Bağımsızlık Demokrasi Özgürlük Eşitlik Birlik

Balkanlar’daki Çerkesler



H. A. Kasumov*


“Kafkas Savaşı” olarak adlandırılan bölgesel sömürgeleştirme sürecinin sonucunda yaşam alanlarının dışında kalan Adigeler, Osmanlı İmparatorluğu’nun Anadolu ve Avrupa bölgelerine yerleştirildiler. Osmanlı yetkilileri, yerleşim sürecini kolaylaştırarak, muhacirlerin bir kısmını Balkanlar’da büyüyen ulusal harekete karşı mücadelede askeri polis gücü olarak kullanmayı, bölgenin fiziksel ve sosyal alanını kontrol altına almayı (Müslüman nüfusu artırmayı) amaçladılar.


“Çerkesleri” imparatorluk genelinde küçük gruplar halinde yerleştirmenin amacı, asimilasyon (Türkleştirme) sürecini hızlandırmak ve bu grupların sadakat düzeyini artırmaktı

Adige halkının Osmanlı İmparatorluğu’na kitlesel sürgünü iki aşamada gerçekleşti: Birincisi 1861-1862, ikincisi 1863-1864. Kafkasyalı yerleşimcilerin büyük çoğunluğu (yaklaşık 50 bin aile) (1, 28), İngiliz hükümetinin “tavsiyesi” üzerine (2, 548), Balkan Yarımadası’na, Osmanlı İmparatorluğu’nun Avrupa kısmına, özellikle de Bulgaristan’a yerleştirildi. Varna’daki Rus konsolosu şöyle yazmıştı: “Bu dağlıların Bulgaristan’a sürülmesiyle Türk hükümeti, bir yandan Slavların kurtuluş ve bağımsızlık yönündeki her türlü hareketini Türk unsuruyla karşı karşıya getirerek felç etmeyi, diğer yandan da karşı güçlerin Türkiye’den Avrupa Türkiye’sindeki Hıristiyan nüfus için özerklik hakları talep etmesi ve böylece onları anavatanlarının mülkiyet hakkından sonsuza dek mahrum bırakması durumunda, Müslüman nüfusun Hıristiyan nüfusa karşı eşitliğini veya mümkünse çoğunluk oyunu sağlamayı amaçlamaktadır” (3, 98).


Çerkes yerleşimleri, Bulgaristan genelinde küçük gruplar halinde Bulgar köyleriyle yan yana dağılmıştı

Çerkes yerleşimleri, Bulgaristan genelinde küçük gruplar halinde Bulgar köyleriyle yan yana dağılmıştı. Köyler, konumları itibariyle Bulgaristan’ı çeşitli yönlere doğru kesen hatlar oluşturuyordu. Varna’daki Rus konsolosu ayrıca “Türk hükümetinin, Tuna ile Balkanlar arasında düz bir hat boyunca Çerkeslere toprak tahsis etmeye çalıştığını, muhtemelen Tuna kaleleri ile doğal dağ kaleleri arasında askeri zincir oluşturmayı amaçladığını” yazdı (3, 51).

Bu “askeri zincir”, Kırım Tatar yerleşimlerinin bulunduğu Dobruca’dan Sırbistan ve Karadağ sınırına kadar uzanıyordu. Örneğin Kosova Polje’de 23 Çerkes yerleşimi vardı.

Çerkesler ayrıca Yunanistan’da da yerleştirilmişti, Güney Epir (günümüzde Çamlık bölgesi) ve Kıbrıs Adası’na.

