Çoğunlukçu Demokrasi Partisi

0
211

Yok yok partinin adını yanlış yazmadım. Bilerek isteyerek, yani taammüden yazdım. Sebebini en son paragrafta açıklayacağımı da belirteyim ki, yazı sonuna kadar okunsun.
Grand Cevahir Otel’de yapılan toplantıya Murat Ağabey (Özden) tarafından bizzat davet edildiğimi, salonda yap(a)madığım konuşmamda da ifade etmiştim. Çok daha evvel, Kafkas Akademisi’ndeki köşemde “Parti Kurmak Turşu Kurmaya Benzemez” diye bir yazı yazdığım için; açıkçası bu toplantıya beni davet etmezler diye düşünüyordum. Murat Özden ironik bir dille “turşuyu kurduk” diye daveti yapınca; “davete icabet gerek” diye otelin yolunu tuttum. Söz almayı da düşünmüyordum açıkçası. Fakat başta yönetim olmak üzere, söz alanların önemli bir kısmı birbirinin tekrarı cümleleri kurunca, söz almaya karar verdim. Sormak/söylemek istediklerimi bir başkası dile getirmiş olsaydı eğer, kesinlikle söz almayacaktım.
Söz alıp; üstelik “kürsüde konuşma” talebime divan olur deyince “kürsü”ye sahip çıkacaklarını düşündüm. Başta ismini ve cismini bilmediğim tahammülsüz arkadaşın provokasyonu ile “divan” da hareketlenip heyecanlandı birden. Beş dakikalık konuşmama tahammül edemediler anlayacağınız. Ben de konuşmamı yarım bırakıp kürsüyü ve salonu terk ettim. Çoğulcu Demokrasi Partisi Genel Başkanı Kenan Kaplan’ın “teşekkür”ünü de kabul etmediğimi belirtip, salonu terk ederken; en azından beş altı kişinin “ağzına sağlık, tebrik ederim” cümlelerine muhatap oldum. Salonda yalnız olmadığımı bilmek hoşuma gitti açıkçası. Toplantı salonunda, ‘yalnız olmadığımı bilmemi’ bilmek isteyenler olur diye, bunu da bir dip not olarak ifade edeyim.
Partinin kuruluş amacını ifade eden ve çoğu birbirinin tekrarı olan konuşmalar zaten malumun ilanı idi. “T.C. bizi asimile etti. Dil, kültür vs…” Burada bir mesele yok zaten. Bunu akl-ı selim sahibi, okur yazar herkes biliyor artık. Benim derdim; bu partinin bu meselelerin altından nasıl kalkacağı, kadroları, söylemleri, eylemleri vs. üzerineydi.
Konuşmacıların da ifade ettiği üzere, zaten önemli bir kısmı, sıfır km siyasetçi ve hepsi komutan neredeyse. Gördük ki salonda bir kaç kişi hariç “asker” yok. Gençlik hiç yok. “Kitle partisiyiz” demelerine karşın Laz Ali İhsan Aksamaz dışında Çerkes olmayan da yok.
Konuşmalar içerisinde “Parti tüzükleri üç aşağı beş yukarı aynıdır zaten. Önemli olan uygulamalardır” mealinde bir konuşma olmuştu. Çoğulcu Demokrasi Partisi Tüzük/Program adlı küçük kitapçığı bir çırpıda inceledim. Öncelikle bir konuya takıldım. Onu kısaca ifade edeyim. Kitapçık Sayfa 8, Partinin İşleyiş İlkeleri, Madde 4, d- “ÇDP’de kararlar istişare yoluyla alınır, istişare süreci her türlü ifade özgürlüğüne açıktır.”
Her ne kadar partili değilsek de, salondaki hazirundan biri olarak, duyduğu “aykırı bile sayılamayacak” cümlelere tahammül gösteremeyen parti yönetimine, kocaman bir “haydaaa!..” diyorum önce… Arkasından da “bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?”
Peki erenler, duyduğunuz ilk eleştiri de hemen böyle irkilip dağılacaksanız, yarınlar da neler yapacaksınız, merak ettim doğrusu.
Siyaset zor zenaat dostlar. Ne yaparsınız ki bu işe de kimse kimseyi silah zoruyla sokmuyor. Ya bu deveyi güdeceksiniz ya da bu deveyi güdeceksiniz.
Yahu Allahaşkına, sadece şu son bir yıl içerisinde Türkiye’de olan biteni görmüyor musunuz? Aynı safta yer alanlar, şimdi küfür kıyamet birbirine girmiş. Beddualar havada uçuşuyor. Mafyözi ilişkiler ayyuka çıkmış. Bütün bunlara rağmen insanlar hala siyaset yapmaya devam ediyor.
Biraz geriler gidelim isterseniz. Bir çoğunuzun malumu örnekler vereceğim:
Adalet Partisi’nden ayrılan 41’ler Ferruh Bozbeyli başkanlığında Demokratik Parti’yi kurmuştu vakti zamanında. Celal Bayar bile, Demokrat Parti’nin mirasçısı olduğunu söyleyen Demirel’in karşısında, ilerlemiş yaşına rağmen seçim kürsüsüne çıktı. Sonra Demokratik Parti dağıldı. Koca Reis Sadettin Bilgiç vs. gemiye döndü. Bütün söylenenler unutuldu.
CHP Adalet Partisi’nden 11 Milletvekili transfer edip hepsini bakan yaptı.( O bakanlardan Hilmi İşgüzar ve Tuncay Mataracı Yüce Divan’da yargılanıp cezaevine girdi.) Gel zaman git zaman, sonunda Ecevit, en dürüst siyasetçi ilan edildi. Üstelik 28 Şubat sürecinde Demirel Cumhurbaşkanı iken Ecevit ile yağlı ballı oldu.
Özal, cumhurbaşkanı iken Mesut Yılmaz ile ters düştü. Demirel de Tansu Çiller’le. Özal’ın başbakanı Yıldırım Akbulut DYP’den milletvekili adayı oldu ama seçilemedi.
Hasılı örnek çok. Su-i misal emsal olmaz derler. Elhak doğrudur. Bunlar doğru örneklerdir diye de yazmıyorum zaten. Meramım, siyaset yapacakların çelik gibi sinirlerinin olması gerektiğini söylemektir. En ufak eleştiride böyle helva gibi dağılacaksanız işiniz çok zor açıkçası. Siz eleştiri görmemişsiniz zahir.
Hakaret yok. Kişisel bir saldırı yok. Belden aşağı vurma yok. Bütün söylemek istediğim, kamuoyuna “hangi malı” satacağınız. Hangi kadrolarla, derdinizi nasıl anlatacağınız.
Siz Çerkesleri temsilen ve önceliğiniz “Çerkes Hakları” ise, bizim de Çerkes olarak bir sözümüz olmalı diye düşünüyorum.
Söylemek istediğim bir başka husus da şu:
Etnik temelli partiler iş yapsaydı eğer MHP’nin bütün Türk oylarını alması gerekirdi. BDP’nin de bütün Kürt oylarını silip süpürmesi kaçınılmaz olurdu.
Dini referans alan ya da mezhep üzerinden daha açıkçası Alevilik üzerine siyaset yapanların da hitap ettikleri kesimin bütün oylarını alması gerekmez miydi?
12 Eylül öncesi Mustafa Timisi, Alevi oylarına yaslanırdı ama hiçbir zaman tabela partisi olmadan öte gidemedi. Doksanlı yılların ortalarında yine aynı kitleye seslenen “Barajlar Kralı” ve “Süper Zengin” Ali Haydar Veziroğlu’nun kurduğu Demokratik Barış Hareketi ve ondan evrilen Barış Partisi saman alevi gibi bile parlayamadan sönüp gitti.
“Hadi bir parti kuralım” demek kulağa hoş geliyor açıkçası. Bizim de bir partimiz var demenin dayanılmaz cazibesi olmalı muhtemelen. Geçmişte benzer bir tecrübenin içerisinde olmuş bir kardeşiniz olarak aynı duyguları yaşadığımı söyleyebilirim.
Şahıslarınızı tenzih ederim. Asla ve asla “bu değirmenin suyu nereden geliyor?” muhabbetine girmem. Zira ortada ne değirmen, ne de su görünüyor. “Gizli bir ajandanız” olduğunu da sorgulamam. Bence olsa olsa ajandanızda, öngörüsüz notlarınız olabilir.
