Çerkes ve Türk kültürlerinde gelenek benzerlikleri

0
317

Oturma düzeni ve kesilen hayvanın paylaşımı 

Tarih boyunca töre ve geleneklerin yöneticiler ve yaşlılar için özel bir önem taşıdığını söyleyebiliriz. Bu iki grup insan, gelenek ve törenin oluşturulması, korunması ve sonraki kuşaklara aktarılmasında önemli bir role sahiptir. Yöneticinin toplum içinde büyük bir ayrıcalığı zaten kaçınılmaz olarak vardır. Yaşlı insanlar ise pek çok toplumda bilgi ve tecrübeleri sayesinde benzer bir ayrıcalık kazanmıştır. Çerkesçedeki “Jışha maxue wux (Жьыщхьэ махуэ ухъу) – Saygıdeğer bir yaşlı olasın!” temennisi bu duruma bir örnektir. Misafir ise tüm din ve kültürlerde saygı gösterilmesi gereken insan olarak görülür. Çerkesler dahil bazı toplulukların (örneğin Lübnan’da Dürzîler) kendilerine gelip sığınan kan davalılarını bile misafirlikleri boyunca korudukları söylenir. 

Töre ve geleneklerin yönetim erki açısından önemi 

Kökeni çok eski dönemlere uzanan yönetim erki, binyıllar boyunca tek adam yönetimi (monarşi) şeklinde devam etmiştir. Şehir devletlerinden imparatorluklara uzanan bu uzun süreçte yöneticiler, tebaasını itaat altında tutabilmek adına çeşitli yöntemlere başvurmuşlardır. Örneğin firavunlar, kendilerini tanrı olarak lanse etmiş; Köktürk Yazıtları’nda ise Bilge Kağan kendisini “tanrı gibi gökte doğmuş Türk Bilge Kağan” olarak tanıtmıştır. Bu davranış, meşruiyetinin sorgulanmasını engellemek adına çoğu hanedanın uyguladığı bir taktiktir. Din kurumunun da çoğu zaman bu meşruiyeti pekiştirmek hususunda yöneticilerle işbirliği yaptığı görülür. Yönetimler, otoritelerini devam ettirebilmek adına halktan sorgusuz itaat, saygı, bağlılık ve disiplin beklerler. Bunu da çeşitli törenler (dini-milli) ve semboller (bayrak, arma, milli marş vb.) vasıtasıyla sağlarlar. İtaatin devamını sağlamak için uyguladıkları bir başka taktik de belli zümrelere ayrıcalıklar tanımaktır. Örneğin Batı’da kral, düzenlenen törenle omuzlarına kılıçla dokunarak birini “şövalye” ilan eder veya Çerkeslerde pşı (пщы) (prens), bir kimseye wuerk (уэркъ) (soylu) payesi vererek onun sosyal statüsünü yükseltir. 

Yaşlıların töre ve geleneklerin sürekliliğindeki rolü 

Yaşlı ve bilge insanların -örneğin Dede Korkut- tecrübeleri sayesinde tüm halklarda saygı gördükleri bilinir. Türk devlet ve topluluklarında çoğu zaman yöneticiye danışmanlık görevini yürüten ve “aksakallar” olarak isimlendirilen yaşlı insanların var oldukları görülür. Çoğu toplumda geleneğin yaşatılıp yaşatılmadığı, yapılanların töreye uygun olup olmadığı, ağırlıklı olarak yaşlıların denetimine tabidir ve gelenek çoğu kez onların tavizsiz tutumu sayesinde ayakta kalır. 

Bu araştırma, Çerkesler ve Orta Asya toplumlarında hâlâ yaşamakta olan “oturma düzeni ve kesilen hayvanın etinin paylaştırılması” geleneğini bahsi geçen üç insan grubu bağlamında ele almaktadır. Bu iki kültürün, söz konusu gelenek bakımından benzerlikler taşıdığı görülmektedir. Yöneticilere, yaşlılara bu derece bağlılığın ve söz konusu geleneklerin bugüne kadar devam etmesinin sebebi, her iki toplumun yüz yıl öncesine kadar her an tetikte olmayı gerektiren şartlar altında yaşamalarıdır. Bu hayat tarzı; katı bir disiplini, askeri itaati, herkesin konumunu ve görevini bildiği hiyerarşik bir yapılanmayı ve çabuk organize olabilme becerisini gerektirmekteydi. 

