Durum muhakemesi – 6

0
616

21 Mayıs, soykırım ve sürgünü anma programları…

Bu konuda da ciddi bir durum muhakemesine ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.

Çarlık Rusya’sı, 18. asrın ortalarından itibaren Kuzey Kafkasya’ya saldırılarını yoğunlaştırırken karşılaştığı çetin direniş 101 yıl sürdü. Çağın en güçlü ordularına sahip Rus Çarlığı, önce 1859 yılında doğu cephesinde, daha sonra 1864’te batı cephesinde başarıya ulaştı ve sonunda Kuzey Kafkasya’nın işgalini tamamladı. Batı cephesindeki saldırılar tam bir soykırım olarak gerçekleşti. Sağ kalabilenler de ikinci bir soykırım koşullarında sürgüne tabi tutuldular.

21 Mayıs 1864 günü, Rus Çarlığı Kafkasya’yı işgal zaferini kutlarken, Çerkes milletinin binlerce yıllık anavatanını kaybettiği kara gün olarak tarihe geçmiş ve Çerkes milletinin hafızasına kazınmıştır.

Sağ kalabilen Çerkeslerin ruhunda ve insanlık tarihinde çok derin izler bırakan bu olay, Sovyetler Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti dönemlerinde, 70 yıl boyunca kamuoylarından gizlenip yok sayıldı ve dünya kamuoyunun hafızasından silinip gitti. Ancak yaklaşan bilgi çağında ortaya çıkan bilgi ve belgelerle yaşanan trajedinin gerçek boyutları ortaya çıkmaya başladı.

Yeryüzünde görülen büyük soykırım ve zulümlerden biri, belki de en büyüğü olan Çerkeslere uygulanan soykırım, unutulmamak üzere tarih sayfalarında yerini almıştır. Çerkes halkı, orantısız güçle işlenen bu vahşeti ve zulmü dünya durdukça unutmayacak ve başta Rus halkı, Türkiye halkı ve dünya kamuoyuna sürekli hatırlatacaktır.

Bu tür soykırım ve sürgünlerin tekrarlanmaması için bu olayın dünya kamuoyu önünde, en azından yılda bir anılması, hatırlatılması ve bütün boyutları ile açıklanması gerekir. Bu konuda, Çerkes halkının büyük çoğunluğunu barındıran Türkiye Çerkes diasporasına görev düşmektedir. Her yıl hazırlanan 21 Mayıs anma programlarının daha güçlü ve anlamlı olması için, mevcut örgütlerimiz, özellikle federasyon konumundaki kurumsal yapılarımızın işbirliği halinde, güçlü ve geniş kapsamlı programlarla dünya kamuoyuna hitap edilmesi gerekir.

Bu etkinliklerden beklenen temel amaç, öncelikle kendi halkımıza, aynı zamanda soykırım ve sürgünün yaşandığı coğrafyayı kontrolü altında tutan Rusya Devleti ve halkına, aynı zamanda dünya kamuoyuna gerçekleri anlatmak ve hatırlatmaktır.

Diğer taraftan, Çerkes halkının gasp edilmiş haklarını geri istemek ve almak amacı ile, muhatap olmamız gereken Rusya Devleti ve halkını karşımıza alırken, diyalog, uzlaşı ve diplomasi kapılarının açık kalmasına dikkat edilmesi de çok önemlidir. Zira kin ve nefret duygularını öne çıkaran kontrolsüz slogan, söylem ve eylemler, diyalog ve müzakere kapılarının yüzümüze kapanmasından başka bir işe yaramayacaktır.

Bu işler yapılırken, muhatap olunacak devletin yönetim tarzı, gücü ve politikalarının göz önünde tutulması, sahnelenecek söylem ve eylemlerin doğru seçilmesi çok önemlidir.

Bu konuda, Birleşmiş Milletler ve ilgili uluslararası kurumsal yapıların durumu ortada. Bu kurumlardan ve devletlerden hak, adalet veya yaptırım gücü beklemek boş hayalden ibarettir. Güvenebileceğimiz yegâne güç, dağınık da olsa, milyonlarla ifade edilen halkımızın var olan potansiyel gücüdür. Ne var ki bu gücü ve ortak iradeyi temsil edecek kurumsal ve örgütsel bir yapının olması şarttır.

Bugünkü koşullarda, böylesi bir gücü devreye sokabilmek için, başta Türkiye Çerkes diasporası öncülüğünde, dünyada dağınık da olsa var olan diaspora kurumlarının, ama, fakat, lakin engellerine ve küçük hesaplara takılmadan, ortak amacı ve büyük davayı esas alarak, güçlü bir diaspora örgütü oluşturmaları gerekmektedir.

Bu durumda, var olan geniş tabanlı potansiyel gücümüzü akıl ve diplomasi yoluyla temsil edebilecek güçlü bir diaspora örgütü, diyalog ve diplomasi yöntemleri ile, başka güçleri de yanımıza alarak sağlanabilecek desteklerle büyük başarılar elde edebilir. Bunun için iyi bir ‘DURUM MUHAKEMESİ’ne ihtiyaç vardır.

Özet:

Her yıl 21 Mayıs’ta, Çerkes halkının başından geçen soykırım ve sürgün felaketlerini anmak, bütün boyutları ile dünya kamuoyuna, ilgili devlet kurumlarına hatırlatmak, sesimizi duyurmak en doğal görevimiz ve sorumluluğumuzdur. İnsanlık için, kaba kuvvetin, silah gücünün ve vahşetin değil; insanlık, hak, adalet, merhamet ve paylaşım ilkelerinin gerekli olduğunu anlatmalıyız.

Bu konuda, söylem ve eylemlerin, farklı ve zıt gruplar halinde, farklı ifadeler, cılız sesler ve kontrolsüz sloganlar yerine, milyonları temsil eden GÜÇLÜ bir diaspora örgütünün, akla, mantığa ve vicdanlara hitap eden gür sesi ile anlatılması gerekir.

Söylem ve eylemlerde, taleplerimiz ile ilgili gerçekleri haykırırken, muhatapların kapıları yüzümüze kapatmaları yerine, diyalog ve pazarlık kapılarının açık kalmasını sağlayacak üslup ve yöntemlerin seçilmesine dikkat edilmelidir.

Bu gür sesin daha iyi duyulması ve haklı taleplerimizin anlaşılması için, bir günlük anma etkinlikleri ile yetinmeyip, soykırım ve sürgün olayının, somut bilgi ve belgeleriyle ve mevcut kurumsal yapıların işbirliği ile yüksek katılımlarla, günlerce süren konferanslar, sergiler, sempozyumlar düzenleyerek, genel kamuoyunun ve medyanın dikkatini çekmek önemlidir.

Bu tür bir uygulama için İstanbul Kafkas Kültür Derneği’nin (İKKD) 2008 yılında başlattığı 21 Mayıs etkinlik programları iyi bir örnek olabilir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz