Gürcü milliyetçiliğinin (Kartvelizm’in) Lazları keşfi (3. Bölüm)

0
130

Gürcü Kilisesi’nin dahli

1991’de bağımsızlığını kazanan Gürcistan’da iç karışıklıkların biraz yatışmasıyla birlikte ve güçlenen Gürcü Ortodoks Kilisesi’nin himayesinde yeni bir “halk diplomasisi” dönemi başladı. Kilise adamlarının gayri resmi olarak yürüttükleri bu süreçte, Laz aydınları Gürcistan’a davet edildi, ağırlandı, onlara tarihleri (!) anlatıldı, gazetelere demeçler verildi. Ancak Laz aydınlarının Gürcülüğü kabul konusunda tepkili oldukları görülünce politikalarını aydınlar üzerinden değil, yerelde bulacakları daha az politize olmuş bağlantılar üzerinden uygulamaya çalıştılar. Lazistan bölgesine seyahatler düzenleyerek yerel bağlantılar, dostluklar kurdular. İsteyenlere Gürcü pasaportu dağıttılar. Bu kişiler üzerinden yeni bir toplumsal hafıza üretmeye çalıştılar. Yerel belediye ve kurumlarla “kardeş belediye” türünden oluşumlar teşkil ederek bölgedeki kiliselerin restorasyonu, Fındıklı’da bir Gürcü okulunun kurulması gibi girişimlerde bulundular. Ancak muvaffak olamadılar.

2013’te Gürcistan’ın bu politikalarından rahatsız olan Laz aktivistler, neredeyse bütün Laz STK’larının ve aktivistlerin imzaladığı Lazca, Türkçe, Gürcüce ve İngilizce dillerinde bir deklarasyon yayımlayarak bu durumu kınadılar. “Türkiye ve Gürcistan Halklarına ve Dünya Kamuoyuna” başlıklı bu deklarasyonla Kartvelistlerin Lazları ve Lazcayı yok sayan söylem ve faaliyetlerine son vermeleri talep ediliyordu.

Akabinde başlayan MEB’e bağlı okullardaki Lazca seçmeli ders sürecinde, bu derslerin Lazca değil Gürcüce verilmesi, bunun mümkün olmaması durumunda Lazcanın Gürcü harfleriyle yazılması gerektiğini deklare edecek kadar ileri giden bazı Kartvelistlerle birlikte, Laz aydın ve ileri gelenlerinin tepkileri daha da arttı. Bu süreçle birlikte, sosyal medyada oluşan Kartvelizim karşıtlığı Gürcü milliyetçilerinin Laz aktivistlerle olan ilişkilerini neredeyse tamamen kopma noktasına getirdi.

Bütün bunlar olurken Türkiye devletinin Lazlar hakkında ne yurtiçinde ne de yurtdışında bir politikasının olmaması, yurtdışındaki uluslararası karar mercilerinde Lazlar ve Lazca adına söz sahipliğini Gürcülerin gasp etmesine sebep olmaktadır.

Bunun gibi, Gürcü Ortodoks Kilisesi Patriği II. İlia’nın 2014 yılında Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’in davetlisi olarak gerçekleştirdiği Lazistan seyahatinde, Timisvat (Hoşdere) Köyü’ndeki bir restoranda sarf ettiği, Lazlar ve Gürcülerin aynı millet oldukları yönündeki sözlere Türk basını sağır kalmıştır. Bu seyahatin önemi kilise sözcüleri tarafından şöyle ifade edilmiştir: “Devletlerin sınırları ile dini sınırlar birbirlerinden farklıdır. Lazistan Gürcistan’ın dini sınırları içerisindedir.”

Bu iddia, Gürcü Kilisesi’nin resmi söylemine göre doğrudur. Çünkü Gürcü Kilisesi 2007’de Batum-Kobuleti Eparklığı’nın adını “Batum ve Lazistan Eparklığı” olarak değiştirerek, yetki alanını Kobuleti, Khelvaçauri ve tarihi Lazistan olarak belirlemiştir. Bu kararın alınmasının nedeni bölgeye olan sahiplik iddiasıdır.

Güneyde Gürcü Kilisesi’nin kadim düşmanı Ermeni Gregoryen Kilisesi, kuzeyde Abhazya’yı da ele geçiren güçlü Rus Ortodoks Kilisesi ve doğuda Müslüman Azerbaycan arasında sıkışmış Gürcü Kilisesi’nin tek yayılma alanı olarak, tarihi Gürcistan olarak gördüğü Ardahan-Posof-İspir tarafı ve Lazların yaşadığı saha kalmıştır. Bu girişime evvela Gürcistan’daki Müslüman toplumu Hıristiyanlaştırmakla başlamış olan Gürcü Kilisesi’nin Laz politikasının bir boyutu da hiç kuşkusuz dindir. Kaldı ki, günümüzde Gürcistan Sarp’ında yaşayan halkın önemli bir kısmı Hıristiyan olmuştur. Elbette kişilerin kendi dinlerini özgürce seçme hakkı vardır, ama bu sürecin bütün dünyadakinin aksine bu denli hızlı ilerlemesinin sebebi, Batum metropolitinin ifadesiyle sadece “Tanrı’nın hikmeti” olarak açıklanamaz. Agos gazetesindeki bir haberde ifade bulduğu gibi; “1991’de bölge nüfusunun yüzde 75’i Müslümanken, günümüzde Acara’nın yüzde 65’i Ortodoks Hıristiyan. Dünyadaki tek örnek olan bu dönüşüm nasıl açıklanabilir?”

Sonuç olarak şunu açıkça söyleyebiliriz ki, Lazların Gürcülüğü iddiasının geçmişi, XX. yüzyılın ilk çeyreğinden daha eskiye gitmez. Lazca ile Gürcüce arasındaki yadsınamaz dilsel benzerliklerin nedeni, her iki dilin kökeninin aynı dil ailesine dayanmasıdır. Sırf aynı dil ailesinde yer aldığı için Lazları Gürcü saymak, İngilizlere Hint demek kadar abestir.

İki halk arasında dostane olan ilişkileri germeye, komşuluk hukukunu politika malzemesi yapmaya kimsenin hakkı yoktur. Buna ne Gürcü kilisesinin, ne Gürcü diaspora bakanlığının, ne bazı üniversite çevrelerinin ne de bunların Türkiye’deki uzantılarının hakkı vardır. Bu kişilerin şunu artık anlaması gerekmektedir: Lazlar küçük ulusların büyük ihtiraslarına alet olmayacaklar. (Bitti)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here