Türk kültüründe orun ve ülüş 

Bozkır coğrafyasının uçsuz bucaksız sınırları içinde konargöçer bir medeniyet kurmuş Türklerde tören ve gelenekler devlet hayatının ayrılmaz bir parçası olmuştur. Orun ve ülüş kurallarının eksiksiz uygulanması hükümdarın otorite ve gücünü pekiştirmiştir. Orun, hükümdarın meclisinde oturulan yeri ifade ederken ülüş, hükümdarın sofrasından devlet görevlilerinin almış olduğu pay anlamına gelmektedir. Orun ve ülüş kurallarına uymak hükümdara itaat anlamına gelirken bu davete katılmamak hükümdarın otoritesine itaatsizlik anlamına gelmekteydi.  

(https://dergipark.org.tr/tr/pub/ijoess/issue/8539/105976, Kürşat Koçak İslamiyet’ten önceki Türk devlet geleneklerine göre orun ve ülüş (mevki ve pay)  

  1. yüzyılın ikinci yarısında güneydeki Türkmenler arasında Bozok-Üçok geleneği hâlâ devam ediyordu. 1471’de Halep’teki bir toplantıda Memluk kumandanı Yaş Bek’in sağında Dulkadiroğlu Şah Budak, Eslemesoğlu Mehmed, Bozcaoğlu Halil, İnaloğlu Hamza ve Gündüzoğlu gibi Bozoklu beyler; solunda ise Ramazanoğlu Ömer Bey ile kardeşi ve diğer Üçoklu beyler oturmuştu.

(https://islamansiklopedisi.org.tr/ucoklar) 

Ülüş, terim olarak eski Türk etnolojisine göre toplanan bir kurultayda Oğuz boylarından her birinin kesilen hayvanın etinden alacağı belli hisseyi ifade etmek için kullanılmıştır. Kurultaylarda her boyun oturacağı yer (orun) ve ziyafet için kesilecek hayvanın etinden alacağı hisse, herhangi bir anlaşmazlığa meydan verilmemesi için Kün Han’ın emriyle Irkıl Hoca tarafından ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir. (…) Eski Kazak ve Kırgızlarda kesilen hayvanın on iki organı (on iki müçe) esas kabul edilir ve bu organlar oturan misafirlere mevkilerine göre bölüştürülürdü.  

https://islamansiklopedisi.org.tr/ulus 

Çerkeslerde oturma düzeni ve kesilen hayvanın paylaşımı 

Çerkes töresinde sofranın büyük önemi vardır. Sofrada herkesin konumuna uygun yere oturması gerekir. “Töre bilmez kişi oturacağı yer için çabalar” (Хабзэ мыщIэ тIысыпIэ щIэкъущ), “Başköşeye oturma, ayıplanmaya sebeptir” (ЖьантIакIуэ емыкIухьщ), “Seni konumuna uygun oturtan, sonradan eleştirmez” (УзыгъэтIыс уиубыжыркъым) gibi eski deyim ve atasözleri bunun göstergesidir. Oturma düzeni çok kadim zamanlardan beri uygulanagelen bir töredir. Bu geleneğin ilk kuralı, başköşeye yaşlının oturtulmasıdır. Toplulukta misafir yoksa yaş bakımından ikinci sırada olanın yaşlının sağına veya soluna oturması uygundur. Misafir varsa o, yaşlının sağına oturtulur. Misafir dilerse yaşlının sağına değil soluna da oturabilir, tercih misafirindir, yaşlıya saygısı ölçüsüncedir. Thamade (Тхьэмадэ), çoğu zaman yaşlı misafiri sağına, genç olanı soluna alarak iki misafirin arasına oturur. Bunu iki misafirin yan yana oturmaması için yapar. Thamade ve yaşlı misafir oturunca geriye kalan misafirler ve ev sahipleri de kendi yaşlarına göre uygun yere otururlar. Fakat bu oturma düzeni, topluluğa bir “tlekotleş” (лIакъуэлIэш) (en üst sınıfa mensup soylu) katılınca değişir. Yönetici veya soylu sülaleden biri -ne kadar genç olursa olsun- topluluğa katıldığında mutlaka başköşeye oturtulur. 

Günümüzde de sofraya oturuma düzeni yüzünden insanlar arasında tartışmalar yaşanmaktadır. Fakat günümüzdeki tartışmalar, eskide yaşananlardan tamamen farklıdır. Öncekiler “Ben başköşeye senden daha yakın oturmalıyım!” diyerek işi kan dökmeye vardırırken günümüzdekiler oraya oturmayı çok isteseler de “Hayır, benim haddime değil, ben başköşeye senden daha yakın oturmam!” diye tartışmaktadırlar. “Çerkesler sofraya oturma düzenini hallettiler mi her şey hallolmuştur” sözü bu yüzden söylenmiştir.  

(https://zdamsam.ru/b28282.html, IЭНЭМРЭ ГУПЫМРЭ (Sofra ve Topluluk) «Ленин гъуэгу», 1970 гъэм январым и 20. Lenin Yolu, 20 Ocak 1970) 

Çoğu zaman kesilen hayvanın başını kimin paylaştıracağı hususunda tartışmalar yaşanır. Peki, bu iş topluluktan kimin görevidir? Onu belirleyen, topluluğun kimlerden oluştuğudur. Diyelim ki çocuğu doğduğu için kutlama yapmak isteyen biri “kueyplıj k’erışe” (кхъуейплъыжь кlэрыщlэ) (peynir asma töreni) yaptı ve nış (ныш) (hayvan) kesti. Yaşlıları iyi dileklerde bulunmaları ve dua etmeleri için çağırdı ve kesilen hayvanın başını da sofraya koydu. O başın yaşlı birinin önüne konulması ve onun da başı parçalayıp dağıtması gerekir. Fakat kendisine misafir gelen ve misafirle birlikte ağırlamak için yakınlarını da çağıran ev sahibi, misafiri onuruna bir hayvan kesmişse iş değişir. Misafir, orada bulunanlardan daha yaşlıysa başın parçalanıp dağıtılması için onun önüne konulması gerekir. Fakat ev sahipleri içerisinde misafirden daha yaşlı biri varsa paylaştırma işi onun görevidir. Misafirin bundan alınmaması gerekir çünkü hayvanın, misafiri onurlandırmak için kesildiği zaten bellidir. Kimi zaman başın yanlışlıkla genç misafirin önüne koyulduğu da olur. Bu, “Misafirin genci olmaz”, yani “Genç bir insan bile misafir olması sebebiyle yaşlı kadar saygındır” anlayışından kaynaklanmaktadır. Öyle de olsa misafirin, önüne konan başı en yaşlının önüne göndermesi gerekir.  

Oturma düzeni bakımından da durum böyledir. Töre yaşlılara rağmen misafire başköşeye oturma hakkı tanısa da oraya yaşlıyı oturtmak daha uygundur. Her halükârda başı paylaştırma görevi yaşlınındır. Misafir için kesilen hayvanın başını paylaştırma ve oturma düzeni hakkındaki tarihi bir anlatıda ilginç bir olay göze çarpmaktadır: Oset soylusu Aldar Kaban (Алдар Къэбан), Kaytuko Aslanbek’in (Къетыкъуэ и къуэ Аслъэнбэч) pşılığı (yöneticiliği) zamanında onu misafir olarak ağırlamıştı. Kaban, 100 yaşını aşmış bir ihtiyardı ve Osetlerin yöneticisiydi. Aslanbek ise Kabardey’in yöneticisi olup Osetlerin sınırına kadar uzanan topraklar onun hâkimiyetinde idi. Sofraya geçileceği sırada Kaban, sağına oturması için ısrarcı olsa da Adige Xabzesini çok iyi bilen Aslanbek, misafir de olsa, mütekabiliyet bakımından üstün de olsa 100 yaşını aşmış ihtiyardan daha itibarlı bir yere oturmayı kabul etmedi ve bu davranış, yaşlı adamı oldukça memnun etti. Kaban, Aslanbek onuruna besili bir öküz kesmişti. Öküzün haşlanmış başını Aslanbek’in önüne koydular. “Hiç olur mu? Sen dururken kelleyi paylaştırmak bana düşer mi?” diyerek Aslanbek, başı ihtiyarın önüne koydu. Yaşlı adam bu davranışı da beğendi. Öküz kellesi elle parçalanır mı hiç? Yaşlı adam bıçak için bakınınca Aslanbek’in maiyetindeki gençlerden Mamxeğ (Мамхэгъ) sülalesine mensup biri çabucak bıçağını çıkardı ve ona uzattı. Yaşlı adam hayvanın kulağını kesip uzatınca genç, kulağı tutup almadı, avcunun içine bıraktırdı. Aslanbek bunu görünce memnun oldu ve dönüşte genci wuerk (soylu) sınıfına terfi ettirdi.  

Başı kimin paylaştıracağını açıkladığımıza göre sıra şimdi başın nasıl paylaştırılacağına geldi. Çoğu insan bu paylaşımı nasıl yapacağını bilmediğinden bu görevi kabul etmekten kaçınmaktadır. “İki komşunun koyunlarını sayma şekli bile birbirini tutmaz” atasözü gereğince başı paylaştırma usulü köyden köye bile değişebilmektedir. Kimi üçe, kimi dört parçaya bölmektedir. Fakat töreye en uygunu galiba üç parçaya ayrılmasıdır. Başın arka kısmı sağdakinin, burun kısmı ise soldakinin payı olup göz çevresi de parçalayanın payıdır. Kulak kesilir ve bıçağı veren gence uzatılır.  

https://zdamsam.ru/b28282.html (НЭХЪЫЖЬЫМ И ПЩIЭР (Yaşlıya Duyulan Saygı) «Ленин гъуэгу», 1986 гъэм декабрым и 27. (Lenin Yolu, 27 Aralık 1986) 

Kazak kültüründe kesilen hayvanın paylaşımı 

Kazak kültüründe baş sunma geleneği misafir ağırlamada son derecede önemlidir. Türk kültüründe siyasi gücü ve otoriteyi simgeleyen baş, Kazak kültüründe de sadece yaşı büyük, saygı duyulan kişiye; ailede ise babaya ikram edilir. Baş, “Hepimizin başı her zaman bir araya gelsin, hep birlikte olalım, ayrılmayalım, mutlu yaşayalım” manasındadır. Kazaklar sunum yapacakları koyun başını tek parça, atın başını dört parça, ineğin başını ise üç parça halinde pişirir. İneğin başının her bölümü ayrı bir baş yerine geçer. Misafire at veya ineğin başı ikram edilmez, sadece koyun başı ikram edilir. 

Başı eline alan kişi dua ve dileğini söyledikten sonra ağzının sağ tarafıyla onu parçalayarak yer. Başköşede oturan kişi herkese baş etinden birer dilim ikram eder, kalan kısmı ev sahibine verir. Ev sahibinin iki küçük çocuğuna da küçükbaş hayvanların sağ ve sol kulaklarını ikram eder. Kulağı alan çocukların büyüklerinin sözlerini dinleyeceğine, uyumlu ve saygılı bir insan olacağına inanılır. Hayvanın gözü ise bir kişiye verilir. Göz sunma iki elle yapılmaz. Gözü alan kişinin halkını, ailesini düşmanlardan koruyacağına ve gözeteceğine inanılır. (…) Kazaklarda misafirlere ikram edilen diğer parça dildir. Dil, iyi bir hatip olması, neşeli konuşması temennisiyle ikram edilir. Dil ile baş birlikte verilmez. Dil, çoğu zaman gelinlere, eve gelen şair, ozan ve sanatçılara verilir. Dili şair veya ozan ikram ederse “Bana benzesin, benim gibi şair ve ozan olsun” manasındadır. Kazaklar arasında ikram edilen önemli uzuvlardan biri “tanday”dır (damak). Tanday’ı verirken üst kısmındaki derimsi tabaka soyulur, yumuşak ince kısım verilir. Başı yiyen kişi tanday’ı sol eliyle tutarak sağ elinin avcuna vurur, evin küçük kızına ya da sofradaki ozana ikram eder.  

https://www.millifolklor.com/PdfViewer.aspx?Sayi=126&Sayfa=200 

(Dr. Öğr. Üyesi Hikmet Demirci-Şınaray Bürkütbayeva, Kazak Misafirperverliği: Ülüş, Misafir Ağırlama Ve Tabak Kültürü) 

Çerkes kültüründe kesilen hayvanın paylaşımı 

Misafir onuruna kesilen hayvana “nış (ныш)” denir. Nış kesildiğinin işareti, haşlanmış olarak sofraya yemeğin sonuna doğru getirilen “yarım sağ baş”tır. Nış, sadece koyun cinsinden olur. En makbulü kısır koyundur. (…) Sofra geleneğinin iki önemli unsuru, h’aş’enış (хьэщlэныш): misafire kesilen hayvan eti ve şh’anık’ue (щхьэныкъуэ): yarım baştır. Önce baş getirilir ve dağıtım yapılır. Yarım baş, parçalayıp paylaştırması için misafire verilir ancak misafir de bunu yapmasını ev sahibinden (genelde thamade) rica ederdi. 

Thamade, yarım başın kulağını hizmet eden gence, geri kalanını ise misafire verir ve dağıtmak onun görevidir. Başın sol yarısı misafir sofrasına konulmaz, hatta yemeğin yendiği evden dışarı çıkarılmaz. Koyun bir ağırlama için kesilmemişse başın sağ yarısı en yaşlı komşunun payı olarak kabul edilir. Bu ona saygının bir ifadesidir. Evde başın sol yarısını hak edecek kadar yaşlı kimse yoksa, yaşlı bir komşu davet edilerek bu yarım baş kendisine ikram edilir. 

Babası sağ olan kişi yarım başı ne dağıtabilir ne de yiyebilir. Yarım baş şöyle paylaştırılır: Kulaktan kesilen parça en gence verilir, bunun anlamı “Yanlış yapma, dikkatli ol!” demektir. Burundan kesilen parça thamadekodze’ye (тхьэмадэ къуэдзэ) (thamade yardımcısı) verilir. Bunun anlamı “Olası bir tehlikeye karşı dikkatli ol!” demektir. Göz kısmı ise thamade’nin hizmetlerini yapan kişiye (пщафlэ) verilir. Bunun anlamı, sorumlu olduğu yerde her şeyi görmesi, gözetmesidir. Beyin kısmı ise thamade’ye verilir. Misafirlerin kalkmasına yakın, sofraya nış getirilir. Bu, misafire verilen değeri gösterir. Bundan sonra grup thamade’ye saygılarını sunarak yavaş yavaş dağılmaya başlar.  

  

  1. ADİGE XABZE, “Adige Etiği ve Etiketi, Rahmi TUNA (Tuma), AS Yayınları, Mayıs 2009
  2. https://cerkesfed.org/kultur/mutfak-kulturu/kuzey-kafkas-yemek-kulturuyle-ilgili-gelenek-gorenek-ve-inanislar/, (Saim Tuç (Bıc’ra) Kuzey Kafkas Yemek Kültürüyle İlgili Gelenek, Görenek ve İnanışlar

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz