Açaxu / Ace / Ake (15. Bölüm)

0
272

-Bir tutam saçın 5000 yıllık hikâyesi-

İnsanın uzun tarihi yolculuğuna S. Jared Diamond’ın1 sözleriyle kısaca göz atalım;

“İnsanlık tarihi bundan yaklaşık 50.000 yıl önce, benim Büyük Sıçrama dediğim şeyle birlikte başladı. Bu sıçramanın ilk işaretini Doğu Afrika’da, birörnek taş aletlerin ve günümüze kadar ulaşmış ilk süs eşyalarının (deniz kabuğu kolyelerin) bulunduğu yerleşim yerinde görüyoruz. Benzer gelişmeler kısa süre sonra Ortadoğu’da, Güneydoğu Avrupa’da, daha sonra (40.000 yıl kadar önce) Güneybatı Avrupa’da meydana geldi, burada bulunan pek çok sayıdaki eşya, Cro-Magnon olarak adlandırılan insanların tam anlamıyla bugünkü insanların iskeletleriyle ilişkilendirildi.” s.34

“Yaklaşık 100.000 ile 50.000 yıl önce atalarımızın yeteneklerinde müthiş bir değişikliğin olduğu çok açık. Bu büyük sıçrama konusunda yanıtlanmamış iki önemli soru bulunuyor, bunların biri tetikleyici nedenle, ikincisi coğrafi bölgeyle ilgili. Tetikleyici neden olarak ben Üçüncü Şempanze adlı kitabımda gırtlağın gelişmesini, bunun sonucunda da insan yaratıcılığının etkinleşmesinde büyük rol oynayan dilin anatomik temelinin oluşmasını görüyorum. Bazılarıysa o tarihlerde insanın beyin büyüklüğü değişmeden beyninin örgütlenişinde bir değişikliğin meydana gelmesiyle bu değişikliğin çağdaş dillere temel oluşturduğunu ileri sürüyorlar.” s.35

“Ama uzak bölgelerdeki yiyecek üretimi büyük oranda başlangıçta Bereketli Hilal’in evcillerine dayanıyordu. Onların yayılışının hemen ardından, tekerlek, yazı, metal işçiliği yöntemleri, süt sağma, meyve ağaçları, bira ve şarap üreticiliği gibi Bereketli Hilal’de ya da Bereketli Hilal yakınlarında ortaya çıkmış yenilikler sökün etti.” s.236

“Örneğin MÖ 3000 yılı dolaylarında Güneybatı Asya’da ya da yakınlarında icat edilen tekerlek birkaç yüzyıl içinde Avrasya’da hızla doğuya ve batıya büyük oranda yayıldı.” s.247

Bunları aklımızda tutarken, Mariya Ivanova’nın2 Kafkasya ile ilgili bazı sözlerini de aklımızda tutalım:

“Kuzey Kafkasya’nın Yakın Doğu dünyasıyla ilişkileri üzerine yaptığı araştırmalarda Andreeeva (1977), bu iki bölgenin çanak, çömlek teknolojisi ve morfolojisini karşılaştırmış; Maykop ve Antakya Ovası’ndaki Amuk F buluntu topluluğu ile Yukarı Dicle’de yer alan Gawra XII arasındaki bazı benzerliklerin olduğunu tespit edebilmiştir. Erken Maykop ve Kuzey Mezopotamya’ya ait çanak çömlek malzemeleri arasında ‘genetik bir bağlantı’ olduğunu öne sürmüş ve Maykop ile Mezopotamya’da Uruk dönemimin eşzamanlı olduğunu savunmuştur.” s.64

“Azak-Kuban Bozkırı’nda MÖ üçüncü binyıla tarihlendirilen mezarlarda ahşaptan yapılmış dört tekerlekli at arabaları çok yaygındır.” s.124

“MÖ üçüncü binyıl öncesine tarihlendirilen kağnıların çıktığı buluntu yerlerinin, Büyük Kafkasya’nın yamaçlarında, Maykop’un ‘kalbi’nden oldukça uzaklarda, bozkırda yer aldığını vurgulamak önemlidir. Ancak hem Novokorsunskaya’dan ele geçen kağnı hem de Aşağı Don kıyısında yer alan bozkırdaki Koldyri’den çıkartılan ikinci bir buluntu, Maykop Dönemi’ne ait malzemeler içeren mezarlarda ele geçmiştir. Bu ise hayvan çekişinin ve tekerlekli taşıtların Kafkas dağ eteklerindeki otlak alanlarda kullanıldığını da göstermektedir.” s.125

Önceki bölümlerimizde görüldüğü üzere, Anadolu’da yaşayan halkların büyük bölümü, Pelasg, Kaşka, Hurri, Urartu, Obşela (Abşela), Hatti-Hititler Kafkas halkıyla ilişkilendirilmektedir. Son dönemlerde Anadolu ile Girit Minoan ve Batı Kafkas dilleri ile Uzakdoğu Anu vb. diller arasındaki ilişkiler dilbilimciler tarafından dile getirilmektedir.3,4 Dolayısıyla ilkçağlarda, Ortadoğu, Anadolu, Kafkaslar ve Balkan coğrafyasında ortak bir ata dilin var olması konusu bilim insanlarını heyecanlandırıyor. Kanaatimizce bu konudaki en genel kabul görüşü Pavel Dolukhanov yapmıştır.5 Savına göre, Cebelitarık’tan Kafkaslar’a kadar akraba, tek bir dil ailesi mevcut ve bunu da Üst Paleolitik Akdeniz çevresi dili olarak adlandırıyor.

Bu konuda arkeolojik verilere de dayanarak yazdıklarına kısaca göz atalım…

“Kafkasya’da hatırı sayılır büyüklükte Aşölyen gruplar yaşamıştır. Orta Kafkaslar silsilesinde yüksekliği 3000 metreye ulaşan dağlık alandaki belirli mağara yerleşimlerinde Aşölyen tabakalarına rastlanmıştır (Kudoro I, Kudoro II, Tsona). Küçük Kafkaslar’da da Azıkh mağarasında bulunmuş tabakalara karşılık gelen Aşölyen yerleşimleri bilinmektedir.” s.126

“Aşölyen dönemi sıralarında hominid grupları Karadeniz’in kıyı kesimine yerleştiler. Sohum kenti yakınındaki Yaştukh Dağı bölgesinde sayısız Aşölyen alet ve yonga yoğunlaşması bulunmuştur. Dr. Korobkov’la birlikte ben de, Sohum’un hemen kuzeyindeki bu terasta bulunan zengin Aşölyen topluluğunu toplama fırsatı elde ettim. Kafkasya kıyılarındaki Aşölyen aletlerin teknik ve tipolojik özellikleri, Doğu Akdeniz’dekilerle benzeşmektedir (Korobkov, 1965). Doğu Akdeniz kökenli Aşölyen avcı gruplarının Orta Pleistosen sıralarında birkaç ardışık dalga halinde Kafkasya’ya sızdıkları düşünülmüştür.” s.128

“Mevcut kanıtlara bakarak Kafkasya’nın, en azından Aşölyen’den beri hominid gruplarınca sürekli olarak iskân edildiği anlaşılabilmektedir. İlk /Orta Würm sıralarında burada egemen olan uygun ekolojik koşullar, diğer Doğu Akdeniz yerleşmelerinden ek bir nüfus akışını teşvik etmiştir.”

“Museryen Kafkas buluntu topluluklarının tipolojik analizi Lyubin’e üç Musteryen yüzeylisi tanımlama olanağı vermiştir: ‘Tipik’ Musteryen, ’dişlemeli’ Musteryen ve ‘Karantiyen’. Sonuncusu Kuzey Kafkasya’da oldukça yaygın olmakla birlikte Ön-Kafkasya’da az sayıda yerleşimde görülmüştür.” s.142

“Eldeki ikna edici (paleontolojik ve radyometrik) veriler, en azından günümüzden 90.000 yıl öncesinden beri Ortadoğu’da anatomik olarak modern insan topluluklarının varlığını göstermektedir.” s.145

“Takriben 30.000 yıl öncesinden başlayıp 15.000 yıl öncesine kadar devam eden süreçte tamamen gelişmiş Üst Paleolitik endüstrilerin evrimine şahit olunabilir.” s.146

“Yerleşmelerin uzamsal dağılımında önemli değişimler Kafkasya’da ortaya çıkmıştır. Musteryen yerleşimler, en yüksek yaylaları içine alan bütün bir bölgeye yayılmışken, Üst Paleolitik yerleşimler yalnızca dağların Karadeniz’in kıyı kesimine dönük sıralarında bulunmaktadır. Şimdi bile Tersiver evresinin egzotik bitki türleri bakımından önemli bir zenginliği olan bu bölgelerin, Paleolitik gruplar için yaşam alanı olmaya uygun tek bölge olduğu söylenebilir. Batı Kafkasya’da Üst Paleolitik yerleşme yoğunluğunun, aynı bölgedeki Musteryen yerleşimlerden çok daha yüksek olduğu bir gerçektir.” s.148

“Nitekim mevcut radyokarbon ölçümleri, Doğu Akdeniz’de ortaya çıkan Üst Paleolitik teknolojinin Avrupa’dakinden önemli ölçüde eski olduğunu göstermektedir.” s.149

“Homo sapiens’in Avrupa’da ortaya çıkış zamanına ilişkin önemli tartışmalar vardır. Önceden verilmiş kanıtlara ek olarak Smith’in (1985), Neandertallerin Orta Avrupa’da GÖ 38.000 yıla kadar, Batı Avrupa’da GÖ 33.000-31.000 yıla kadar yaşadıklarına, oysa Orta Avrupa’da Homo sapiens’in ilk olarak günümüzden 36.000-34.000 yıl önce ve Batı Avrupa’da 30.000 yıl öncesinden daha önce ortaya çıktığına ilişkin görüşü belirtilebilir.” s.150

“Bu nedenle tarih sahnesine takriben 80.000 ila 40.000 yıl öncesinden girmiş olan Homo sapiens’in dil potansiyeli, uygulamada modern insanın potansiyeli ile aynı idi. İlk modern insanların dilinin, hem sözcük dağarcığı hem de yapısal bakımdan çağdaş dillere oldukça benzer olduğu akla uygun biçimde ileri sürülebilir. Buna bağlı olarak, çağdaş dillerin haritası üzerinde bunların izdüşümleri bulunmaya çalışılabilir. Doğal olarak bu çabalar tümüyle spekülatiftir; hem antropolojik hem de arkeolojik bulgular sessizdir, sadece dolaylı kanıtlar onların ne konuştuklarını ortaya koyabilir.” s.167

“1.Üst Paleolitik buzulçevresi bölgesi, Proto-Ural dil ailesine karşılık gelmektedir. Bugün hemen hemen 25 milyon kişinin konuştuğu Ural dil ailesi (Hajdu, Domoks 1987) Hint-Avrupa dışındaki en geniş gruptur.

Ural dil ailesi iki akraba gruptan oluşmaktadır: Fin-Ugor ve Samoyed. Fin-Ugor grubu iki kola ayrılır: Ugor (Macarca ve Ob-Ugor dilleri-Mani ve Khanti) ve Fin. Fin grubu, Baltık-Fin dillerini (Fince, Karekçe, Ingrice, Veps dili, Estonca, Votça ve Livonca), Kuzey Fin dalını (Lapça), Fin-Premi dalını (Komi-Udmurt dili), Mordvice ve Mariceyi içine almaktadır.” s.168

“Bu dillerin kimi savlara göre 10.000-7.000 ile 12.000-10.000 yılları arasında var olduğu ileri sürülmektedir.” s.168

“2. Akdeniz Üst Paleolitiği bölgesi, Basko-Kafkas dil topluluğuna karşılık gelmektedir. Bask dili bugün İspanya (Bask bölgesi) ve Fransa’da (Atlantik Pireneleri bölümünün batı tarafı), Pireneler’in hemen güneyinde ve kuzeyindeki yaklaşık 10.000 km2’lik dar bölgede konuşulmaktadır.” s.171

“Normal olarak kabul edilmiş karşılaştırma kurallarıyla, Baskçanın ikna edici şekilde karşılaştırılabileceği yegâne dil grubu, Kafkas dilleridir. Bu diller arasındaki genetik yakınlıklar önemli sayıda dilbilimci, Schchard, Trombetti, Winkler, Uhlenbeck, Dumezil, Bouda, Lafon ve Marr tarafından ileri sürülmüş ve savunulmuştur.” s.172

“Kafkas ailesine, 30-40’tan az olmayan sayıda farklı diller girmektedir. Kafkas dilleri genellikle farklı dil aileleri olarak kabul edilen üç gruba ayrılabilir. Kuzeybatı (Abhazo-Adige), merkez (Nakho-Dağıstan) dilleri, Güney grubu (Gürcüce, Mingrelce, Lazca ve Svanca) dillerini kapsamaktadır.” s172

“Son bir yayınında Lafon (1972:1974) ‘(Kafkas ve Bask dilleri arasındaki) benzerlikler grubunun şansla ya da ödünç almayla açıklanamayacağını’ ileri sürmüştür. Bu nedenle bu diller Oskaro-İber adı verilen bir aile teşkil etmektedir.”

“K. Bouda (1949) Bask dilinin sadece Güney Kafkas dilleriyle değil, aynı derecede Kuzey Kafkas dilleriyle de akrabalığı olduğunu ortaya atmıştır.” s.173

“Zystar’a göre (daha önce bu ilişkililik Marr tarafından belirtilmiştir) Baskçanın söz dağarcığı ile Hattice, Hurri-Urartuca, Sumerce ve Elamca arasında bazı benzerlikler bulunmaktadır… Eski Doğu dilleriyle (özellikle Sumerce ve Elamca) Kafkas dilleri arasında ilişki kuran kuramlar vardır. Zystrar bu dilleri Baskça ile Kafkas dilleri arasında ‘ara bağlantı’yı sağlayan diller olarak görme eğilimindedir.” s.175

“Hubschmid’e (1960) göre Akdeniz havzasında Hint-Avrupa grubundan olmayan dilleri konuşanlar en az iki aileye girmektedirler. Bunlardan ilki, İspanya, İtalya ve Batı Alpler bölgesinde konuşulan, sonraları Kuzey Afrika’ya yayılan Avro +-Afrika dilleri olarak adlandırılmıştır. İkinci aile İspanya’dan Balkanlar’a ve Küçük Asya’ya sızan Hispano-Kafkas dilleridir.” s.175

“Var olan arkeolojik ve dilsel kanıtlar bir araya getirildiğinde, tarihöncesi Akdeniz havzasında bir dizi akraba dilin konuşulmuş olduğu görülebilir. Bu diller şunlardır: Ön Baskça, Ön Kafkasça, Ligurca, Etrürce, Sumerce, Hattice, Hurri-Urartuca, Elamca ve herhangi bir belge bırakmamış olan bazı kaybolmuş diller. Bugün sadece Baskça ve Kafkas dillerinin yaşadığı bu ‘Akdeniz dil katmanı’nın ortaya çıkışı, son Buzul’un en yüksek dönemini yaşadığı, takriben 25.000-20.000 yıl öncesindeki Üst Paleolitik evresinde olmalıdır.” s.176

“Urartu yerleşimlerinde, çok sayıda çivi yazılı metinlere ait arşiv bulunmaktadır. Bu belgeler, Hurriceyle yakın akraba olan Urartu dilinde kaleme alınmıştı (her iki dil, sıklıkla, Hurri-Urartuca olarak anılmaktadır). Belirtildiği gibi, Diakonoff (1967) bu dillerin, Kafkas dillerinin Abhazo-Adige koluyla akraba olduğunu ileri sürmektedir.” s.490

“Bütün bu diller, Hubschmid’e göre bir Akdeniz alt katmanını teşkil etmektedir.” s176

