Osmanlı devleti, Balkanlar’daki toprak kayıplarının ardından dikkatini Arapça konuşulan vilayetler üzerinde yoğunlaştırdı.
Elde tutulması gereken yerlerden biri Mavera-i Ürdün’dü. O zamana kadar bölgeye Bedeviler ve kaos hâkimdi.
Osmanlı otoritesinin Mavera-i Ürdün’de etkin olması için bölgede bazı değişiklikler gerekiyordu. Bu değişikliklerin başında toprak rejimi ve iskân politikası geliyordu.
Yerleşimciler belli bölgelere kalıcı biçimde iskân edilecek, iskân politikası toprak mülkiyetiyle desteklenecekti.
Mavera-i Ürdün’de toplam üç iskân dalgası görüyoruz:
1. Yerli köylülerin geçinmek amacıyla yeni yerleşimler kurması;
2. Çerkes, Çeçen ve Türkmen yerleşimci kolonilerinin bölgeye iskânı;
3. Yerleşimcilere toprak tahsis edildiğini gören Bedevi kabilelerinin aynı haktan yararlanabilmek için yerleşik hayata geçmeye gönüllü olmaları.
Mavera-i Ürdün’de biri sultana ait, diğeri ise muhtelif sebeplerle el konan topraklar olmak üzere iki tür arazi vardı.
Çerkes ve Çeçen yerleşimcilere verilen topraklar ikinci tür arazilerdi.
Mavera-i Ürdün’ün tarihinde bilinen ilk kalıcı yerleşim 1878 yılına tarihlenir. Mekân Amman’dı ve ilk yerleşimciler Çerkeslerdi.
Osmanlı iskân politikasının ana hedefi vergi toplayabilmek, bunun için de tarım yapılacak toprakları Bedevi göçerlerden korumaktı.
Osmanlı devletinin Çerkeslerin savaşçı özelliklerine duyduğu güven, onları bu uç noktalara yerleştirmesinde önemli bir etkendi.
1920’li yılların başında Amman bir Çerkes köyü idi. Mavera-i Ürdün Osmanlı idaresi altındayken, Çerkesler Amman’ın istikrar içinde kalkınmasına katkıda bulunmuşlardı.
Kendilerine özgü kağnı arabalarıyla tekerlekli vasıtaları bölgeye ilk tanıtanlar Çerkesler olmuştu. Sonra bu arabaların kullanılması için yollar açmışlardı.
Asırlar önce Dekapolis tüccarlarının kullandığı yollarda şimdi Çerkes arabaları gidiyordu.
Çerkesler Mavera-i Ürdün’e ilk gittiklerinde Bedevi kabileleri onlardan nefret etmişlerdi. Bu nefretin birkaç sebebi vardı:
1. Çerkes yerleşimcilerin 10 yıl süreyle vergiden muaf tutulmuş olmaları;
2. Çerkeslerin Bedevilere koruma parası ödemeye yanaşmaması. Çünkü Çerkesler -diğer gruplardan farklı olarak- kendilerini koruyabiliyor, dolayısıyla Bedevilerden yardım almaya ihtiyaç duymuyorlardı.
3. Çerkes yerleşimciler ile Osmanlı makamları arasındaki yakın ilişki. Kolluk güçlerinde görev yapan Çerkeslerin Osmanlı üniforması giymeleri Bedeviler tarafından hoş karşılanmıyordu.
Bu handikapa rağmen, Amman Çerkesleri 1890’lı yılların sonunda bölgenin en önemli Bedevi kabilesi olan Bani Sakhr ile ittifak yapmayı başardılar.
Buna göre Çerkesler ve Bani Sakhr kabilesi üçüncü taraflarla çatışmalarda birbirlerine destek vereceklerdi.
Kaynakça: Abu Assab, Nour. “Narratives of Ethnicity and Nationalism: A Case Study of Circassians in Jordan.” Doktora tezi. University of Warwick, 2011.