Bu notlardan biri ÇDP’dir bana göre. ÇDP’nin kuruluş süreci daha iyi yönetilebilinir; ortaya konsensüsle, daha Türkçesi, geniş katılımlı bir mutabakat metni konabilirdi ortaya. “Ben yaptım oldu” mantığı ile ortaya çıkmış bu oluşum, ölü doğmuş bir çocuktur.
Bu tespitler de benim öngörümdür. Yazıp söylediklerimiz; birbirimizi sevip sevmeme, kırıp incitme meselesi değildir.
Parti kurmanın dayanılmaz cazibesine kapılıp, sonunda siyaset mezarlığına gömülen o kadar çok girişim var ki. Uzak yakın, onlarca örnek verebilirim ama zaten yazı şu an itibarıyla bile oldukça uzun bir hal aldı. Zaten bu yazıyı yazarken o kadar çok gelgit yaşadım ki. Hem zülfü yare dokunmak; hem de ortalığı fazla kırıp dökmeden bir yazı ortaya çıkarmak adına epey bir gel git yaşadım.
Yalnız bir iki örnek vermek gerekiyor muhakkak:
Doksanlı yılların ortalarında Cem Boyner’in kurduğu Yeni Demokrasi Hareketi’nin ilk seçimde aldığı oyun yüzde yarım bile olmadığını hatırlatmam gerek. Parti kurulurken deve dişi gibi isimler vardı üstelik. Mehmet Altan, Cengiz Çandar, Ali Bayramoğlu, Etyen Mahçupyan, Asaf Savaş Akat, Zülfü Dicleli, Hüseyin Ergün, Kazım Berzek, Kemal Derviş,İbrahim Betil gibi isimlerin yanı sıra eski milletvekilleri, siyasetçiler, Türkiye’nin sayılı zenginleri hep YDH’ya destek vermiş ama sonu kocaman bir hayal kırıklığı olmuş idi.
ANAP’la yapılan seçim koalisyonu görüşmelerinde; gurup kuracak kadar milletvekilliği istenmiş; ama buna karşın ANAP sadece üç millet vekili teklif etmişti. Sonrasında o da olmadı zaten.
Genç Parti’yi kuran Cem Uzan, müthiş ekonomik gücü ve kendi medya gurubunun da kullanılmasına rağmen ulaştığı sonuç da fos çıktı.
Günümüzden örnek vermek gerekirse; bir başka büyük hayal kırıklığı örneği de, herhalde Mustafa Sarıgül’ün Türkiye Değişim Hareketi’dir. Şişli Belediye Başkanlığı forsu ve imkanlarını kullanarak popülist politikaları sonuna kadar kullanan Mustafa Sarıgül’ün şu anki durumu da herhalde hepinizin malumudur. İnsanları “gezdirip” duruyor…
Şahıslarınızı tenzih ederim. Her biriniz iyi bir insan, iyi bir çerkessinizdir. Bir çoğunuz, sevdiğim, dostum, arkadaşımsınız. Parti kurucularının ve salonda bulunanların önemli bir kısmı ile bire bir tanışıyoruz. Bir çoğunuzun telefonu, telefonumda kayıtlı. Sanal alem üzerinden birbirimizi her gün takip ediyoruz. Hal böyle iken en ufak eleştiride irkiliyorsanız burada bir hata var demektir. Kürsü masuniyetine sahip çıkamıyorsanız eğer, böylesine organizasyonları bir daha yapmayın derim. Yine benim gibi bir densiz çıkar, sizi eleştirme cüretinde bulunur. O yüzden, siz sadece parti içi toplantıları yapıp iman tazelemekten öte gitmeyen konuşmalar yapmaya devam edin.
Ben kendi adıma rahatım. Sizler; ismini cismini bilmediğim, tahammülsüz arkadaşın gazına gelip; bir konuşmayı sonuna kadar dinlemeye tahammül edemeyecekseniz, size söylenecek tek sözüm var. Yolunuz açık olsun!
Haa, partinin adını niye “çoğunlukçu” diye yazdığımı açıklamayı unuttum. Eee, bizde siyaset böyledir dostlar. “Parayı veren düdüğü çalar”, “Topu olan kaleye geçmez; penaltıları atar”, “Tekkeyi bekleyen çorbayı içer” gibi birçok özlü söze acizane bir ilave yapayım isterseniz: “Partisi olan çoğunluk, konuşmayı yapar”
Benim ne yaptığımı sorarsanız eğer, “Müslüman mahallesinde salyangoz satmak” efendim.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here