“Çiftçi ekonomisi Kafkasya’nın dağlık alanlarındaki vadilere 7. binyılın sonları ile 6. binyılın başlarında girmiştir. Kafkasya çok sayıda tarıma alınmış bitkinin anavatanıydı.” s.301

“Kafkasya Eneolitik yerleşmelerinin en göze çarpan özelliği evlerdir. Bir mesken tipi, özellikle ilgi çekicidir. Bunlar, tepelerinde bir delik bulunan, yuvarlak, (çoğu kez) kubbemsi tek odalı yapılardı.” s.302

“Mezolitik yerleşmeler, hemen hemen Üst Paleolitik yerleşimler gibi, esas olarak Batı Gürcistan’ın Karadeniz kıyı kesiminde bulunmaktadır. Bunların çoğu mağara yerleşimleridir: Yaştukh, Kvaçara, Jampali, Kholodni, Grot (Tseretli 1973, Babunia ve Tseretli 1977).” s.310

‘Neolitik’ denilen yerleşmeler Kafkasya’nın Karadeniz kıyısı boyunca ve Kuzey Kafkasya’da bulunmuştur (Formazov 1965).” s.311

“Güneydeki Abhazya’dan kuzeydeki Soçi-Adler bölgesine kadar Batı Kafkasya’nın kıyı kesimindeki büyük yerleşimler grubu ‘Eneolitik’ adıyla anılmaktadır. ‘Soçi-Adler tipi’ olarak bilinen çapa benzeri aletler de çok sayıdadır.” s.314

“Deneysel olarak İÖ 4-3 binyıl niteliği taşıyan Batı Kafkasya Eneolitiği için güvenilir bir kronoloji yoktur; sadece Maçari yerleşmesi için GÖ 5760+-90 olarak, tek bir radyokarbon tarihi elde edilmiştir. Var olan kanıtlar, Erken ve Orta Holosen dönemleri sırasında Kafkasya’da iki ayrı sosyoekonomik-kültürel ağın mevcut olduğunu göstermektedir.” s.316

“İdeo-sembolik sistemin istikrarına dayanarak, iletişim alanının esasen değişmeden kaldığı da ileri sürülebilir. Bunu sonucu olarak dilde önemli bir değişme olmamıştır. Bir varsayıma göre bu dil, Bask-Kafkas ailesine aittir.” s.316

“Dilbilimciler tarafından ileri sürülen Hint-Avrupa ve Kafkas dilleri arasındaki temaslar da Neolitik/Eneolitik döneme kadar geri gidiyor olabilir.” s.317

“Küçük Asya yerleşimlerindeki yazılı metin arşivleri, aynı zamanda, Hattice olarak bilinen, Hint-Avrupa dili olmayan bir dille yazılmış belgeleri de kapsamaktadır. Diakonoff’a (1967) göre Hattice, Kafkas dillerinin Abhazo-Adige grubuyla akrabadır. Genellikle kabul edildiği gibi Hattiler, burada Hint-Avrupa dili konuşanlar ortaya çıkmadan önce, Orta Anadolu’da ‘Hatti ülkesi’nin sakinleriydi.” s.484

“Mezopotamya’da Hurrice konuşanların varlığı en erken 5. bin yılından beri bilinmektedir.” s.432

“Anadolu kral mezarlarının Kuzey Kafkasya’nın tunç çağı zengin gömü höyüklerine tipolojik benzerliği ve bu yerleşmelere ilişkin sorunlar, bilim adamları tarafından, 1897’de önde gelen Rus arkeoloğu N. I. Veselovsky’nin Maykop höyüklerini buluşundan beri tartışılmaktadır.” s.437

“Anitta’nın yönetimini (yaklaşık 1790-175) takiben, resmi belgelerin dili değişti. Metinler Akkadca yerine şimdi Hititçe yazılıyordu. Yazı biçimi bile değişmişti; artık Hurri tipi çivi yazısı işaretleri kullanılmaktaydı. Bu işaretler muhtemelen, Kuzey Suriye Hurrilerinden taklit edilmişti.” s.487

“Urartu yerleşmelerinde, çok sayıda çivi yazılı metinlere ait arşiv bulunmaktadır. Bu belgeler, Hurriceyle yakın akraba olan Urartu dilinde kaleme alınmıştı (her iki dil, sıklıkla, Hurri-Urartuca olarak anılmaktadır). Belirtildiği gibi, Diakonoff (1967) bu dillerin, Kafkas dillerinin Abhazo-Adige koluyla akraba olduğunu ileri sürmektedir.” s.490

“Hem arkeolojik hem de paleokolojik incelenmesine dayanarak, Avrupa’da ve büyük Akdeniz sahasında iki büyük Üst Paleolitik bölgesi saptanmıştır. Buz kütlelerinin güneyindeki Orta ve Doğu Avrupa’nın büyük bölümünü kapsayan birincisine Buzulçevresi adı verilmiştir. Akdeniz olarak adlandırılan ikinci alan, Atlantik Avrupası’nda bulunan yerleşmeleri (en büyük yoğunlaşma Franko-Kantabriya ile sınırlıdır); Ligurya’yı, Apeninler’i, Balkan Yarımadası’nı, Doğu Akdeniz ve Kafkasya’yı içine almaktadır. İlk bölge, Ön Ural dilleriyle örtüşmektedir. İkincinin ise Bask-Kafkas dillerini konuşan halklara karşılık geldiği söylenmektedir. Karşılıklı olarak ilişkili bir takım dilin ’büyük Akdeniz alanı’ içinde Üst Paleolitik sırasında ortaya çıktığı üzerinde de durulmuştur. Hubschmied’e göre bu diller ‘Akdeniz altkatmanı’nı oluşturmaktadır. Bu altkatmandan bugüne sadece Bask ve Kafkas dilleri kalmıştır.” s.512-513

Bu söylenenler, Kafkas dillerinin, geçmişten günümüze uzanan Anadolu dillerinin ortak kökene dayandığını ve bu bağlamda dilimizin geçmişi aydınlatmada bir yol gösterici nitelik taşıdığını açıklamaktadır. Bu ata dilin ise kesinlikle Doğu Kafkas dilleri ile birlikte Abaza-Adige dillerini bağrında barındıran Ubıh dili olduğuna içten inanıyoruz. Dolayısıyla Birleşmiş Milletlerce “kaybolmakta olan diller” kapsamına alınan Abaza-Adige dilinin özellikle korunması, kollanması ve kaybolmadan geliştirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Çünkü Yakın Doğu, Anadolu, Ege, Balkanlar coğrafyasının uzun geçmişi bu dillerin derinliklerinde gizlidir. Bunu başarabilmek ise bilim dünyasının önderliğinde bu dilleri anadil edinmiş, yetişmiş ve yetişecek bilim insanlarımızın çabasına ve toplumumuzun onlara sunacakları katkılara bağlıdır. (Devam edecek)

 

Kaynakça:

 

1- S. Jared Diamond. Tüfek, Mikrop ve Çelik, Çeviri: Ülker İnce, TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları, Ankara, 2004

Haritalar; a- İnsanların dünyaya yayılışı

2- Mariya Ivanova, Karadeniz ve Avrupa, Yakın Doğu, Asya Erken Dönem Uygarlıkları, Çeviri: Tarık Özbek-Ümit Keskin, Koyu-Siyah Yayınları, Ankara, 2020

3- Alexei Kassian, “Hattic as a Sino-Caucasian Language”, Ugarit-Forschungen 41, (2009): 309-447.

4- Alexander Akulov, Ainu-Minoan stock independent scholar; St. Petersburg, Russia;

https://culturalanthropologyandethnosemiotics.files.wordpress.com/2019/09/akulov_yeniseian_ainu-minoan.pdf

b- Anu-Minoan

5- Pavel Dolukhanov, Eski Ortadoğu’da Çevre ve Etnik Yapı, Çeviri: Suavi Aydın, İmge Kitabevi, Ankara, 1998

c- Üst Paleolitik dil bölgeleri

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here