Lazcanın Ruhu

0
33

Anadili…

Ne güzel bir kelime değil mi?

Ana gibi sıcak ve içten bir ifade. Anadili “anasütü” gibi anadan edinilen ilk dil.

En çok anadilimizdeki kelimeler ısıtır içimizi. Anadilinde ağlayabilmek, şarkılar söyleyebilmek, anadilinde ağıtlar yakabilmek, bambaşka bir tattır hayatta.

Anadiliniz size var olduğunuzu hissettirir. Ancak anadilinizde bulursunuz kendinizi.

Çağımız, insan gruplarının başka insan gruplarının kendisi ile aynı lisanı konuşmamasından dolayı yaptığı akla ziyan eziyet hikâyeleri ile doludur. “Diline biber sürmek”, “Ağzına sabun köpüğü dökmek” bunlardan bazıları. Avusturalyalı beyazların Aborjin çocuklarını medenileştirmek(!) üzere ana-babalarından koparıp beyaz ailelere vermelerine ne demeli!
Yine de, asimilasyon yöntemleri konusunda bizim ulus-devletçilerin eline kimse su dökemez. İlkokullarda “Lazca ile Mücadele Kolu” oluşturmak da ne dâhiyane bir fikirdir, değil mi?

Aslında modern insan türünün bu eziyetinden bahsetme derdiyle bu yazıya oturmadım. Ben anadilimin gerçek sahibi annemden (nana-şkimi) bahsetmek için başladım yazıya ama biber ve sabun köpüğü mevzusu aklıma gelince yazmadan edemedim.

* * *

Benim annem Xalidi Ayşe, 83 yaşında bir Laz kadını. Atina kasabasının Msuleti köyünde dünyaya gelmiş, Lazcayla doğmuş, Lazcayla büyümüş, sonra hemen karşı köyden Cemil isimli bir delikanlıyla evlenip bizleri var etmiş bir kadın. Volkan Konak’ın Mora Nenem şarkı sözünde güzelce ifade ettiği gibi tarla ve ev kadını. Ama, yaşadığı çevreyi ve yaşam şeklini mükemmel düzeyde özümsemiş bilge bir Laz kadını.

Sadece bildiğim Lazcayı değil, şu an makale yazdığım Türkçeyi de okula gitmemi ısrarla ve inatla destekleyerek öğrenmemi sağlayan kadın.

Ağustos ayının başında hastane acil servisinde duyduğum Lazca ağıtla hem içim paramparça oldu hem de ne kadar doğru bir yolda olduğumu gene annemden öğrenmiş oldum. Ağrı öylesine aşırıydı ki 83 yaşındaki bu kadın bir çocuk gibi anadili ile ağlayıp kendine ağıt yakıyordu.

Bu kadını o an benden daha iyi kim anlayabilirdi!…

Doktorların sorularına verdiği yarı Lazca yarı Türkçe cevaplar ise müthişti. Çektiği ağrıları içine çokça Lazca kelime koyarak kendince Türkçe anlatıyordu.

Ben bir Laz köyünde doğdum. Hasan Ali Yücel, 1938’de Pazar Ortaokulunun açılışını yapmak için geldiğinde “Buralarda Türkçenin dışında Lazca da konuşulur” demesine rağmen çocukluğumda bizim köyde Türkçe konuşan hiç kimseyi tanımadım. Hele babaannem tek kelime dahi Türkçe bilmiyordu. Köye sağlık taramasına gelen ebe-hemşire ile anlaşamadığını iyi hatırlıyorum. Annem de bu ortamın doğal bir parçasıydı.

Lazcayla ilgilenmeye başladığım 1989 yılından bu yana biricik bilgi kaynağım oldu annem. Bu yüzden de aramızda adı konulmamış bir anlaşma ve özel bir ilişki gelişti. İlk başlarda annemin konuşmalarından kelimeler seçerken zamanla kurduğu cümlelerin de farklı olduğunu anladım ve defterime cümleler yazmaya başladım.

Artık, evde her daim Lazca notlar aldığım kalınca bir defter bulunuyordu. Annem konuşuyor, anlatıyor ben de bu kalın deftere hep yazıyordum. Zaman içinde ben sordukça söylediği şeyleri ben sormadan anlatmaya başladı.

Fark ettim ki, annemin benden biraz daha farklı bir Lazcası vardı. Bazı kelimeleri farklı kullanıyordu. Onlarca yıldır onu dinliyor ve farklı kuruluşu olan cümleleri not ediyordum, ama yine de hiç duymadığım kelimeler ve ifade edemeyeceğim biçimlerde Lazcayı daha orijinal kullanıyordu. Lazcada bulunmadığını sandığım onlarca kelime ve Lazcada ifade edilemeyeceğini düşündüğüm sayısız cümleyi bu süreçte deftere kaydettim. Bu şekilde pek çok defteri doldurduk. Eve getirdiğim yeni defteri görünce “Bu defteri doldurmaya ömrüm yetmeyecek” dedi ama onu da doldurduk nihayet.

Yıllar içinde bin sayfaya yakın Lazca kelime, cümle, metin, destan, şiir, hikâye ve onlarca masalı yazıya geçirdik. Kazım Koyuncu’nun da okuduğu “İgzalina, İgzali/Denizde Karartı Var” şarkısını annemden derledim.

Ama her şeyin ötesinde, annem Lazcanın ruhunu bana geçirmişti.

Lazca ya da Lazlık üzerine yazdığım her satırda annemin bilgisi, yaşantısı ve ruhu vardır. Ben sadece yazıya geçirme ve yeni nesillere aktarılmasına aracılık ettim.

Biliyorum ki Lazca, annem gibi Laz kadınlarının sayesinde bu günlere gelebildi.

Onlara minnet borçluyuz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here