Adige Masalı

0
6

Köylerden birinde tek oğulları olan bir çift yaşıyormuş. Bir yıl tarladan çok az hasat kaldırılmış, tüm köy halkı sıkıntıya düşmüş. Özellikle de tek oğulları olan aile… Baba bir gün kocaman bıyıkları olan bir adamla karşılaşmış. Zengin giyimli adam evin yanındaki banka oturmuş.
-Misafirimiz olun, yorgun görünüyorsunuz, diye adamı eve davet etmiş ve dert yanmış.
-İş bulmaya çalışıyorum, bir oğlum ve karım var. Bu sene hasat çok kötüydü, tüm köy zor durumda. Çalışmam lazım, ne iş olursa yaparım.
Bıyıklı adam cevap vermiş.
-Sana yardım edeceğim. İstediklerimi yaparsan sana para veririm.
Adam böylece iş bulmuş. Çobanlık yapmaya başlamış. Üç yıl geçmiş. Ailesini düşünmeden edemiyormuş. Patronu da fark etmiş adamın düşünceli halini…
-Neden üzgünsün?
-Karımı ve oğlumu düşünüyorum. Köyden ayrılalı üç yıl oldu. Ben çalıştım, sen beni besledin ama yemek bana evimi unutturmuyor.
-Yarın sabah sana ödeme yapacağım ve sen de eve gideceksin o zaman…
Sabah olunca bıyıklı patron 3 altın vermiş ve yol için hazırlanmasını söylemiş. Adam köyüne dönerken kendisine ne kadar az para verildiğini düşünüyormuş.
Yol oldukça uzunmuş ve yolculuk için hazırladığı yiyecek tükenmiş. Kazandığı parayı harcamadan eve gitmeyi düşünen adam, yolunun üzerindeki bir köydeki pazara uğramış.
Para harcamamak için açlığını unutmaya çalışıyormuş. Pazarda uzun boylu bir adamın sesine kulak kabartmış.
-Satılık, satılık, satılık…
Adam dikkatle satıcıya bakmış ama adamın elinde hiçbir şey yokmuş.
-Ne satıyorsun?
-Akıl satıyorum.
-Akıl satılır ya da alınır bir şey mi?
Pazarı gezmeye devam eden adam tezgahlarda satılan yiyecekleri gördükçe açlığı aklına geliyormuş.
Tam o anda uzun boylu satıcının sesini duymuş yeniden…
-Satılık, satılık, satılık…
Adam satıcıya seslenmiş.
-Ne kadar ücret istiyorsun?
-Bir altın.
-Al sana bir altın, hadi akıl ver.
-Seyahat ederken bir nehre rastlarsan sığ noktasını bilmeden içine girme.
-Ne yani, bir altın karşılığında vereceğin aklın hepsi bu mu?
–Sana söylediklerimin değeri bir altındır…
“Bir yıllık kazancımı kaybettim” diye düşünerek uzaklaşan adam nereye giderse gitsin uzun boylu satıcının sesinden kurtulamıyormuş.
-Satılık, satılık, satılık…
-Al sana bir altın daha. Hadi konuş.
-İnsanlarla karşılaştığında onlar izin vermeden işlerine karışma ve ilk konuşan onlar olsun.
-Bu kadar mı?
-Evet.
“İkinci yıl kazandığımı da harcadım” diye uzaklaşmış adam ama yine dayanamamış.
-Bir altın daha, bir delilik daha sat bana…
-Bir insana çok kızıp vurmak istersen, içinden birden yüze kadar say, yüze ulaştığında sakinleşmiş olursun ve sonra ne yapacağına sakince karar verirsin.
Meteliksiz kalan adam köyüne doğru yola çıkmış. Bir nehre varmış. Nehir o kadar genişmiş ki karşı kıyı görülmüyormuş. Etrafına bakınmış, bir köprü aramış. Ne yapacağını düşünürken bir atlıyı fark etmiş. Atın üzerindeki adam zengin giyimliymiş.
-Neden geçmiyorsun?, diye sormuş attaki adam.
-Sığ noktayı bilmediğim için düşünüyorum.
-Eğer gerçek bir erkek olsaydın boydan boya sığ olduğunu bilirdin, demiş atlı ve atını kamçılayıp nehre sürmüş. At ve sürücüsü bir anda suyun altında kaybolmuş. Sonra tekrar görünmüşler ama yeniden batmışlar. Atın ayakları nehrin dibindeki çamura saplanmış. At ve sürücüsü boğulmuş. Meteliksiz adam tüm bunları kıyıdan izlemiş.
Bir süre sonra bir grup atlı gelmiş. Nehir kıyısında oturan adamı gören Thamate genç bir atlıyı yollamış ne olduğunu sordurmak için…
-Ne yapıyorsun?, demiş genç atlı…
-Sığ noktayı bilmiyorum, yüzerek geçmeye çalışan bir atlı atıyla boğuldu.
Söylenenleri thamateye aktarmış genç atlı. Bir süre sonra tekrar adamın yanına gitmiş.
-Beni thamatemiz gönderdi. Sana yardım etmek istiyor.
Thamateye doğru yürümüş adam. Thamate konuşmuş.
-Durduğun noktada sığlık yok. Akıntı boyunca aşağı yürürsen karşıda bir köy gördüğünde bir noktadan karşıya geçersin.
Thamatenin söylediği noktaya yürüyen adam nehri geçmiş ve bir köye ulaşmış.
Köydeki güzel binalar dikkatini çekmiş. Bir avlunun kapısında oturan adam “Gel, misafirimiz ol” demiş.
-Kalabileceğim bir ev arıyordum.
-Tamam.
Misafir odasına (haçeş) geçip oturmuşlar. Meteliksiz adam hiç konuşmayınca adetlere uyan ev sahibi de konuşmuyormuş.
Akşam olunca 7 adet üç ayaklı sehpa (ane) dolusu yemek getirilmiş odaya. Misafir adam sadece bir tanesinin tadına bakmış. Diğerlerine hiç dokunmamış. Ev sahibi dayanamamış.
-Sen misafirimizsin, neden diğer yemekleri yemedin?
-Ben bir kişiyim, bir kişeye 7 ane getirilir mi?
Ev sahibi kapıyı açmış ve anelerden birini bahçeye fırlatmış. Daha sonra misafirine tek bir söz etmeden diğer aneleri de atmış. Oğulları aneleri bahçeden toplamış.
Uyku zamanı gelince haçeşe 7 yatak hazırlanmış.
-İyi geceler, diyen ev sahibi haçeşten ayrılmış.
Yataklardan birine yatan adam uyuya kalmış. Sabah olup herkes kalkınca ev sahibi haçeşe gelmiş.
-Günaydın, yataklardan sadece birine yamışsın, neden?
-Saygıdeğer bayım, ben yalnızım, aynı anda 7 yatakta nasıl yatabilirim?
-Bu da doğru, diye cevao veren ev sahibi yatakları bahçeye atmış.
Ve yine oğulları bahçeden yatakları toplamış.
Ev sahibinin bu garip hareketlerine şaşıran adam susmuş, hiç soru sormamış.
Kahvaltı için yiyeceklerle dolu altı adet ane ve üzerinde çay olan bir ane daha getirilmiş.
-Afiyet olsun, diyen ev sahibi dışarı çıkmış.
Misafir adam sadece bir anedeki yiyecekleri yemiş ve çay olan anedeki çayı içmiş.
Haçeşe gelen ev sahibi diğer anelere dokunulmadığını görünce yine kapıyı açmış ve aneleri bahçeye fırlatmış.
Artık yola çıkması gerektiğini düşünen misafir bir türlü bunu söyleyemiyormuş.
Ev sahibi misafiriyle sohbete başlamış.
-Eve gitmek için henüz çok zamanınız vardır umarım.
-Hayır, tam da gitme zamanı…
Birlikte haçeşten çıkmışlar, misafirine iyi yolculuk dileklerini iletmiş ev sahibi…
Misafir arkasına bakmaya cesaret edemeden yürümeye başlamış. Bahçeden tam çıkarken ev sahibinin sesini duymuş.
-Bir dakika gelir misin? Konuşmak istiyorum.
Haçeşe dönüp oturmuşlar.
-Bak ne diyeceğim. Evlendiğimde babamla annemden ayrı bir evde oturmak için ev yaptım. Evin inşaatı bitince insanlar gelip bakmaya başladı. Ve herbiri pencere ya da kapıların yerleri hakkında ayrı ayrı öğütler vermeye başladı. Sinirlenip baltayı kaptım evi yıktım. Ev hakkında önerilerde bulunanların söylediklerine uyarak başka bir ev yaptım. Gelenler o evi de beğenmediler. Yine evi yıktım ve sonra işime karışan birileri olursa öldüreceğime dair yemin ettim. İşime karışmayana da bir kese dolusu altın vermek için adak adadım.
Sonrasında bu evi yaptım. Ne bu köyden ne de civar köylerden bir daha kimse bahçeme bile girmedi hatta benimle konuşmadı. Sen beni adağımdan kurtardın, sana bir kese altın vereceğim.
Teşekkür eden misafir, köyüne doğru yola çıkmış. Gece geç vakitte evine varmış. Pencereden mutfakta oturan karısını görmüş loş ışıkta. O sırada bir elin fırına uzanıp isli peynir aldığını fark etmiş. Karısının sırtı fırına dönükmüş. Eve bir hırsız girdiğini düşünen adam silahını çekmiş, tam tetiğe basacakken akıl satıcısının üçüncü öğüdü aklına gelmiş. İçinden yüze kadar saymış.
Sakinleşince evin kapısını çalmış. Karısının sesi duyulmuş.
-Oğlum bu gelen babandır, kapıyı aç.
O günden beri mutluluk ve refah içinde yaşıyorlarmış.
(hobbitaniya.ru)

Çeviri: Serap Canbek

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here