Haşimi mirası ve Çerkesler

0
627

1980’li yılların başında kaleme alınmış bir istihbarat raporu Ürdün Kralı Hüseyin için “Kıpırdayacak durumda değil” diyordu. Benzetme oydu ki, Kral yanan bir köprünün üzerinde mahsur kalmıştı. Üstelik aşağıdaki ırmak timsahlarla doluydu. Hüseyin ne ileri gidebiliyor ne geri gelebiliyor ne de köprüden atlayabiliyordu. Kral statükonun esiri olmuştu. Ürdün liderinin durumu bundan iyi anlatılamazdı. Ama raporda bir eksik vardı. Kendisini kuşatan kısıtlar karşısında kıpırdayamayan Kral’ın bu engelleri aşacak bir dizi vasfa sahip olduğu gerçeği vurgulanmamıştı. Bu vasıflar karizma, cesaret, kararlılık ve ileriyi görebilme yeteneğiydi. O güne kadar birçok kriz karşısında kurtulacağına ihtimal verilmeyen Kral Hüseyin bu vasıfları sayesinde hayatta kalmıştı, bundan sonra da kalmaya devam edecekti.

***

Genç Hüseyin, dedesi Abdullah (Mavera-yı Ürdün Emirliği’nin kurucusu) tarafından yetiştirildi. Dede özel bir ihtimamla eğittiği torununa Haşimi olmanın manasını anlattı. Abdullah’ın kurduğu devleti korumak ve geliştirmek torun Hüseyin’in yazgısı haline geldi. Kral Abdullah’ın 1951 yılında bir suikast sonucu hayatını kaybetmesi üzerine Haşimi ailesinin, özellikle de baskın karaktere sahip annesinin beklentileri 15 yaşındaki Hüseyin’in üzerinde yoğunlaştı. Haşimi mirasını yaşatma görevi çok genç yaşta Hüseyin’in omuzlarına yüklendi. Mirası yaşatmanın anlamı şuydu: Haşimi hanedanının yönetimi altında Ürdün devletinin bağımsızlığını korumak; bunu başarmak için de Ürdün’ü bölgesel ve uluslararası bir aktör haline getirmek.

Oysa Ürdün’ün kapasitesi, bu yüksek hedefleri gerçekleştirmek için yeterli değildi. Haşimi Ürdün Devleti 1921 yılında birtakım handikaplarla doğmuştu. Kral Hüseyin tahta çıktığı 1953 yılında Ürdün, petrolü olmayan, sanayi kapasitesi sınırlı, yoksul bir çöl devletiydi. Kendisine düşman komşularla çevriliydi. Kral Hüseyin’in en önemli başarısı ülkesinin bu yapısal sorunlarıyla başa çıkması oldu. Ürdün sayıca az nüfusu, kıt kaynakları ve mütevazı askeri yeteneğine rağmen bölge siyasetinde ve uluslararası diplomaside önemli bir güç haline geldi. 1999 yılında Kral Hüseyin’in oğlu ve halefi II. Abdullah’a bıraktığı en önemli miras buydu.

Kral Hüseyin, Ürdün’ü bir bölge gücü ve diplomatik aktör haline getirmesine rağmen ülkesini kendine yeterli kılmak için uğraş vermedi. Çünkü Hüseyin ne ekonomiden anlıyordu ne de ekonomi bilimine ilgisi vardı (Bu alanı kardeşi Prens Hasan’a bırakmıştı). Onun başlıca ilgi alanları askerlik ve uluslararası ilişkilerdi. Kral Hüseyin’in ekonomi alanında yaptığı tek şey küresel bağlantıları sayesinde ülkesi için dış yardım temin etmek, bu sayede iflastan korumak oldu. Ürdün’e ekonomik yardım sunan ülkeler zaman içinde değişti. Bunlar sırasıyla şunlardı:

  1. 1950’li yılların başında İngiltere;
  2. 1957 yılından itibaren Amerika;
  3. 1960’lı ve 1970’li yıllarda Körfez ülkeleri;
  4. 1980’li yıllarda Irak;
  5. 1994 yılında Ürdün-İsrail barış antlaşmasının imzalanmasından sonra yine Amerika.

Hüseyin’in hayatını kaybettiği 1999 yılında Ürdün dış yardıma muhtaç bir ülke olmaktan kurtulamamıştı. Ekonomide dışa bağımlılık Kral Hüseyin’in oğlu ve halefi II. Abdullah’a bıraktığı bir başka mirastı. Daha doğrusu Kral’ın bıraktığı mirasın karanlık yüzüydü.

***

Kral Hüseyin’i iktidarı boyunca en fazla zorlayan ve yıpratan mesele Filistin sorunu oldu. Sorunun kökleri, Siyonizmin 19. yüzyılın sonunda siyasi bir hareket olarak doğmasına dayanıyordu. Aynı topraklar üzerinde iki halk ve iki ulusal hareket çatışır haldeydi. Filistin halkı, 1948 Savaşı’nın gerçek yenileni olarak tarihe geçti. İsrail devleti kuruldu, Ürdün Batı Şeria’yı önce işgal, sonra ilhak etti, Filistin halkı ise ayazda kaldı. Kral Abdullah, Filistinlileri genişlettiği krallığına massetme siyaseti izledi. Ne var ki bu konuda tam bir başarıya ulaşamadı. Filistinliler Ürdün devletinin toplam nüfusunun yarıya yakınını oluşturdular ama bağımsız bir Filistin devletinin özlemiyle yaşadılar. Kral Abdullah 1951 yılında bir Filistin milliyetçisinin kurşunlarıyla hayatını kaybetti. Filistinliler, Haşimiler ile Siyonistlerin işbirliği yaptığına, Kral Abdullah’ın Filistin ulusal davasına ihanet ettiğine inanıyorlardı.

Filistin sorunu, Ürdünlü Çerkesler için de hep önemli oldu. Bunun iki sebebi var. Birincisi, Filistin sorununun Ürdün Haşimi Krallığı’nın genetiğine kazınmış olması; ikincisi ise Ürdünlü Çerkeslerin kaderinin Ürdün Haşimi Devleti’nin bekasına bağlı olduğuna ilişkin yaygın inanç. Filistin sorunu Ürdünlü Çerkesler için 1921 yılından bu yana merkezi önemini koruyor. Bu, Ürdün Çerkesliğinin “yapısal” bir özelliğidir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz