Durum muhakemesi – 9

0
207

Bu başlık altında, daha önceki yazdıklarımda, kendimce dert edindiğim toplumsal sorunlar, amaçlar ve başarıyı engelleyen hatalar ve eksiklerin giderilmesi üzerine yoğunlaştım. Bir türlü başarılamayan diyalog, uzlaşı ve işbirliği anlayışının önündeki engellerin aşılamama sebep ve saiklerini anlatmaya çalıştım.

Günümüzde halen, her zaman her yerde aynı konular, şikâyetler, sızlanmalar ve üzüntüler tekrarlanıp durur. Lakin, ciddi bir DURUM MUHAKEMESİ ve yol haritasından bahsedene pek rastlanmaz. Çünkü halen kafalar karışık. Tarihi gerçekler, anavatan, kültür ve kimlik kavramları toplumun kafasında tam oturmuş değil. Bilgili, birikimli insanlarımız da bu konularda diyalog, uzlaşı ve işbirliği anlayışından henüz oldukça uzaklar. Veya bu konuda kafa yormaya ve çalışmaya zamanları yok. Bu durumda ortak iradenin inşası ile ortak amaca ve hedefe odaklanmak mümkün olmuyor.

Zira kadim tarihimiz çok fazla derin ve oldukça karmaşık. Yakın tarihimiz ise, yerli halka uygulanan soykırım ve etnik temizlik nedeniyle son zamanlara kadar başkalarının tekelinde olup, bilgi kaynakları ve müellifleri başkalarının kontrolünde idi. Son 30-40 senedir iletişim ve ulaşım kolaylıkları nedeniyle durum değişmeye başladı. Buna karşın, eksikler ve belirsizlikler oldukça fazla. Bu nedenle, yeryüzünde darmadağınık yaşayan Çerkesler arasında iç çatışmalar hız kesmeden devam ediyor.

Bu durumda, daha önceki bir yazıda bahsetmiştim, aramızda sürüp giden uyuşmazlıklara ve anlaşmazlıklara sebep KONU ve KAVRAMLARIN bir listesini çıkarıp teker teker ele alarak incelendiğinde, akıl, mantık ve gerçeklere dayalı kabuller ve genel bir mutabakatın sağlanabileceği, çatışmaların azalacağı kanaatindeyim.

Zira bu halkın, dili, kültürü ve kimliği ile bulunduğu ortam ve şartlarda, tamamen asimile olup yok olup gitmesi mümkün gözükmüyor. Lakin, daha asırlarca can çekişir gibi kısır çekişmelerin sürüp gitmesi de kabul edilebilir bir durum değil. O halde diyalog, uzlaşı ve işbirliği ortamlarının yaratılarak, temel amaç ve hedefler doğrultusunda ortak iradenin inşası ve gerekli yol haritasının çizilmesi gerekiyor. Tabii bu konuda yol alınabilmesi için güçlü irade ile uzun soluklu çalışmalar gerekecektir. Ayrıca bu sürecin belki yıllarca sürebileceğini kabul etmek lazım.

Bu bakımdan, daha önceki bir yazıda bahsettiğim, aramızdaki anlaşmazlık, uyuşmazlık ve çatışmalara sebep ‘KONU ve KAVRAM’ların teker teker ele alınıp, temel amaçlar doğrultusunda tartışarak adım adım ilerlemeye çalışmak lazım. Bu konuya dair ben görüş ve düşüncelerim çerçevesinde, düğümlerin çözülmesi ve genel kabule hazırlanması amacıyla, listelenen konu ve kavramları değerlendirmek üzere ilk konu başlığı olarak KAFKASYA coğrafi kavramından başlamak istiyorum. Tabii ki yorumlarımda düzeltilmesi gereken eksikler, fazlalar ve yanlışlar olacaktır. Amaç KAFKASYA kavramının, toplumun genelinde kabul göreceği doğru anlamın tespiti ve açıklanmasıdır. Bu konuda, bilim çevrelerinin de desteğiyle, çalıştay, sempozyum ve konferans çalışmaları gerekecektir.

İlk konu KAFKASYA coğrafi kavramı: Diasporada, genelde Adigeler arasında öne çıkan görüş; “KAFKASYA kavramı geniş bir coğrafyanın adı. Bizi temsil etmiyor” iddiası ile KAFKAS adını taşıyan veya içeren dernek isimlerini değiştirip, Adige veya Çerkes adını öne çıkarma girişimleri başlatıldı. Aynı yaklaşımı Abaza halkında da görmek mümkün. Bu gelişme genelde duygusal mikromilliyetçilik anlayışına dayanmaktadır. Ayrıca diğer Kuzey Kafkasya halkları ile birlikte daha güçlü bir siyasi gelecek hayalini engellemek amacında olabilir. Bu bakımdan KAFKAS adı ve kavramının iyi yorumlanması gerekiyor.

Kafkasya’nın gerçek coğrafi sınırları, doğuda Hazar Denizi, batıda Karadeniz ve Azak Denizi, güney sınırı Kafkas Sıradağları ve kuzey sınırı Maniç Nehri ile anılan Maniç Vadisi’dir. Tarih ve coğrafya literatüründe bu bölge Kafkasya olarak tanımlanırken, bazı çevrelerce Kafkas Sıradağları’nın güneyinde kalan ve halen Gürcistan, Azerbaycan ve Ermenistan’ı kapsayan bölge Güney Kafkasya olarak tanımlanabilmektedir. Ancak kadim tarih kaynakları ve genel coğrafya literatürü, Kafkas Dağları’nın güneyini ‘Maverai Kafkas’ yani ‘Kafkas ötesi’ olarak tanımlar. Zaten bu bölgede bulunan 3 bağımsız devletin sahibi ve mensupları ve dünya kamuoyu bu üç ülkeyi Kafkasya olarak değil, kendilerine ait bağımsız devlet adları ile bilirler. Güney Kafkasya tabiri, sadece güncel olaylar ve haberlerde geçer.

Yeryüzünün en önemli, en stratejik bölgelerinden biri olan KAFKASYA’nın coğrafyası ve tarihi ile ilgili ansiklopedik kaynaklardan, özellikle son zamanlarda Google’dan, çok çeşitli bilgilere ulaşmak mümkün. Ancak bu bilginin hemen tamamı Kafkasya dışında yazılmış ve üretilmiş kaynaklara dayanmakta olup, Kafkasya’nın yerli ve kadim halkları ile ilgili konularda eksikleri vardır. İşin bu tarafı tarihçilerin konusu.

Dolayısıyla Kafkasya ve Kafkasyalı denince, Kafkas Sıradağları’nın kuzeyinde kalan geniş coğrafya ve bu coğrafyanın yerli halkları akla gelir. Bu nedenle KAFKASYA kavramı; Kuzey Kafkasya’nın yerli halkları, Adigeler, Abazalar, Karaçay-Balkarlar, Osetler, Çeçenler, İnguşlar ve Dağıstanlılar için anavatan KAFKASYA’dır.

Ayrıca KAFKAS ve ÇERKES kavramları arasında güçlü bir özdeşlik bağı vardır. Gerek anavatanda gerekse diasporada yaşayan KUZEY KAFKASYALILAR, genelde KAFKASYALI aidiyetini güçlü bir şekilde benimserler. Bu gerçek, özellikle belli kritik zamanlarda sahada açıkça görülmüştür. Örneğin; Abhazya, Çeçenya ve Osetya’nın zor günlerinde, anavatanda ve diasporada bütün Kafkasyalıların topluca ayağa kalkışı, sahadaki gerçeği ortaya koymuştur. Bunun adı Kafkasyalı ruhudur. Azeriler, Gürcüler ve Ermeniler için aynı şey söz konusu değildir.

Bu gerçeği, halen anavatanda, farklı idari birimlerin duyarlı ve bilinçli lider kadroları arasında, kültürel ve siyasi ilişkilerde açıkça görebiliyoruz. Diasporada ise genelde daha güçlü ve belirgindir.

Zira dünya halkları literatüründe ve Kuzey Kafkasya diasporasında, Çerkes kavramı genelde Kuzey Kafkasya halklarının tümünü kapsar. Ancak Kafkasya’da, hâkim gücün asırlardır uyguladığı böl-parçala metodu gereği uzaklaştırma ve yabancılaştırma politikaları sonucu, durum değiştirilmiş ve farklı algılar oluşmuştur. Bu bağlamda Çerkes kavramı, bazı çevrelerce sadece Adige halkına ait olarak algılanmakta.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra bu algının diasporaya da yansıması üzerine, diasporada ağırlıklı çoğunluğa sahip Adigeler dernek adlarında KAFKAS yerine ADİGE veya ÇERKES adını öne çıkarmaya başladılar. Bu gelişme hâkim gücün Kafkasya’da oluşturduğu algının kısmen diasporaya da yansıması olup, duygusal mikromilliyetçilik anlayışına dayanmaktadır.

Oysa Kuzey Kafkasya halkları, sahadaki gerçeği siyasete de yansıtarak, KAFKAS ve ÇERKES kavramlarını ortak payda olarak kullanabilir, daha güçlü bir gelecek hayaline zemin hazırlayabilirler. Bu doğrultuda oluşacak ortak irade, GÜÇLÜ DİASPORA ve GÜÇLÜ KAFKASYA yol haritasının ilk adımı olabilir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz