Bağımsızlık Demokrasi Özgürlük Eşitlik Birlik

Neden ve nasıl yazdım…


Lider Erşan’ın “Jansarey” adlı kitabı Cinius Yayınları’ndan çıktı. Erşan’ın, yazarlık serüveni ile ilgili kaleme aldığı yazıyı paylaşıyoruz.

Lider Erşan

1945 yılının 9 Mayıs’ında, babamın görevi nedeniyle bulunduğu Bitlis ilinin Van Gölü’nü kucaklamış şirin ilçesi Tatvan’da doğdum. Ailemin, erkek çocuk beklerken kız çocuğu olarak dünyaya gözlerini açan ikinci kız çocuğuyum. Adım erkek çocuk adı olur diye tartışmalara yol açsa da, babam erkek çocuk için düşündüğü “Lider” adını “Ben verirsem kız çocuğu adı da olur” inadıyla hüviyet cüzdanıma yazdırmış. İlk okula başlayıncaya kadar annem ve ailede babamdan başka herkes bana “Ayfer” (Çerkes dilinde parlak ay karşılığı ‘Maze’dir) adını yakıştırmış ve öyle çağırmış. Gerçek adıma ilkokula başladığımda öğretmenimin aracılığıyla kavuştum.

Anne atalarım Çerkesya’nın bugünkü adı Soçi olan Sadşe’nin Vordane köyündendir. En büyük dedem, büyük anneannem olan kızına gemisinde çalışan bir korsan gemicinin âşık olması üzerine, kızını ve ailesini bu korsandan uzak tutmak için Batum’a göçer. Büyük anneannem, büyük dedem Çerkes Hasan Efendi ile Batum’da evlenir. Mesleği öğretmenlik olan Hasan Dedemiz, Çerkes göçü öncesi, o zaman Osmanlı’ya bağlı Batum’dan İstanbul’a göçer ve yeni açılan bir okulda muallim olarak görevlendirilir. Anneannem ve büyük teyzelerim İstanbul’da doğup büyürler. Annem de Samatya’da doğar. Büyük dedemin en büyük emelinin Çerkes geleneklerini torunlarına kadar ulaştırmak olduğu söylenir. Anneannem subay olan dedemle evlenir. Dedem Erzurum savunmasında Kâzım Karabekir’in yanında savaşır.

İstiklal Savaşı kazanılmış, yeni Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur. Bu arada Çerkes Ethem meselesi vardır. Büyük dedem Çerkes Muallim Hasan Efendi hayata veda etmiştir. Annemin büyükleri subay olduğundan rütbelerine zarar gelir diye, evde Çerkes sözcüğünün fazla dile getirilmemesi ve ev dışında Çerkes dilinde konuşulmaması annem ve ailenin diğer çocuklarına tembihlenir. O günden sonra Çerkes sözcüğü ve dili sansürlü kullanılır. Sadece evde ve akrabalar arasında konuşulur.

Annem, babamla evlenip Anadolu’ya gider. Çerkes olduğunu saklama baskısıyla yetişse de annem Çerkes olduğunu hiç saklamadı ve unutmadı, evimizde Çerkes yemekleri yapıldı, gelenekler bize kadar uzadı. Anadolu kentine atanan her Çerkes memur ailesi, evimizde ağırlandı. Annem bizim akraba evliliği yapmamıza şiddetle karşı çıktı. Bilgisi, görgüsü, cesaretiyle çevreden takdir topladı. Anadolu kentindeki kızlar 15 yaşında evlendirilirken biz üç kız kardeş, yetiştirilişimiz ve eğitim yaparak meslek sahibi oluşumuzla çevremizdeki kız çocuklarına örnek olduk.

Lise çağına geldiğimde yürekte saklanıp konuşulmayanlara merak sardım ve her rastladığım Çerkes büyüğüme aile geçmişiyle ilgili bildiklerini anlattırdım. Liseyi bitirdiğimde heybem dolmuştu. Meslek olarak edebiyat öğretmenliğini seçmiştim. İşte o zaman yazmaya başladım, büyüklerimden dinlediklerim satır satır beyaz sayfalara dökülmeye başladı. Önce babamın, sonra eşimin görevi nedeniyle Anadolu’yu adım adım gezmiş ve çok ilginç yaşanmışlıklara tanık olmuştum. “Kadınlarin Öyküleri”ni yazıp, memleketin dört bucağından kadınları anlatmıştım, onların arasında bir göç çocuğu olan “Çerkes Gelini Denef” ilk yazdığım Çerkes öyküsüdür. Denef, teyzemin anlattığı yaşanmış bir hikâyedir. Denef bu hikâyenin Çerkes kadın kahramanıdır, benim de öykü kahramanım oldu. Bu öyküyü ilk kez anneme okuduğumda çok duygulanmıştı.

“Setenay: Bir Çerkes Kızı” çocukluğumdan beri dinlediklerimin bir romanda can bulmasıdır. Bu romanın kahramanları, kanlı canlı, geçmişte yaşamış anne akrabalarımdandır. “Setenay”ı yazarken çok duygu yüklüydüm, zaman zaman kalemimi bıraktım, ağladım, zaman zaman mutlu oldum, ama romanı bitirinceye kadar içimdeki burukluk hiç geçmedi. Kimi zaman Kafdağı’ndan, kimi zaman paşa konaklarından, kimi zaman sarayın altın varaklı aynalarından baktı Çerkes kızları… İncindiler, üzüldüler ama hiç vazgeçmediler ve dirençlerini kaybetmediler. Hayatta, kadere ve kedere direndiler. “Setenay” diğer kitaplarımın yanında en çok koruduğum çocuğum gibidir. Çünkü Setenay zor bir hayata, genlerinden gelen ve ulu kadın Setenay’dan aldığı güçle direnmiştir.

“Devlet Koydum Adını” romanımda da Çerkes geçmişimden kopamadım. “Devlet” adındaki kadın hâkimin aile öyküsü Çerkesya’daki atalarıyla başlayıp İstanbul’a uzanır. Çerkes torunu Devlet, hâkim olup Anadolu’nun en doğudaki kasabalarından birine atanır. Bir kadın hâkimin mesleğini icra ederken karşılaştığı olaylar dizisini, mesleğindeki zorlukları gerçeğe yakın bir kurguyla okuyucuya sundum. Dolaştığım, yaşadığım Anadolu kentleri ve oralardaki yaşam rehberim oldu.

“Siyah Atın Gözyaşı” bir Çerkes öyküsüyle başlar. Öyküde, bir Çerkes delikanlısı olan Cantemir’in at sevgisi ve atının vefası göz yaşartıcıdır.

Bu arada son görev yerim Kadıköy Anadolu Lisesi’nden emekli olmuş, İstanbul-Büyükada’ya yerleşmiştim. Uzun orman yürüyüşü saatlerim kendime dönüp düşünme, hayal kurma, kurgulama saatleri olmuştu benim için.

Hâlâ Büyükada’da yaşıyorum. Okuma ve yazmanın dışındaki zamanlarımı adalı dostlarımla geçirmek en büyük zevkim. Kitap kapağı görsellerini mesleği tasarımcı olan biricik oğlum Andaç hazırlıyor. Bazen kapak görsellerinde bana sürpriz yapar. Kitabımın özeti sayılan ve düşüncelerimi ve duygularımı görsele aktaran kapak grafiklerinde, beni ve kitabımı en iyi Andaç’ın anlatabildiğini düşünür, kapak görsellerini merakla beklerim.

Eşim de Çerkes kökenli olduğu için benim Çerkes öykülerimi merakla bekler, yazdığım öyküyü ilk kez ona okurum, o da geçmişe gider ve gözlerinin içi güler, çok mutlu olur. Yazarken okuyucularımda merak uyandırmayı ön planda tutarım. Okurlarım “Daha kitabın başında iken bizi meraka salıyorsun, bazen merakımızı yenemeyip gizli gizli sonraki sayfalara bakar, başa döneriz. Bazen de ters köşeye yatırıp şaşırtıyorsun” derler. Onlarda merak uyandırdığım için çok mutlu oluyorum. “Merak eden, okur” diye düşünüyorum. Ve ben merak edip okuyanlar için yazmaya devam ediyorum.

Gene bir Çerkes hayat… Çerkes doktor Jankat’la acıları mutlulukla harmanladım, gözyaşınız bazen sessiz sessiz gülümsemeye dönüşür. Jankat’ta aşkların en vefalısına tanık olursunuz. O da göç mağdurudur. Devamı romanda…

Yeni romanım “Jansarey”de, büyüklerimden dinlediklerim yeni kahramanlarla hayat buldu. Roman kahramanım, Büyükadalı (Prinkipo’lu) Çerkes güzeli bir ressam. Romanıma renk ve heyecan katan “Bahriyeli” de olması gereken yerde, uzak denizlerde… Çerkes ressam, fırçasıyla harikalar yaratmaya hazırlanırken, çok sevdiği arkadaşı Tasula’nın 6-7 Eylül olayları nedeniyle ailesiyle Atina’ya göçmesi, çok büyük yalnızlık yaşatır. Güçlü olmak, onurunu zaaflarına yenik düşürmemek için özlemlerini, tasalarını yüreğinin derinlerine gömer… Bu romanı okuduktan sonra aşk, hasret, özlem, sabır, başarı ve kavuşmanın bir arada yaşanmasına şaşırmanın heyecanı ile belki de romanı tekrar okumak isteyeceksiniz… Keyif ve heyecanla okuyun. “Jansarey” başucu kitabınız olsun!

Önceki İçerik
Sonraki İçerik

Yazarın Diğer Yazıları

Vefat: Kanbolat Görkem Arslan

Düzce Arapçiftliği Mahallesi'nden Hapiy Hatice Arslan ile Hupşı Avni Arslan'ın oğulları, Gamze Muslu Arslan'ın abisi Kanbolat Görkem Arslan vefat etmiştir. Ailesi, yakınları ve sevenlerine sabır dileriz....

Avrupa Çerkesleri nisan ayında Münih’te buluşacak

Avrupa Çerkes Dernekleri Federasyonu üyesi dernekler tarafından başlatılan geleneksel “Çerkes Kültür Günleri”, verilen uzun bir aranın ardından yeniden düzenlenecek. 3-5 Nisan 2026 tarihlerinde gerçekleştirilmesi planlanan...

Sosyal Medyalarımız

4,890BeğenenlerBeğen
1,353TakipçilerTakip Et
4,000TakipçilerTakip Et

Son Yazılar

- Advertisement -spot_img