Oubykh Nal İzinde Eylül 2015

0
39

Hani meraktan mıdır nedir, son sayfaya geliyorum hemen…
Tatlıcı olduğum için, tatlıların olduğu kısım sonlardadır diye…
Kahve de olur…

Son sayfalarda mısır kokusu geldi sayfalar arasından…

Sovyet dönemi insanlarıyız diye başlıyor kitap…
Analı-kızlı, Malatya mutfağı gibi…

Kendini tutsak zanneden bir anne…
Yoldaş komşusunun tenceresinden et çalan yoldaş komşu…

Aç birisinin yapabilecekleri…

Sohum muhakkak var…
Savaş döneminde üstelik…
14 Ağustos günü üstelik…

Bir insanın bir ömür boyunca yiyebileceği ne var…
Hep aynı şeyleri yese daha çok yaşar diyor Sula Benet…

Sovyet döneminde süt düğünleri…

Ukrayna’da ‘pashaşok’…
Ermeni konyağı…
Abhaz şarabı…

Bir evi İstanbul’da olan bir kız…
Dünyanın her yerinde bir lokma alsa da…
Kitabında bir Ağustos sabahı yedikleri…
Unutmadığı…
Savaş döneminde paylaşılan lokmanın değerli olduğu…

Havyar…

Kolbasa…
Kaşkaval…

Ermenilerin Sarı Pilavı…

Tatar istilası…
Kvass…
Yaz…
Çok sıcak…

Kanepede oturup gevşek bir Oblomov pozunda, soğuk çay yudumlamak…

Ah Odesa…
Güzel Odesa…
Denizin incisi…
Kıskanmayın ben de yürüdüm o merdivenlerden…
Denizci değildim üstelik…

Rum binaları bir yanda…
İran halısı serilmiş bir ev diğer yanda…

Pesah olmaz mı…

Shota Rustavelli üzerinde kaç tane vardı…

Sinagog karşısında…

Izgara domuz kokusu sinmesin diye, yeni bir yer bile açıldı üstelik…


Özbek Pilavı, safransız olur mu…
Üç kuruşa satılan üç parça…
Bir tencereye yeter…
Yarına da artar…

Saf olduğu için safran…

Nomenklatura…
Kotleta…

Ne çok şey yemişim ben de…
İstemeden üstelik…

Lahanayı neden sevmem bilmiyorum…

Çorbası renkli…
İçi et dolu…

Sinema izlerken bira yanında kurutulmuş balık…

Amerikan pop-corn felaketinden daha beter kokardı…

Bilet göstericiye az para verip, biletsiz izlediğimiz çok olmuştu…

Yerel arkadaşlarım sağolsun…

Patates…
Kartof…

Soğan ile sotelenince çok güzel olurdu…

Domates turşusu…
Tek sıkımla, bir lokmada yemek…

Domuz lasası…
Bir küp yağ…

Ne sıkı votka…

Mayonez soğukta bozulmaz…
Hep yenir…

Tekerlekli Krematoryumlar…
Çeçenleri, İnguşları, Karaçayları, Kalmukları ve Balkarları taşıdı…

Abhazların Mark Twain’i, Fazıl İskender misarfir göndermişti…

Nasıl ağırlamasınlar misafir gelenleri…

Tarifler olmasa da olur…
Tadını bildikten sonra, yemekler unutulmaz…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here