Marmara Denizi kıyılarında, Panderma’da (Bandırma) önemli bir Çerkes kolonisi kuruldu (4, 122). Böylece Çerkes yerleşim ağı, özellikle Bulgaristan olmak üzere tüm Avrupa Türkiye’sini kapsıyordu. Avrupa Türkiye’sinde anayollar boyunca önemli dağ geçitlerinde Çerkeslere köyler tahsis edildi. Türk yetkililer, kendi takdirlerine bağlı olarak, yerel halka ait arazi ve binalara Çerkeslerin yararına el koydular. Birçok Hıristiyan köyünde, yerel halk yeni yerleşimciler ev inşa etmek ve onlara gerekli tüm ev eşyasını sağlamakla yükümlüydü (3, 62).

İstanbul’daki Rus maslahatgüzarı şöyle yazdı: “Türk hükümeti, kamu düzenine ve devlet gücüne karşı oluşturabilecekleri tehlikeyi önlemek için, dağlıları yoğun kitleler halinde yerleştirmemek amacıyla farklı yerlere taşımak istiyor” (5, 356). Rus temsilci, Kafkas göçmenlerinin yerleştirilmesine ilişkin bu politikanın akıllıca olup olmadığından şüphe duyuyordu: “Dağlılar, Hıristiyanlar arasında nereye yerleştirilirse yerleştirilsin hem ülke hem de yerel nüfus için her zaman büyük bir yük oluşturacaklardır. Öte yandan, Hıristiyanlara düşman Müslüman dağlıların güçlü ve yoğun bir kitle oluşturabilecekleri yerlere veya sınırımıza en yakın Hıristiyan bölgelerine yerleştirilmemesi bizim için daha avantajlıdır” (4, 19). Osmanlı İmparatorluğu’nda Kafkas göçmenlerinin yerleştirilmesi, hastalık ve kıtlıktan kaynaklanan kitlesel ölümlere yol açtı. Bir resmi belgede şöyle belirtiliyor: “Bir buharlı gemi Varna’ya 850, bir diğeri ise 180 kişi getirdi. Türk yetkililer başlangıçta dağlıları çok nazikçe karşıladılar. Ancak kayıkçılar güçsüz, hasta dağlıları ve 46 kadar cesedi karaya çıkarmaya başlayınca, enfeksiyondan korktular ve yerleşimcileri kabul etmek istemediler” (5, 535).

F. Kanitz’e göre, yerleşimcileri Balkanlar’a, Osmanlı İmparatorluğu’nun Avrupa kısmına taşıyan Türk gemilerinin güverteleri, “En korkunç, en yürek burkan manzarayı sunuyordu: Açlıktan ölmek üzere olan insanlar, çiçek hastalığıyla şekil bozukluğuna uğramış insanlar ve cesetler.” Kanitz, Bulgaristan’ı iki kez ziyaret etti ve 1866-1875 yılları arasındaki seyahatlerinde şu gözlemleri yaptı: “Bu parlak resimde karanlık bir nokta göze çarpıyordu; hâlâ hafızamdan silinmeyen ve doğanın büyüleyici manzaralarının tadını çıkarmamı engelleyen bir nokta. Bu manzara, yolun sağ ve sol taraflarında ağaç kümeleri arasında sıralar halinde uzanan veya alçak tepelere 2-3 ya da 20’li gruplarla dağılmış Çerkes mezarlarından oluşuyordu. Çiçekler yerine çakıl taşları veya kaya parçalarıyla çevrili mezarlar ve ‘mezarlık yolu’ olarak adlandırılabilecek bu yol, büyük Çerkes felaketine adeta yüksek sesle tanıklık ediyordu” (6, 311).

Yerleşimcilerin kabulü için gereken şartlardan birini (20 yıl askerlikten muafiyet) ihlal eden ve yerleşimcilerin zor durumundan yararlanan Türk yetkililer, gönüllülük kisvesi altında düzenli birlikler oluşturmaya başladılar. A.N. Moşnin, Çerkeslerin askere alınmasını şöyle anlatıyor: “Askerlik hizmetine katılma isteklerini artırmak için erkeklerin köle olarak satışı yasaklandı… Türkler sadece bekâr erkekleri askere alıyor ve bu nedenle dağlılar eşlerini ve çocuklarını satıp askere yazılıyorlar” (4, 103).

Bununla birlikte, Türk hükümetinin yerleşimciler içinde düzenli ordu için yeni asker kaynağı bulma umutları gerçekleşmedi. “Açlık ve yoksulluktan eziyet gören ve cazip vaatlere kananlar akın akın geldiler ve 14 binden fazlası düzenli ordunun saflarına katıldı. Ancak dağlıların boyun eğmez yapısı ve onları kışla hayatının sistematik düzenine alıştırmanın imkânsızlığı çok geçmeden su yüzüne çıktı. Aralarında ölüm oranı çok yüksekti ve firarlar o kadar yaygınlaştı ki hükümet planından vazgeçmek ve hepsini serbest bırakmak zorunda kaldı” (7, 16-17).

Rus konsoloslarının raporlarına göre, “Çerkesler Türkiye’ye güçlendirici değil, parçalayıcı bir unsur getirdiler. Yerleştikleri yerlerde Müslümanlarla kaynaşma eğilimi göstermediler ve Hıristiyanları silahlandırdıkları gibi Müslümanları da birbirlerine karşı silahlandırdılar” (8, 15). İstanbul’daki Rus büyükelçiliği, “Çerkeslerin Hıristiyan köylerinden çıkarılması” gerekliliğini defalarca gündeme getirdi (8, 33).

Bulgaristan’daki Rus konsolosları, raporlarında Çerkesler hakkında endişeyle şunları yazdılar: “Çerkeslerin gelişi, hükümetin davetsiz misafirleri karşılıksız desteklemesi, onları şehirlerden köylere taşıması ve ücretsiz evler inşa etmesi, yerel köylüler için de yeni görevler haline geldi. Bulgarlar, zaten vergilerle mücadele ederken, bir de yeni gelen bu baskıdan şiddetle şikâyet ediyorlar” (9, 35-36).

Türkiye’de çok zor bir durumda kalan ve umutsuzluğa düşen Çerkesler, açıkça hoşnutsuzluklarını dile getirmeye ve Kafkasya’ya geri dönmeyi talep etmeye başladılar. Rus konsülü Moşnin, “yerleşimcilerin mali durumunun çok kötü olduğunu” ve “birçoğunun Hıristiyanlığa geçme şartıyla olsa bile geri dönmeyi istediğini” bildirdi (3, 5).

Türk hükümeti de yerleşimcilerin Kafkasya’ya geri dönmesine karşı sert önlemler aldı. Örneğin, Bulgaristan’da yaşayan Çerkesler, “anavatanlarına geri dönme izni” için bir dilekçe hazırladılar ve Mukhammed Şeretlukov’dan (Rus hizmetinde eski bir Şağsığ yarbay) bu dilekçeyi İstanbul’daki Rus elçisine iletmesini talep ettiler. Bunu öğrenen Varna’daki Türk yetkililer, Şeretlukov’u tutukladılar. Şeretlukov onlara “Türk tebaası arasında isyan çıkarmak için değil, gerçekten artık Türkiye’de yaşayamayacakları için ayrılmak istediklerini” söyledi (9, 28-29).

Bu mesele yüzünden yerleşimciler ve Türk yetkililer arasında silahlı çatışma çıktı. 1865’te Tulça’daki Rus konsolosu Kudryavtsev, “Vali Ahmed Rasim Paşa’nın bölgenin güney bölgelerindeki 20 günlük yolculuğunun Çerkes ayaklanmasından kaynaklandığını” bildirdi (9, 34).

Şunu belirtmek gerekir ki, “Çerkesleri” imparatorluk genelinde küçük gruplar halinde yerleştirmenin amacı, asimilasyon (Türkleştirme) sürecini hızlandırmak ve bu grupların sadakat düzeyini artırmaktı. Bununla birlikte, kanaatimizce, bu tür planların hedef belirleme ve stratejik detaylandırma derecesi, daha sonra stratejistleri ve uygulayıcıları için belirli faydalar sağlasa veya tam tersine beklenen sonuçları elde edemese bile abartılmamalıdır. Öte yandan özellikle ilgi çekici olan, Osmanlı İmparatorluğu’nun bu yeni nüfus bileşenini yönetme pratiğidir. Bu bağlamda, Osmanlı otoritelerinin tabi nüfus üzerindeki yönetim ve denetim yöntemlerinin, Avrupa’nın iç yönetim ve dış kolonizasyon deneyimlerinin etkisiyle nasıl dönüştüğü konusu oldukça dikkat çekicidir.

(cyberleninka)

*Tarihçi, doçent

Çeviri: Serap Canbek

1. Население Европейской Турции // Знание. 1876. №8.

2. Стычка сербов с черкесами под Гинцовом // Нива. 1876. №32.

3. Архив внешней политики российской империи (далее – АВПРИ). Ф. Турецкий стол (старый). Д. 4468.

4. АВПРИ. Ф. Главный архив. I – 9. Оп. 8. Д. 19.

5. //Русская старина. 1882. Т. 33.

6. Kanitz. Donan-Bulgarien und der Balkan. Leipzig. 1875.

7. Российский государственный военно-исторический архив (РГВИА). Ф. 450. Д. 78.

8. АВПРИ. Ф. Главный архив. I – 9. Оп. 8. Д. 8.

9. РГВИА Ф. 450. Д. 75.

***

1. Naselenie Evropejskoj Turcii // Znanie. 1876. №8.

2. Styčka serbov s čerkesami pod Gincovom // Niva. 1876. №32.

3. Arhiv vnešnej politiki rossijskoj imperii (dalee – AVPRI). F. Tureckij stol (staryj). D. 4468.

4. AVPRI. F. Glavnyj arhiv. I – 9. Op. 8. D. 19.

5. //Russkaja starina. 1882. T. 33.

6. Kanitz. Donan-Bulgarien und der Balkan. Leipzig. 1875.

7. Rossijskij gosudarstvennyj voenno-istoričeskij arhiv (RGVIA). F. 450. D. 78.

8. AVPRI. F. Glavnyj arhiv. I – 9. Op. 8. D. 8.

9. RGVIA F. 450. D. 75.

Serap Canbek
Serap Canbek
İstanbul’da doğdu. Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümündeki tahsilinin ardından sigorta sektöründe çalıştı. 2011 yılından beri Jıneps gazetesinde yayın kurulu üyesidir.

Yazarın Diğer Yazıları

Çerkes halkının tarihsel yazgısında siyasi yabancılaşma olgusu

Valery Sokurov* Bugün neredeyse unutulan, ancak bir zamanlar uçsuz bucaksız ve göz alıcı olan Çerkesya ülkesi, Kuzey Kafkasya’nın önemli bölgelerini kaplıyordu. Batıda Karadeniz’den doğuda Terek...

Anadiline adanan belgesel

Kuzey Osetya’nın başkenti Vladikavkaz’daki Alanya Sineması, eserleriyle anadillerini popülerleştiren Osetyalı müzisyenlere adanmış “Etnikler“ adlı belgesel filmin özel gösterimine ev sahipliği yaptı. Oset Sinematografi Akademisi...

Çerkeslerin Osmanlı topraklarına sürgünü

Tugan Khabasovich Kumukov* Kafkas Savaşı, Kuzey Kafkas halklarının tarihindeki en önemli meselelerden biri olmasına rağmen, uzun zaman boyunca tabu konu olmuştur. Savaş yaklaşık 150 yıl...

Sosyal Medyalarımız

9,251BeğenenlerBeğen
2,745TakipçilerTakip Et
4,012TakipçilerTakip Et
677AboneAbone Ol

Son Yazılar

- Advertisement -spot_img