Ecdatlarımızın El Sanatları* – Nakışlar

0
224

Çerkesler, yaşamlarında el sanatlarına geniş yer vermişlerdir. Hünerli Çerkes kadınları bilhassa altın, gümüş (simlerle) nakış işler, ince ve kalın örme, dar ve geniş dokuma şeritleri örer ve dokurlardı. Bunlarla çeşitli giyim kuşamlarını, kıyafetlerini süslerlerdi. Eşyaları süsleyerek hazırlamada, dekoratif sanatlarda üstündüler. Güzel desenlerle süslenmiş hasır dokur, yastık, yastık örtüsü ve buna benzer şeyler işlerlerdi. Deri kemerler ve işlenmiş çorap bağlarını beceriyle hazırlayabiliyorlardı. 19. yüzyılın sonlarına doğru Çerkesler el işi örneklerini toplayıp müzelerde koruma altına almaya başladılar. Daha önceleri yapılan el işleri de Sovyetler Birliği’nin özerk cumhuriyetlerinin (muhtariyet) kendi müzelerine verildi.

Çerkes kadınlarının harikalar yaratan, becerikli ellerinden çıkan müstesna işler bugün Nalçık’ta ve Şimali Kafkasya’nın birçok bölgesindeki müzelerde korunuyor. İpek, kadife, çuha ve deri üzerinde şekillenen, eski zamanlara ait bu harika işler seyredenleri gözlerini ayıramamacasına hayran bırakıyor, adeta büyülüyor. Bu eşyaların yapıldığı dönem ve yerler belirtilerek korunma altına alınması sonucunda bu emsalsiz el hünerleri sahipsiz kalmadı.

Çerkeslerde ezelden günümüze dek yapılagelen el sanatlarının belgelenmesi, son zamanlarda yaptığımız araştırmalarda faydalı oldu.

Şöyle ki: El sanatlarına ilgi duymuş olanlar, o sanat eserlerine büyük değer verenler, Terek nehrinin her iki yakasında yaşamış olan Çerkeslerdir. Evet, nakış ev eşyası sayılıyordu, ne satılırdı ne satın alınırdı, ticaret için yapılmıyordu.

“Altın işleme, ince, kalın örme, dar, geniş dokuma şeritleri, kordonları” yapanlar daha ziyade zengin ailelere mensup kadınlardı. Bu işler kız çocuklarına erken yaşta öğretilirdi.

Bu demek değildir ki, zengin kesimin dışında kalan diğer kadınlar bu el işlerini yapamazlardı. “Bütün kadınlar el işlerini severlerdi”, diye yazıyor Studehskaya E.

Altınla işlenmiş giyim eşyaları pahalıya mal oluyordu. Bundan dolayı altın ve gümüş iplikle süslenmiş, saf ipekli ve kadife eşyalara daha çok varlıklılar sahip olabiliyordu.

Negume Şore’nin yazdığına göre, kız çocukları yedi yaşına geldiğinde, onlara el işleri öğretilmeye başlanır; altın ve ipek iplikle nakış işleyebilirler, ince, kalın örme şerit (vağe), dar, geniş dokuma şerit (şağe) ve kordon, düğüm çeşitleri ve denlheç yapabilir, elbise dikebilirlerdi.

El sanatları Çerkeslerin yaşantıları ve geleneklerinin, hayat tarzlarının zaruri bir parçasıydı; işlenmiş eşyalar güzelliğin, beceri ve hünerliliğin nişanesi sayılırdı.

Değişik renklerle desenlendirilmiş eşyalar, altın ve gümüşlerle süslenmiş at koşum takımları, silahlar, Çerkes kıyafetlerinin başlıca tamamlayıcı unsurlarındandı. Bunlar öyle muhteşemdi ki, Çerkes erkeği ve kadınının görünüşüne cazibe katıyordu. El sanatları öylesine vakit öldürmek, gönül eylemek için yapılmıyordu. Her sanat eseri gibi el işleri de, düşündürüp zihni çalıştırıyor, o el emeğinin sahibelerinin ne kadar kabiliyetli, istidatlı olduklarını gözler önüne seriyordu. Bunu doğrulayan birçok yazıya rastlıyoruz. 13. yüzyıl ile 19. yüzyıl arasında başka ülkelerden gelip Kabardey’de bulunmuş seyyahların ve Rus bilimadamlarının notları, hatıra defterleri bulundu. Çerkes el sanatlarının oluşumunu anlatan, çok eskilerden kalma anılar yörelerimizde arkeologlar tarafından ortaya çıkarıldı.

İtalyan seyyahı Glavani Ksaverrio 1724 yılında şöyle yazmıştı: “Çerkes kadınları el sanatlarında çok becerikli, hünerliler, ayrıca genel olarak o kadar kabiliyetliler ki, evin ihtiyacı olan her şeyi kendileri hazırlayabiliyorlar, dışarıdan herhangi bir şey satın almaya lüzum kalmıyordu.”

Çerkeslerde el sanatları birçok gruba ayrılır: Kıyafet işlemeleri, silah süslemeleri, araç-gereç işlemeleri, en çok da kadın kıyafetleri. Özellikle sim işlemede, en çok özendikleri kep kenarları, başörtüleri, elbise etekleri, kol üstü sarkıtı ve kepin tepelikleridir.

Çerkeslerde en geçerli nakış türü altın simle işlemeydi. Altınla işlenmiş eşya çok yaygındı. Önce herhangi beyaz bir bez (patiska, amerikan bezi vb.) seriliyor, sonra da üzerine yapılacak örnek çiziliyordu; çizilen desen altın iplik (sim) ile işleniyordu. Bu işlenen iş, daha sonra, istenen eşyaya raptediliyordu. Desenler öylesine çiziktirilmiş şeyler değildi. Bu desenlerle süslenmiş eşyalar daha zengin, ama çok daha zarif görünüyorlardı. Seming E. şöyle yazıyor: “Bu desenlerde daireler, kareler, çizgiler, dikdörtgenler, üçgenler, küpler ve benzerleri birbirleriyle uyum içinde örülmüşlerdi.”

Altın ve gümüşle işlenen nakışlar, geometrik şekillerden ve ev eşyalarından esinlenerek isimlendirilirdi. Örneğin, baklava şekli, baklava dilimleri, adından da anlaşılacağına göre bu ismi baklava dilimlerine benzediği için almıştı. Kırık çizgilere de zikzak deniliyordu, çizgili, kareli denilen desenler de vardı.

Şeritlerin yapımında kullanılan simin, sırma ipliklerin incelik ve kalınlıkları şeritlerin görünümlerinde etkiliydi.

20. yüzyılın başlarında pazar işlemesi adıyla anılan yeni bir nakış türü yapılmaya başladı. Evvelce bez üzerine işlenip hazırlanan nakış asıl kumaşa aplike edilirdi. Yeni tür nakış doğrudan işlenmesi istenilen kumaş üzerine çizilip işleniyordu. Kullanılan desenler de daha çok bitkilerden esinlenilerek hazırlanıyordu.

Bu şekilde yapılan nakışlara daha çok rastlanılan yerler; Dey, Planovske, Kurup işhare (yukarı Kurup), Hamidiye, Sarmak, Kulkujun, Laşınkey, Zeyiko, Psıhurey, Çısbey köyleriydi.

Çerkes kadınları çoğunlukla, kıyafetlerin yaka kenarları, etek uçları, tabanca kılıfları, ilik düğme ve başlık gibi objeleri ince ve geniş şeritler, düğüm çeşitleri ve denlheç ile süslerlerdi. Bu işte genişlikleri, kalınlıkları, incelikleri birbirine benzemeyen çok çeşitli şeritler kullanılırdı. Başörtüler, altın kepler, başlıklar daha çok ince şerit ve düğüm gibi kupüre benzer (denlheç) motiflerle süslenirdi. Geniş şeritler (şağe) daha ziyade elbise dikiş yerleri, yan dikişi ve elbise kenarlarında kullanılırdı. Kalın kordonla, geniş şeritle süslenen elbiseler, giyenin vücudunu güzelleştiriyor ve cazibesini arttırıyordu. Giyim ve eşyalarda maden ile birlikte deri kullanıldığı da çok oluyordu. Bunlar doğrudan doğruya kumaşa tatbik ediliyor, böylece işlenmiş elbiseler daha da güzelleşiyordu. Çerkes kadınları çok becerikli ve marifetliydiler; para keseleri, makas kılıfları, dikiş poşetleri, kama ve tabanca kılıflarını işlemeleri de, kıyafetleri işlemeleri gibiydi.

