1877 sonrasında Osmanlı muhaceret politikasını şekillendiren başlıca amil, devletin tarıma ilişkin kaygılarıydı. Tarım alanlarını genişletmek, tarımsal üretimi artırmak gerekiyordu.
Bu doğrultuda diğer muhacir grupları gibi Çerkesler de imparatorluğun tahıl üretilen bölgelerine yönlendirildiler.
Tahıl üretilen bölgelerdeki köyler daha fazla muhacir kabul edemez hale gelince yerel makamlar kentlere göçü yasakladı.
Yeni öncelikli yöntem olarak bulunabilen, boş ve verimli arazilerde cami ve okula sahip yeni köyler kurulmasıydı.
Devletin tarıma ve kırsal yerleşime ilişkin kaygıları yeni değildi. Köylüler önceki dönemlerde de topraklarını terk ettikleri için cezalandırılıyorlardı.
17. yüzyıldan itibaren Anadolu ve Suriye’de göçerleri yerleşik hayata geçirmek ve tarımla uğraşmalarını sağlamak bir devlet politikası haline gelmişti.
19. yüzyılın sonlarında birbiriyle ilişkili bir dizi faktörün etkisiyle yeni bir kaygı baş gösterdi. Bu faktörleri şöyle sıralayabiliriz:
1. En geniş tarım topraklarının bulunduğu Balkanlar’ın kaybedilmesi;
2. Dünya ekonomisi içerisinde Anadolu ve Suriye’nin rolünün değişmesi, tarımda piyasa için üretim yapılmaya başlaması, kapitalist Avrupa’nın bölgeye nüfuz etmeye başlaması;
3. Babıâli’nin Suriye üzerindeki gücünü yeniden tesis etme ve yerel egemenlerin güçlerini zayıflatma çabalarına ağırlık vermesi.
Şimdi Tanzimat zamanıydı. Bu dönemin alameti farikalarından biri de toprak reformuydu. Reformun amaçlarını şu şekilde ifade edebiliriz:
1. Yerleşik tarımın yaygınlaştırılması;
2. Ticaret yollarının açılması, demiryollarının döşenmesi. Ulaşım altyapısının kontrolünün devletin elinde olması;
3. Sultanın Suriyeli danışmanlarının atamaları da dahil olmak üzere, idari değişiklik yapılması.
Osmanlı devleti tarımsal üretim ve vergilendirme üzerinde daha sıkı denetim kurmak için birçok halkı bölgeye iskân etti ya da yerleşik hayata geçirdi.
Bölgeye yerleştirilen halklar arasında Çerkesler, Dürziler, Kürtler, Ermeniler, Asuriler vardı. Yerleşik hayata geçirilen halklar arasında ise göçer ya da yarı-göçer Bedeviler sayılabilir.
Ayrıca, 1858 Arazi Kanunnamesi (Land Code) ile toprak rejimi değişti. Bunlar arasında yeni köyler kurulmasından başka, daha önce düzensiz zamanlarda tarım yapılan topraklar üzerinde kalıcı yerleşimlerin kurulması da vardı.
Çerkes muhacirler ağırlıklı olarak Halep bölgesine, Golan Tepeleri’ne, Amman-Balka mıntıkasına ve Filistin’de Tiberya yöresine yerleştirildiler.
Hedeflerin çok net ifade edilmesine karşılık iskân süreci düzensizliklerle doluydu.
Muhacirin Komisyonu’nun yerelde tek şubesi vardı (Halep) ve bu durum büyük kargaşaya yol açıyordu. Şube, muhacir dalgaları karşısında hizmet vermekte yetersiz kalıyordu.
Şubenin yapabildikleri ulaşım vasıtaları temin etmek, muhacirleri miri arazilere yerleştirmek ve bir miktar para vermekle sınırlıydı.
Sonraki süreçte herkes kendi başının çaresine bakmak zorundaydı.
Nitekim çok sayıda muhacir, yerleştirilmek için yıllarca beklemek zorunda kaldı. Birçoğu da Anadolu’ya gitmeyi denedi.
Kaynakça: Shami, Seteney, 1992. 19th Century Circassian Settlements in Jordan. Studies in the History and Archaeology of Jordan IV. Amman: Department of Antiquities. (418-420)







