Otobiyografik hikâye ve imgeler dünyası

0
438

-1992 doğumluyum. Sakarya Üniversitesi resim bölümü çıkışlıyım ve şimdi sanat kariyerimin başlangıcında sanat üreterek yolculuğuma devam ediyorum.

A. Seda Berzeg – Feryal Vatan
-Hoş geldiniz, bize kendinizi tanıtır mısınız, kimdir Muaz Özden?
-1992 doğumluyum. Sakarya Üniversitesi resim bölümü çıkışlıyım ve şimdi sanat kariyerimin başlangıcında sanat üreterek yolculuğuma devam ediyorum.
-Ailenizle, çocukluğunuzla, ressam olma süreciyle ilgili bizi bilgilendirirseniz memnun oluruz. Mesela sanatçılar şu cümleyi kurarlar: “Ressam olmak, yazar olmak, heykeltraş olmak çocukluk hayalimdi.” Sizin hayalinizde böyle bir şey var mıydı?
-Aslında çocukluk hayalinden ziyade kontrolsüz gelişen bir süreç. Biraz klişe olmakla beraber belki 3-4 yaşlarımdan beri kâğıt kalemin elimden düştüğünü hiç hatırlamıyorum. Dolayısıyla beni karara bağlayan herhangi bir zaman diliminden söz edebilmem zor. Aile ve ev içinde sürekli sanatsal atmosferler estiğinden ötürü süreç ile beraber sanat ve sanatçı olma içgüdüsü sürekli eklemlenerek yaşam pratiğime dahil olan bir olgu oldu.
-BASE 2019’a katılmıştınız, orada sizi tanıtırken şöyle bir ifade kullanılmış: “Sanatçı yapıtlarında otobiyografik bir hikâye üzerinden imgeler dünyası kurmaktadır”, bu konuda ne söylemek istersiniz?
-Burada iki anahtar kelime var. Otobiyografik hikâye ve imgeler. İmgeler sanat üretmek için başvurduğumuz yegane yöntem olmalı. Üstelik disiplini resim olan bir sanatçı için sonsuz bir ölçüde geniş bir anlatım dili özelliği potansiyeline sahip. Meselenin otobiyografik olması bir nevi kendi varoluş durumumu da sorgulayan bir şey ve imgeleri nasıl oluşturup kullanmam gerektiği noktasında oldukça besliyor açıkçası. Daha da açacak olursam etnik köken olarak Çerkes olduğum için böyle bir meseleye mecbur kalmaktan ziyade tamamen kendi kendine oluşan, tercih etmediğim sanatsal bir pratiği var aslında bu sürecin. Yani toplumun “Çerkes Soykırımı” olarak bildiği hikâyeden yola çıkarak kimlik, aidiyet, yerinden edilme sorunlarını işleyerek etnik, kültürel veya varoluşsal okumaları mümkün kılabilecek resimler yapıyorum.
-Çerkeslerin hangi boyundansınız, aile adınız nedir?
-Aile olarak babadan Uzunyayla-Karahalka köyüne bağlı olarak Kabardey boyundan olmak üzere sülale/aile adımız Kuşha diyebilirim.
-Anneniz, babanız Adigece biliyor mu?
-Tabii ki. Asimilasyon geçiren bir millet olarak günümüz için çok değerli ve önemli buluyorum bunu. Çünkü vatanını, evini kaybetmiş bir milletin sarıldığı ilk şey her zaman dilidir.
-Evde konuşuluyor mu?
-Konuşuluyor. Az önce tercih ettiğim bir mesele değil dememim sebeplerinden biri de bu aslında. Çocukluğumdan beri bu dil, kültür ve yaşama biçimiyle yetiştim, aslında enteresandır iki dünya arasında gidip gelmek gibi. Çerkes bir ailede doğup büyüyüp aynı zamanda Türkiye’de yaşıyor olmanın git-gelliği arasında bir yerdeyim aslında çünkü bu bir yerde varoluşsal bir mesele benim için. Sanat pratiğim de buradan yola çıkıyor. Tıpkı var olmak ve yaşamak için kendine bir alan yaratmak gibi…
-Adigece öğrendiniz mi?
-Tabii ki biliyorum ama son yıllarda başka dillere de olan merakımdan dolayı bazen unuttuğum ama sonradan hatırladığım şeyler oluyor.
-Eserlerinizde yoğunlukla hangi temaları işliyorsunuz?
 -Aslında kendi kendini revize eder gibi bir halleri var şu anki gidişatımın. Fakat şu anda asıl önemli olan şey az önce bahsettiğim gibi kendine bir alan yaratma, aidiyet konuları, hafıza, hatırlama, unutma. Ölüm bile var aslında, ölüm referans olarak var ama kavramsal olarak o aidiyet duygusunu nasıl hissettirebilirim ya da unutulmuş olanı hafızada tekrar nasıl su yüzüne çıkarabilirim gibi bir fikirden yola çıkarak şu an bir yerlere varmaya çalışıyorum.
-Resme başlarken nelerden ilham alırsınız ya ilham almak gibi bir şey var mı?
-İlham almak evet, tabii ki de ama benim kişisel olarak şöyle bir önermem olabilir; sanat yapmak için sadece ilham değil, sezgi ve bilinç dediğimiz kavramların da aslında zaman zaman birlikte, zaman zaman kendi başına işlevleri olduğunu düşünüyorum. Sanatçıya da bu üç öğeyi kontrollü bir şekilde yöneterek zihninde oluşan yapıtı doğurmak kalıyor. Bunun haricinde post-modern dünyanın tezahürü olarak yaşanan göçler, aidiyet sorunları ve yerinden edilmeler doğadaki en mikro haliyle bile bana ilham olabiliyor.
-Bugüne kadar katıldığınız sergi ve yarışmalar, aldığınız ödüller nelerdir? Bunlarla ilgili bilgi verir misiniz?
-Yarışmalara pek katıldığımı söyleyemem fakat aklıma gelenlerden ilk olarak Genç Etkinlik 7 yarışmasında jüri özel ödülüne layık görülmüştüm. İkinci olarak da geçen sene Plato Sanat’ta düzenlenen Rota Sergisinde yer almıştım.
-Bir ressam olarak geleceği ilişkin ne gibi projeleriniz var?
-Genel olarak mümkün olan maksimum motivasyon ile üretmeye devam edebilmek ve bu bağlamda kişisel gelişimimin sınırlarını zorlayarak kültürlerarası global bir ilişki yaratabilmenin peşindeyim. Harici olarak şu an için sadece kişisel sergime odaklanmış durumdayım.
""
Sonsuz Bekleyiş (21 Mayıs 1864 anısına)
""
Mezarlık Bekçisi

Sayı : 2020 01

Yayınlanma Tarihi: 2020-01-08 00:00:00

Önceki İçerikOcak 2020 sayımız yayında
Sonraki İçerikMerhaba 2020
A. Seda Berzeg
İstanbul 1955 doğumlu, Marmara Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi mezunu. Basın İlan Kurumu’nda başlayan iş hayatında, Lever Tem. Madd. A.Ş’den emekli oldu. Emeklilik sonrası Aktimedya Halkla İlişkiler, Kanal E TV, Barometre gazetesinde çalıştı. Gençlik yıllarında Kafkas Kültür Derneği Gençlik Kurulu’nda yer aldı, gençler ve veteran ekiplerinde dans etti, sonraları aynı dernekte profesyonel olarak çalıştı. Çeşitli sosyal projeler içinde yer aldı. Aralık 2019 yılından bu yana Jıneps gazetesi yayın kurulu üyesidir.