyecek bir sözüm olamaz. Olsa da zaten dinlemezler. Benim sözüm bizim toplumumuzun kahir ekseriyetli “akil adamları”na . Bırakınız aptallarla tartışmayı. Uzaktan bakanlar aranızdaki tartışmayı anlayamayacakları için siz bu işin tarafı olmaktan kaçının derim ben. Gözleri görmeyen, kulakları duymayan, gönül kapıları mühürlü insanlarla ne işiniz olabilir ki?

Birkaç kelam da cüceler ülkesi Liliput’un “en kahraman rıdvan”larına … Gerisindeki tersini bile başkasından bilecek kadar şaşkın, “kerameti kendinden menkul”, yaşadıkları Liliput ölçeğindeki zavallılar… Bir tabak avanta nevale için dansözlük yapacak kadar şahsiyetsiz lapacının yardakçıları, meydanı boş buldunuz da geviş getirip duruyorsunuz ha!… Merak etmeyin, Gulliver döndü!

Son sözüm de Yalçın Karadaş’a: Ey siqoş! Türkiye’de Çerkesler bir gazete çıkarıyor ve sen de burada yazmıyorsan ortada bir yanlışlık var demektir. Hadi klavyeni, olmadı kağıdını, kısaca kılıçtan keskin kalemini kuşan da gel aramıza. Cengimiz devam ediyor yahu!

Sayı: 2013 06
Yayınlanma Tarihi: 2013-06-01 00:00:00