Çerkes nakışlarının büyük bölümü diğer komşu milletlerin el sanatlarına benziyordu. Fakat Şilling E. “Çerkeslerin işlemeli kıyafetleri ile kıyaslanabilecek olanları Kuzey Kafkasya’da, Dağıstan’da bile bulamazsınız”, diye yazıyor. Altınla işlenmiş Çerkes nakışları o kadar nam yapmıştı ki, ünleri Rusya’nın merkez şehirlerine kadar gitmişti. Oralarda da birçok değişik eşya altınla işlenmeye başlamıştı.

Çerkes kadınlarının altın simle işlenen eşyalarda en çok gözettikleri, desenlerin uyumlu ve güzel olabilmesiydi. Buna ilaveten, desenlerin milletin ezelden beri geliştirerek beraberinde getirdiği geleneklerinde yer alan efsane ve destanlardan kimi sahneleri, geometrik şekilleri, bitki ve canlılara ait görüntüleri, soyboy armalarını simgeliyor olması da önemsenirdi.

19. yüzyılın sonlarında Çerkes nakış örneklerinde daha ziyade bitki desenlerine rastlanıyor, kadın giyim eşyalarına altın iplikle işlenmiş güzel bitki dallarının parıltısı, bakıldığında göz kamaştırıyordu. Her şeyin ötesinde fevkalade olan şuydu: Simsiyah, kıpkırmızı, masmavi kumaşlar üzerinde altın iplik, ince, kalın, geniş şeritlerle yapılan süslemelerin parlaklığı etrafa ışık saçıyor, o kıyafetleri giyen kişiler bir kat daha güzelleşiyordu. Lakin sanatının değerini bilen, iyi ile kötüyü birbirinden ayırabilen bilinçli Çerkes kadını, hiçbir zaman gösterişe özenip aşırıya kaçmazdı. Yapılan işlemede fazladan küçücük bir parça veya tek bir ilmik dahi görülmezdi. O mahir ellerin sahibi kadınlar işte böyleydiler. Yaptıkları keseler, dikiş torbaları, bohça ve cüzdanların ünlü ve kıymetli olması bundandı.

İnce ve geniş şeritlerle süslenmiş kadın kepine (dışepıa) çok değer verilirdi. Bazıları keplerin üstündeki tepeliklere kuş figürü yapıyordu. Bu figüre kaynaklık eden düşünce uçmak, yükselmek özlemi olabilir.

Çerkes el sanatları düşünceyi birçok yönde geliştiren, akıllıca hazırlanmış, harikulade desenlerdir. Kıyafete işlenmiş olan desen, o kıyafeti giyen kişinin halini-tavrını, hayat görüşünü ve zevkini gösteriyordu. Kendisine yakışmayan kıyafetleri giyen, eşyaları kullanan kişi alay konusu olurdu. Böylelikle nakışların, eşyaları sadece süslemenin dışında başka işlevleri de vardı: insanın zekâ ve ferasetini, tabiatını, duygu ve düşüncelerini göstermeye yarıyorlardı.

Bütün Kabardey bölgesindeki köyler ve çevre bölgelerde yaşayan kadınların hepsi el işlerinde marifetli, sanatlarında başarılı olmalarına rağmen 20. yüzyılın başlarından itibaren, altın sırma işleme yapımı giderek azalarak son zamanlarda yaşamımızdan tamamen silindi.

Evet, bugün yine köylerimizde nakış bilen usta hanımlarımızın yaşadığı biliniyor. El sanatlarına yeniden bir yön verip canlılık kazandırılsa hiç de fena olmazdı! *Melbaho Boris, Oşhamafe Dergisi, Sayı: 1, Ocak-Şubat 1980.

Çeviri: Elmas Eşsiz – Ayşe Eşsiz

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz